sondakika.com
Son Dakika

İsveç seçimlerine doğru Kadir Kasirga: Refah devleti mi, büyüyen eşitsizlik mi?

İşçilikten sendikal mücadeleye, oradan İsveç Parlamentosu’na uzanan bir yolun ardından Kadir Kasirga 13 Eylül seçimlerinde yeniden aday. Kasirga, seçimlerin yalnızca iktidarı değil, İsveç’in sosyal ve ekonomik yönünü de belirleyeceğini söylüyor.

Fotoğraf: Bianet

İsveç, 13 Eylül 2026’da parlamento, bölge ve belediye seçimleri için sandığa gidiyor. Parlamento seçiminde 8 milyon 46 bin 725 seçmenin oy kullanma hakkı bulunuyor. 349 sandalyeli parlamento için sekiz büyük parti yarışırken, başlıca rekabet Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar ile Başbakan Ulf Kristersson’un liderliğindeki sağ hükümet bloğu arasında yaşanıyor.

Seçimde dikkat çeken adaylardan biri de Sosyal Demokrat milletvekili Kadir Kasirga. 15 yaşında ailesiyle İsveç’e gelen, işçilik ve sendikal mücadelenin ardından parlamentoya giren Kasirga, Stockholm Sosyal Demokratlarının listesinde beşinci sıradan yeniden aday. Kasirga’nın göçmenlik ve emek geçmişinin yanı sıra İsveç’teki Kürt diasporası, NATO süreci, Türkiye’de Kürt meselesi ve Suriye’de Kürtlerin geleceğine ilişkin tutumu da adaylığını yakından izlenen hale getiriyor.

Kasirga ile İsveç’te sağın yükselişinden NATO sürecinin Kürtlerde yarattığı güvensizliğe, Türkiye’de Kürt meselesinden Suriye’nin geleceğine kadar birçok başlıkta konuştuk.

“Beni en fazla şekillendiren iki önemli etken var, birincisi Kürt özgürlük hareketinden gelen ve siyasetin konuşulduğu bir aile ortamından gelmem ve ikincisi lise ve çalışma hayatında gördüklerim oldu. İnsanların geçim sıkıntısını, iş güvencesinin ne kadar önemli olduğunu, hastalandığında gelir kaybetmenin ne anlama geldiğini yakından biliyorum. Aynı zamanda örgütlenmenin ve dayanışmanın insanlara nasıl güç verdiğini de gördüm.”

Kasirga, son dört yıldaki sağ hükümeti ve hükümetin siyasi dayanağı olarak tanımladığı İsveç Demokratlarını eleştiriyor. Seçimlerin ardından Magdalena Andersson liderliğinde Sosyal Demokratların öncülüğünde yeni bir hükümet kurulmasını istiyor.

Biz Sosyal Demokratlar farklı bir siyasi yol öneriyoruz. İşsizliği azaltmak, daha fazla insanı işe kavuşturmak, sağlık ve eğitim gibi refah hizmetlerini güçlendirmek istiyoruz. Hastalandığı için çalışanların ekonomik olarak cezalandırılmasına yol açan karensavdrag’ı kaldırmak istiyoruz. Emeklilerin ekonomik koşullarını iyileştirmek ve ailelerin ekonomisini güçlendirmek istiyoruz. Benim açımdan temel soru şu, İsveç’in kaynaklarını en zenginlerin vergilerini daha fazla düşürmek için mi kullanacağız, yoksa sağlık, eğitim, altyapı ve insanların ekonomik güvenliği için mi? Bu nedenle 13 Eylül sadece hükümeti kimin kuracağıyla ilgili değil. İsveç’in önümüzdeki yıllarda daha eşit ve dayanışmacı bir toplum mu, yoksa ekonomik ve sosyal farkların daha da büyüdüğü bir toplum mu olacağıyla ilgili bir seçim.

Kasirga, parlamentoda işçilik ve sendikal mücadele deneyimi olan insanların daha güçlü temsil edilmesi gerektiğini de söylüyor.

Kasirga, İsveç’te yaşayan Kürtlerin siyasi tercihlerinin yalnızca Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki gelişmeler üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkıyor.

“İsveç’te yaşayan Kürtler her şeyden önce İsveç toplumunun bir parçasıdır. Onlar da diğer seçmenler gibi iş, konut, eğitim, sağlık, emeklilik ve çocuklarının geleceğini düşünüyor.Bir insan İsveç’te daha güçlü bir refah devleti ve daha adil bir çalışma hayatı için mücadele ederken aynı zamanda Türkiye’de demokrasi, İran’da insan hakları veya Suriye’de Kürtlerin hakları konusunda da duyarlı olabilir. Ben Kürt kökenli bir İsveç milletvekiliyim, fakat İsveç Parlamentosu’nda görevim İsveç seçmenlerini temsil etmektir. Aynı zamanda insan kendi geçmişini ve kimliğini parlamentonun kapısında bırakmıyor.”

NATO üyelik sürecinin ise Kürtlerde güven sorunu yarattığını söylüyor:

“Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamak için öne sürdüğü talepler nedeniyle Kürt örgütleri, siyasi faaliyetler ve iade talepleri uzun süre tartışmanın merkezinde kaldı. Bunun sonucunda birçok Kürt, kendisini bir anda İsveç ile Türkiye arasındaki bir pazarlığın konusu haline gelmiş gibi hissetti.

İsveç’te yaşayan insanların temel hakları ve hukuk devletinin ilkeleri başka bir devletle yapılan siyasi pazarlığın konusu olamaz.”

“Barış yalnızca silahların susması değildir”

PKK’nin feshi ve silah bırakma sürecini “tarihi bir fırsat” olarak değerlendiren Kasirga, Türkiye’de kalıcı çözüm için siyasi ve demokratik adımlar gerektiğini söylüyor.

“Kürt meselesi PKK ile başlamadı ve PKK’nin silah bırakmasıyla da kendiliğinden sona ermeyecek. Kürt meselesinin Türkiye’de yüz yılı aşan tarihsel, siyasi ve toplumsal boyutları var.

Kürtlerin kimliğinin ve dilinin özgürce yaşanabilmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve seçilmiş siyasetçilerin görevlerinden alınarak yerlerine kayyum atanması uygulamasına son verilmesi gerekiyor.”

Kasirga, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ekrem İmamoğlu ve Osman Kavala’nın durumlarının da Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından önem taşıdığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini belirtiyor.

“Eğer silahların bırakılması demokratik reformlarla tamamlanırsa sadece Kürtler değil, Türkiye’de yaşayan bütün insanlar bundan kazanır. Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış aynı zamanda demokrasi, hukuk devleti, eşit yurttaşlık ve insanların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayabilmesidir.”

Kasirga, Türkiye’de demokratik siyasi aktörlerle ve Kürt siyasetini temsil eden çevrelerle temaslarının olduğunu, DEM Parti, CHP ve Yeni Parti ile ilişkilerinin bulunduğunu söylüyor.

“Benim için bu temaslarda temel mesele herhangi bir partinin iç siyasetine müdahil olmak değil; demokrasi, insan hakları ve barış sürecini anlamak ve desteklemektir.”

İsveç seçimlerinin de bu görüşmelerde gündeme geldiğini belirten Kasirga, Selahattin Demirtaş’a şu mesajı gönderiyor:

Sizin aracılığınızla da İsveç’teki seçim çalışmalarımıza başarı dileklerini ve selamlarını gönderen Sayın Selahattin Demirtaş’a en derin selamlarımı gönderiyorum ve umarım en kısa zamanda kendisiyle özgür bir ortamda görüşürüz.

Dört yıl sonra asıl bir İsveç?

Kasirga, Suriye’de geçmişin merkeziyetçi ve farklı kimlikleri yok sayan devlet anlayışına geri dönülmemesi gerektiğini savunuyor.

“Suriye’nin geleceği Suriyelilerin kendileri tarafından belirlenmeli. Ama yeni Suriye bütün halkların ve inanç gruplarının haklarını güvence altına alan demokratik bir ülke olmak zorunda. Kürtlerin kimliği, dili, kültürü ve siyasi temsili anayasal güvence altında olmalı.İsveç ve Avrupa Birliği’nin görevi demokratik, kapsayıcı ve bütün etnik ve dini grupların haklarını güvence altına alan bir siyasi çözümü desteklemek olmalı."

Dört yıl sonrasına ilişkin hedeflerinin merkezinde ise işsizliğin ve aşırı sağın gerilediği, çalışanların ve emeklilerin ekonomik güvencesinin güçlendiği bir İsveç var.

Parlamentoda emek dünyasının sesinin daha güçlü çıkmasına katkıda bulunmak istiyorum. Çünkü siyasetin sadece hayatı boyunca siyasette çalışan insanların işi olmaması gerektiğine inanıyorum.
Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü