sondakika.com
Son Dakika

Kabalaşma ve özür dile

Yeni adli yıl başladı…Kaba olmamalı! Öyle ama geçmiş adli yılda yaşanan ve birikmiş utançlar ne olacak? Kimse üstüne alınmıyor? Bunca haksızlık, hukuksuzluk kimin eseri?

Kapak görseli son-dakika.com tarafından üretildi

Slovenya örneği ilginçtir, kabalaşmak kadar!

Slovenya Orta Avrupa'nın güneyindeki ülkedir. Ekim 1918'de Sloven, Hırvat ve Sırp Devleti adıyla bağımsız bir devlet kurdular. 1945'te Yugoslavya'nın bir parçası olmuş Haziran 1991'de bağımsızlığını ilan etmiştir.Slovenya, İnsani Gelişme Endeksi'nde üst sıralarda yer alan yüksek gelirli bir ekonomiye sahip gelişmiş bir ülkedir.

2002 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası Alanı olan Ljubljana Bataklığı vedünyanın en eski ahşap çarkı olan Ljubljana Bataklıkları Ahşap Çarkı ile birlikte korunmaktadır.

Ljubljan Üniversitesinde felsefe öğrenimi gördükten sonra aynı üniversitenin hukuk fakültesinin kriminoloji bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Slovenyalı düşünür ve sosyolog Reneta Saleci 1962 doğumlu ve çeşitli gazetelerde köşe yazıları yazıyor.

Metis Yayınları ilk basımı Haziran 2026’da yapılan Reneta Salecl’in Kabalık Çağı adlı eserini Bülent Kale çevirisiyle Türkçe’ ye kazandırmıştır.1

Bu önemli eserin Türkçe Baskıya Önsözü aslında sözün özü…

“Bir akşam mahallede yürüyüş yaparken kaldırımda tek başıma duran bir köpek yavrusu gördüm. Hayvanın kaybolmuş olabileceğini düşünerek biraz daha yaklaştım ama binanın karanlıkta kalan tarafından uzanıp gelen tasmasının ipine takılıp neredeyse düşüyordum. Güçlükle dengemi sağladığımda, karanlıkta birinin bana öfkeyle bağırdığını duydum:“önüne baksana! Kör müsün?” köpeğin sahibi bana dönüp korkan hayvanı sakinleştirmeye girişti. Ben bir şey diyemedim Neredeyse düşüyordum, hepsi bu Köpeğe zarar vermemiştim ki.

Sonra bir Türk arkadaşım bana İstanbul’da başına gelen benzer bir olayı anlattı. Hıncahınç dolu bir metroda tutmaç sıkıca kavramış giderken gayet şık giyinmiş, ince yüksek topuklu biri hızla metroya girerken sertçe ayağına basmış. “Ahh!” diye acıyla bağırıp ayağını çekmiş arkadaşım. Kadın özür dilemek yerine bir de çıkışıp“Ne giriyorsun ayağımın altına!”demiş.

Arkadaşım tuhaf bir izlenime kapılmış, sanki sırf varlığı bile birilerine engelmiş gibi. Ayağı ezilmekle kalmamış, yer kaplamakla da suçlanmıştı”

Böyle bir eserin önsözünde yer alan bu iki olayla ilgili ne düşünürsünüz?

Asıl suçlu siz değilsiniz ama siz suçlusunuz! Gözünüzün önünde olup biten vakalara, hatta suçluluğa tanık oluyorsunuz. Ayrıca mağdursunuz, zarar gören sizsiniz. Ama azar işitiyorsunuz! Bin türlü vakayı yaşamışsınız ve bin türlü olaya tanıksınız. Bin türlü derdimize eklenenleri nasıl anlatabilirsiniz?

Ne değişti? Neyi yitirdik ve yerine ne geldi?

Kabalık nerden çıktı? Saygılı olmayı ne ara yitirdik?

“ İdeal bir dünyada, herkes derhal özür dileyerek söze başlardı. Köpeğin sahibi neredeyse düşmeme sebep olduğu için özür dilerdi, ben de küçük köpeği korkuttuğum içinözür dilerdim.Metrodaki kadın. Arkadaşımın canını yaktığı içinözür dilerdi,arkadaşım da tıkış tıkış toplu taşıma aracındaki o kaçınılmaz sıkışıklık içinözür dileyebilirdi.Ama öyle olmadı. Özür değil suçlama vardı. Anlayış değil öfke vardı. Kabalık yeni çıkmış bir şey değil (…)”

Kabalık… Çok basit bir kelime gibi ama felaketlerin habercisi…

Yazar’agöre her toplumun kendine özgü hareket etme, yok sayma, aşağılama, dışlama biçimleri var. Artık “nezaket maskesi” yok. Bir zamanlar nezaket maskesi altında saklananlar şimdi genelde açıkça ve gururla alenen ortalığa dökülüyor… İnsanların üslubu kaba…Bu kabalık çok mu kötü? Ama kabalaşanlar kendini tutmayı zayıflık, sanki aptallıkmış gibi görüyorlar.

O zaman mesele sadece “özür dilerim” demeyi becerememekten ibaret değil…“Artık başkaları bize sıkıntı veren birer belaya, zaman kaybına, etrafından dolanılması gereken birer soruna dönüşür”

“Kabalık çağdaş kapitalizm dilinin bir parçası artık.”

Yazar devam ediyor “ Siyasette hakaret, performansa dönüştü. Sosyal medyada aşağılama eğlence niyetine kullanıyor. En önemlisiyse öfke artık iletişimin önünde bir engel değil, itici bir güç haline geldi…”

Etrafımızın bu hale geldiğini kim inkar edebilir?

Kayıtsızlık öfkeye döndü. Kabalık artık sadece görgü kurallarıyla ilgili olmaktan çıktı. İnsanların başkalarıyla ilişkilerinde öfke ve saldırganlıkla, herkesi hor görme, aşağılama, başkalarını küçümsemekten haz duyma olarak açıklanıyor.

Küçük küçük şeyler, önemlidir ve biriktirilmeye değer. Küçük küçük sorgulardan bir hayata, topluma ve insanca yaşamaya uzun bir yol gider.

Ve yazar amacının umutsuzluk olmadığını söylüyor. Ona göre toplumu bir arada tutan şey, çoğu zaman fark edilmeyen ama birbirimizin varlığını fark edip tanımamızı sağlayan ufak çaplı hareketlerdir. Ve “Kabalığı incelemek aslında nasıl toplumları savunmak istediğimizi sormaktır”diyor.

Kitapta Polonyalı gazeteci Martin Mycielski’nin görüşlerine yer verilmiş.

Donald Trump örneğinden yol çıkan gazeteci Mycielski, otoriter hükümetlerin ve çağdaş olduğunu iddia eden otoriter siyasetçilerin demokratik sistem sayesinde seçimle geldiklerini ve böl-yönet stratejisiyle ülkeyi yönettikleri fikrinde. Öyle ki; kendilerini vatansever ilan ederler, karşılarındaki ise millet düşmanı olarak anarlar. Yasaları ayaklar altına alır, demokrasinin altını oyma hakları varmış gibi davranırlar.

“Otoriter siyasetçiler ne yapıp edip kamu iletişim araçlarına hakim olmaya, bu araçları siyasi propagandalarına alet etmeye çalışırlardı. Muhalif medyanın siyasetçilerin toplantılarına katılmasını engeller, basın özgürlüğünü kısıtlayan yasalar çıkarırlardı. Bu yüzden otoriter rejime muhalefet edenler iktidarla ters düşen her iletişim aracı , kesinlikle suçlanan her gazeteci için mücadele etmeliydi. Basın özgürlüğü yoksa demokrasi de olmazdı”

Gazeteci soruyor: “Kaos” otoriter siyasetçi için ne demektir?

“Kaos, süre gelen tehlike duygusu, otoriter hükümetin işine gelirdi. Tüm bunlar insanların refahı ve korunması söylemi kisvesi altında otoriter yasalar çıkarma imkanı sunardı.Ama insanların böyle tuzaklara düşmemesi, hükümetin yarattığı kaosun ötesinde bakmalar hayati önemdeydi, çünkü aksi takdirde bir gün uyandıklarında kendilerini tümüyle totaliter ve faşist bir ülkedebulabilirlerdi.”

Slovenya’daki bu duruma bakarsak sanki dünyanın her yerinde faşist rüzgarlar esiyor . Sağcılar ve otoriter hükümetler onların siyasetçileri işbaşına geliyor.

Otoriter iktidar elinden geleni ardına koymaz. Öyle ki bu görüşün aktarıcısı olan Salecl’e göre bu iktidar yargının kontrolünü eline alır. Anayasa Mahkemesinin kontrolünü ele geçirmeyi özellikle ister diyor. Ve protesto hakkını kısıtlamayı ihmal etmeyeceği görüşünde. Üstelik bunların hepsini “güvenlik” adına yapar ve siyasal iktidarın mahkemeleri hedef alan saldırılarının engellenmesi gerektiği düşüncesindedir.

Bütün dünyayı ve öncelikle Avrupa’yı saran sağa kayış ve otoriter rejimlere karşı çıkmak için halkın giderek uyuşup kaderine boyun eğmemesi gerekir. Demokrasiyi yaşatmak için politik uyuşukluğu aşmak olmazsa olmaz bir şarttır. Politik uyuşukluğu aşmak, kabalaşmayı reddeder. Küçük gözüken şeylere aldırmazlık etmek demokrasiyi kemirir.

Nezaket gereklidir. İnsanlara saygı için özür dilemek utanılacak bir davranış değildir.

İnsanı amaç olmaktan çıkarıp araç olarak gören rejimlerin yeni adli yılda getirecekleri tüm olumsuzluklar karşısında; insan onurunun , hukukun, adaletin korunmasına, uyuşukluk göstermemeye, aldanmamaya, savunmanın gücünü insan hakları hukukunu yaratmaya ve korumaya, yeni adli yılda bir kere daha söz veriyorum.

Gelecek; insan onurunun, insan haklarının korunmasıdır, insan haklarının hukukudur.

Yeni adli yıl başladı…Kaba olmamalı! Öyle ama geçmiş adli yılda yaşanan ve birikmiş utançlar ne olacak? Kimse üstüne alınmıyor? Bunca haksızlık, hukuksuzluk kimin eseri?

Adalet diye diye hala insanların gözünü oymak, özgürlüklerini öldürmek hukuk mudur?

Zor olan insan olmak mı, insanlık mı? Adalet ne? Hukuk ne?

Geçmiş adli yılda yaşanmış insan hakları ihlalleri, hapishanelerin çokluğu nedendir?

Yargı eliyle baskılarla insanların üstüne basa basa özgürlükleri istisna , korkuları esas, özgürlüğü tutsak, adil yargılanma hakkını yok sayanlar kimlerdir?

Bütün bu sorularla mücadelede eksik olduğumdan ve bir dirhem adalete muhtaç bırakan zihniyetlerin demokrasilerde yarattığı tehlikelerden hala insanları kurtaramadığımız için

1Kabalık Çağı. Renata Salecl. Metis Yayınları. Haziran 2026

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü