Önce Fatih, ardından Üsküdar… Son birkaç gündür İstanbul’da polis, insansız hava araçlarıyla (drone) kamusal alanda içki tüketen insanları hedef alıyor.
31 Ağustos’ta Fatih’te surların bulunduğu alana drone ile yaklaşan polis, araç üzerindeki hoparlörden “Bu bir polis dronudur. Bu bölgede alkol içmek yasaktır. Derhal bu bölgeden ayrılın”anonsu yaptı.
Bir gün sonra benzer görüntüler Üsküdar sahilinden geldi. Bu kez drone, “Burada alkol tüketimi yasaktır. Lütfen uyarılara uyup uzaklaşın. Aksi takdirde cezai işlem uygulanacaktır” diye seslendi.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, dronları İstanbul'un 39 ilçede asayiş ve narkotik denetimleri dahil farklı amaçlarla kullandığını savunuyor.
"İçki içmenin değil, çevreye rahatsızlık vermenin cezası var"
Uygulamayı, bianet’e değerlendiren Avukat Mehmet Ümit Erdem, polis dronunun anonsundaki “Bu bölgede alkol içmek yasaktır” ifadesinin genel bir kanuni karşılığı bulunmadığı görüşünde. Çünkü Türkiye’de kamusal alanda alkollü içki tüketmek yasak değil.
Erdem’e göre 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Sarhoşluk” başlıklı 35. maddesi, içki tüketimini tek başına kabahat olarak düzenlemiyor. Madde, “sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde davranışlarda bulunan” kişi hakkında idari yaptırım öngörüyor. Dolayısıyla kişinin parkta, sahilde veya başka bir açık alanda içki tüketmesi, başka bir davranış eşlik etmediği sürece 35. maddedeki kabahati oluşturmuyor.
Mevcut düzenlemenin “alkol kullanma” ile “sarhoş olup çevreyi rahatsız etme” arasında açık bir ayrım yaptığını ekleyen Erdem şöyle diyor:
“Mevzuatımıza göre açık alanlarda alkol kullanmanın herhangi bir cezası ve yaptırımı yok. Sadece Kabahatler Kanunu’na göre, alkol kullanma sonrası çevreye zarar verme, vatandaşı rahatsız etme durumunda bir idari yaptırım düzenlenmiş durumda. Bu da bir para cezası.”
İçki içmeyi yasaklayan Valilik kararı mahkemeden dönmüştü
Açık alanda içki tüketiminin yasaklanmasına yönelik girişimler yeni değil.
İstanbul Valiliği, 17 Ağustos 2023 tarihli “Alkol Satışı ve Alkollü İçeceklerin Tüketimi” konulu genelgeyle park, piknik ve mesire alanları, sahil bandı, plaj ve benzeri yerlerde içki tüketimini yasaklama girişiminde bulunmuştu.
Erdem genelgeyi yargıya taşıdı. İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nin davayı reddetmesinin ardından İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, 27 Aralık 2024’te Erdem’in istinaf başvurusunu kabul etti ve Valiliğin işlemini iptal etti.
BİM kararında, Anayasa’nın 13. maddesini hatırlatarak temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbirlerin kanuna dayanması gerektiğini, söz konusu kanunun açık alanlarda alkol tüketilemeyeceğine ilişkin bir hüküm içermediğini belirtti.
Açık alanlarda “salt alkol tüketilmesi”nin kamu düzeni ve güvenliğini bozmasından söz edilemeyeceğine de hükmetti ve genelgede hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna vardı.
“2023’teki bir denemeydi, şimdi durum daha tehlikeli”
Erdem, bugün dronlarla yapılan uygulamayı 2023’teki genelgenin devamı niteliğinde değerlendiriyor. Ona göre göre bugünkü uygulama, 2023'te yargının iptal ettiği genelgeden daha ciddi bir hukuki sorun yaratıyor.
Çünkü 2023’te idarenin en azından yazılı ve yargısal denetime açık bir düzenleyici işlemi bulunuyordu. Bugün ise böyle bir genelge yok:
“İçki içenler üzerindeki baskının bugün daha da derinleşmiş olduğunu görüyoruz. 2023 bir denemeydi. Valilik bir karar aldı ve yargıdan döndü. Ama şu anki uygulama daha tehlikeli. Çünkü ortada bir karar yok.
Yeni uygulamayla hiçbir düzenleme veya mevzuatla bağlı kılmaksızın fiili bir durum yaratıyor ve bunun sonuçları aslında daha öncekinden daha ağır.”
Erdem, yeni uygulamanın dayanağı olabilecek bir genel emir veya genelge aradığını ancak bulamadığını da anlattı:
“Görüntüler çıkınca genelge var mı diye baktım, yeni bir dava konusu yapmak için. Ama bulamadım. Dolayısıyla ortada düzenleyici işlemin iptali için açılabilecek bir dava yok.”
Erdem “Giderek içkiyi yasak haline getirilmeye çalışılıyor. Toplumu muhafazakârlaştırmaya çalışıyorlar.” diye konuştu. Denetimim “Yaşam tarzında müdahale” olarak nitelendirdi.
“Polis denetleyebilir ama içki içeni potansiyel tehlike olarak göremez”
Polisin suç işlenmesini beklemeden devriye gezebileceğini, genel asayiş kapsamında denetim yetkisinin bulunduğunu anlatan Erdem ancak bunun polisin müdahale için sınırsız yetkisi olduğu anlamına gelmediğini belirtti.
Yetkinin yalnızca alkol tüketenleri hedef alacak şekilde kullanılamayacağını da söyledi.
“Polisin denetim yapma yetkisi her zaman var. Ancak vatandaşı taciz edecek şekilde ya da sadece alkol kullananları potansiyel tehlike olarak gösterecek şekilde denetim yapması ise usulsüz.
Dolayısıyla sadece alkol kullanıyor diye insanlar üzerinde denetim yapması, uyarılarda bulunması hukuksuz.”
Erdem’e göre polis devriye sırasında da çevreyi gözlemleyebilir. Sarhoşluk, taşkınlık, gürültü veya başkalarını rahatsız eden somut bir davranış gördüğünde müdahale edebilir. Ancak henüz böyle bir davranış yokken yalnızca kişinin elindeki içkiye bakarak onu bulunduğu yerden uzaklaştırmak farklı bir müdahale oluşturuyor.
“Polisin devriye görevi de var. Polisin gelmesi için bir suç işlenmesi gerekmiyor. Genel gözetim yetkisi kapsamında polis veya bekçiler dolaşabilirler ama sadece gözlem yapabilirler. Normal bir şekilde oturan insanları taciz edemezler, rahatsız edemezler. Makul bir suç şüphesi olmadan harekete geçemezler.”
Erdem sorunun devriye faaliyeti değil, yalnızca alkol tüketen kişilerin “potansiyel suçlu” gibi değerlendirilmesi olduğunu da ekledi.
Peki polis dronuyla çekilen görüntüler daha sonra idari yaptırımın delili olarak kullanılabilir mi? Erdem bunun da hukuki dayanağının tartışmalı olduğunu anlatıyor.
“Yasal mevzuata dayanmayan bir izleme, gözleme faaliyeti baştan hukuksuz delil olarak kabul edilmeli.”
Erdem ayrıca görüntülerde kişinin taşkınlık yapmadığının görülmesi halinde bunun cezaya karşı yapılacak itirazda özellikle ileri sürülmesi gerektiğini belirtti. Görüntülerin istenmesini ve hâkim tarafından incelenmesinin talep edilmesini önerdi:
“Orada bir taşkınlık olmadığı, hukuka aykırı bir işlem olmadığının açıkça görülmesi gerekiyor.”
Öte yandan ortada iptali istenebilecek yazılı bir genelge bulunmaması, Erdem’e göre hukuki mücadeleyi bireysel işlemlere kaydırıyor. Yine de drone uyarısının ardından hakkında işlem yapılan kişilerin yargı yoluna başvurması gerektiğini söylüyor:
“İdari para cezası kesilmesi durumunda insanlar bu cezaya Sulh Ceza Hâkimliği önünde itiraz etmeliler.
Olağan başvuru yollarının tüketilmesinin ardından mesele Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kadar taşınabilir. AYM böyle bir başvuruda açık alanda alkol tüketimine yönelik uygulamanın sınırlarını belirleyebilir. Ve tartışma ancak AYM’nin bu yönde vereceği bir kararıyla sona erebilir.”
Erdem sözlerini “Giderek hareket alanımız daralıyor. En küçük bir hukuksuzluk bile zamanında ses çıkartılmadığı zaman çok büyük bir sorun olarak karşınıza çıkabiliyor. O yüzden vatandaşların ve hukukçuların, küçük olduğuna bakmaksızın hayat tarzına müdahale eden veya insan haklarına aykırı olduğunu düşündüğü her olayla ilgili gerekli kurumlara başvurması önemli.” diyerek sonlandırdı.