Geçen hafta, Rus basınında Türkiye’ye yönelik tavrın değişmeye ve Türkiye hakkında olumsuz yorumların çıkmaya başladığını söylemiştim. Çok geçmedi, Rus yetkililer de Türkiye’ye yönelik olumsuz mesajlar vermeye başladı. Basında da yazıldığı üzere, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD ve Türkiye’nin Ukrayna’ya silah satışının ilişkileri kaçınılmaz biçimde olumsuz etkileyeceğini savundu.
Bildiğimiz üzere son üç yılda, Türkiye ile Rusya arasında hem Suriye’de, hem de Güney Kafkasya’da siyasi çatışma kendisini gösterdi. Rusya’nın 2022’den beridir Ukrayna’da bir batağa saplanmış olması, başka yerlere güç ayırmasına engel oldu. Sonuçta, Güney Kafkasya’da Azerbaycan-Ermenistan Savaşı sonrasında Rusya’nın kurduğu hakemlik düzeni, tuzla buz oldu.
Suriye’de Rusya’nın müttefiki olan Baas yönetimi, iskambilden piramit gibi çöküverdi. Haziranda Ermenistan’daki seçim kampanyasındaysa, bütün bir Batı dünyasının (hem Trump’ın ABD’si hem de İngiltere ve AB) yanı sıra Azerbaycan ve Türkiye de Batı’ya yakınlaşma mesajı veren mevcut Başbakan Nikol Paşinyan’ı desteklerken Rusya, muhalefete destek verdi. Sonuçta, Türkiye ve Batı’nın istediği aday kazandı.
Rusya eğer Ukrayna batağına saplanmış olmasaydı, bu bölgelerde Rusya’ya karşın bir değişiklik, böyle kolay olmazdı. Ne var ki yeni sorunlarla uğraşacak durumda olmayan Rusya yönetimi bunlara sessiz kaldı. Oysaki Ukrayna, her açıdan çok farklı.
Burası, Rusya açısından hem milli hem dini hem de jeopolitik önem taşıyor. (Ukrayna’nın Rus milliyetçileri açısından taşıdığı önemi ve burasının neden Rusya ile Batı arasında bir çatışma alanı olduğunu Cumhuriyet Yayınları’ndan çıkan “Ukrayna: Dünyanın Siyasi Fay Hattı” adlı kitabımda yazdım. İlgilenenlere tavsiye ederim). Buna karşılık, Türkiye’nin bildiğini zannettiği, ama bilmediği bir bölge (bizde hem Rusça, hem de Ukraynaca bilen kişi, neredeyse hiç yok.
Yerel kaynaklardan kendi gözlerinizle takip edemediğiniz bölge, sizin bilmediğiniz bir bölgedir). Dolayısıyla Ukrayna konusunda Rusya’yla şu aşamada çatışmaya girme ihtimalinin iyice düşünülmesinde fayda var. Bu günler, tam da ABD ile Rus liderlerinin Alaska’nın Anchoridge kentinde buluştukları ve Ukrayna konusunda ön uzlaşmaya vardıkları tarihin birinci yıldönümü.
Bu zirve, Rusya’nın gözünde, Batı’nın bölünmeye başladığına işaret ediyordu. Ne var ki bu bir yılda Trump, Rus karşıtı çizgideki İngiltere ve AB’yi ikna edemedi. Üstelik, İran’a saldırması ve burada adeta bir batağa sağlanması Trump’ı, ABD’de Rus karşıtlığının başını çeken Demokratlar karşısında daha zayıf bıraktı.
Sonuçta Trump, ABD’de ve Avrupa’da Rusya’yla mücadeleyi sürdürmek isteyenlerin çizgisini önemli ölçüde kabul etmek zorunda kaldı. KURİL ADALARI ZİYARETİ Rusya doğuda da sorunlarla karşılaşıyor: Putin, geçen hafta, Rusya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasında Japonya’dan aldığı Güney Kuril Adaları’nı ziyaret etti.
Rusya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasında, savaş tazminatı gerekçesiyle ilhak ettiği iki toprak parçası var: Biri, Almanya’nın Doğu Prusya bölgesi olan bugünkü Rusya’nın Kaliningrad ili, diğeriyse Kuril Adaları. Ne var ki Almanya’dan tazminatın mantıklı olmasına karşılık Japonya’dan böyle bir tazminatın makul tarafı yoktu.
Çünkü Japonya Rusya’ya saldırmamıştı. O nedenle Tokyo, bu adaları kendi toprağı saydı. Fakat Putin’in ziyaretine Japonya’nın gösterdiği sert tepki, ABD’nin de Japonya’ya bu konuda destek vermesi, Ukrayna’da güç kaybetmenin Rusya için yaratacağı sıkıntıları gösteriyor.
Sonuç olarak Ukrayna savaşı, yeniden “ilk kim devrilecek” mücadelesine döndü. Bunun böyle sürüp sürmeyeceği, Avrupa ülkelerinde gelecek yıl yapılacak seçimlere bağlı olacak.