Zayıflama iğneleri artık yeni bir konu değil. Ne işe yaradıklarını, iştahı nasıl etkilediklerini, kimlerin kullanabileceğini ve olası yan etkilerini uzun zamandır konuşuyoruz. Bence artık başka bir soruyu konuşmanın zamanı geldi: Kilo verirken ne kaybediyoruz?
Kilo kaybı sırasında yağ dokusuyla birlikte yağsız vücut kütlesinde de azalma görülebiliyor. Üstelik hızlı ve belirgin kilo kayıplarında bu konu daha fazla önem kazanıyor. GLP-1 temelli tedavilerle ilgili çalışmalar da kilo kaybının bir bölümünün yağsız kütleden geldiğini gösteriyor.
İşte tam bu noktada hedefimizi değiştirmemiz gerekiyor. Amaç yalnızca “10 kilo verdim” diyebilmek değil; mümkün olduğunca yağ kaybederken kası koruyabilmek olmalı. İŞTAH AZALINCA BESLENMEK DE ZORLAŞIYOR Zayıflama ilaçlarının sağladığı iştah kontrolü birçok kişi için tedavinin en önemli avantajlarından biri.
Daha çabuk doyuyor, daha küçük porsiyonlarla yetinebiliyor, eskisi kadar sık yemek düşünmüyorsunuz. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. İştah çok azaldığında kişi yalnızca daha az kalori almıyor; protein, vitamin ve mineralleri de daha az almaya başlayabiliyor.
Özellikle “Canım hiçbir şey istemiyor, zaten çok az yiyorum” cümlesini bir başarı göstergesi olarak görmemek gerekiyor. Çünkü az yemek ile yeterli ve dengeli beslenmek aynı şey değil. Sabah birkaç lokma, öğlen kahve, akşam biraz çorba...
Tartı bu düzenden memnun görünebilir. Peki kaslarımız? Kas dokusunun korunabilmesi için vücudun hem yeterli besine hem de o kasları kullanmaya ihtiyacı var.
PROTEİN ÖNEMLİ AMA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL Kas kaybını azaltmak denildiğinde ilk akla gelen besin öğesi doğal olarak protein. İştahın azaldığı bir dönemde tabağın büyük olması değil, besin değerinin yüksek olması önem kazanıyor. Yumurta, yoğurt, kefir, peynir, balık, tavuk, kurubaklagiller gibi protein kaynaklarının kişinin gereksinimine ve toleransına göre gün içine dağıtılması iyi bir başlangıç olabilir.
Porsiyonların küçüldüğü dönemlerde öğünde proteine öncelik vermek de işe yarayabilir. Çünkü birkaç lokmayla doyuyorsanız tabağın en değerli kısmını sona bırakmak pek akıllıca olmayacaktır. Ancak burada çok önemli bir nokta var: Sadece daha fazla protein yemek kasları korumaya yetmez.
Kasın vücutta kalması için ona “Sana hâlâ ihtiyacım var” mesajını vermemiz gerekiyor. Bu mesajın en etkili yollarından biri de direnç egzersizi. YÜRÜYÜŞ GÜZEL AMA KAS İÇİN YETMEZ Kilo verme dönemlerinde çoğu kişinin egzersiz planı yürüyüşten ibaret oluyor.
Yürüyüş son derece değerli; kalp-damar sağlığından günlük enerji harcamasına kadar pek çok faydası var. Ancak kas kütlesini korumak söz konusu olduğunda direnç egzersizlerinin ayrıca düşünülmesi gerekiyor. Bu mutlaka ağır halterler kaldırmak anlamına gelmiyor.
Kişinin yaşına, kondisyonuna ve sağlık durumuna uygun olarak ağırlıklar, direnç bantları ya da vücut ağırlığıyla yapılan kuvvet egzersizleri kullanılabilir. Burada önemli olan kası düzenli olarak çalıştırmak. Yani zayıflama tedavisinde artık şu üçlüyü birlikte düşünmeliyiz: Doğru beslenme, kası koruyan hareket, ilaç.
TARTI HER ŞEYİ ANLATMIYOR Bence zayıflama ilaçlarıyla birlikte değiştirmemiz gereken alışkanlıklardan biri de başarıyı yalnızca tartıyla ölçmek. Bir kişinin kilosu hızla düşüyor olabilir. Ama bu süreçte yeterince protein tüketmiyor, gün boyunca çok az besleniyor ve hiç kuvvet egzersizi yapmıyorsa “Her şey harika gidiyor” demeden önce biraz daha dikkatli bakmak gerekir.
Özellikle ileri yaşlarda kas kaybı çok daha önemli hale geliyor. Çünkü kas yalnızca aynada gördüğümüz görüntü değildir. Kas; merdiven çıkabilmek, sandalyeden rahatça kalkabilmek, alışveriş poşetini taşıyabilmek, dengemizi koruyabilmek ve ilerleyen yaşlarda bağımsız yaşayabilmek demektir.
Bu yüzden kilo verirken yalnızca bel çevremizi değil, gücümüzü de korumaya çalışmalıyız.