sondakika.com
Son Dakika

Kıyamet evin kapısında

“The Last House” iklim krizi, kaynak kıtlığı ve eve kapanma korkusunu bir aile dramının içine yerleştirerek güçlü bir gerilim fikriyle yola çıkıyor. Ancak tanıdık korku unsurları, zayıf karakterleri ve basmakalıp çözümleriyle bu potansiyeli değerlendiremiyor. Geriye evde kolayca izlenen ama bitti…

Fotoğraf: Cumhuriyet

Bu gezegene yeryüzü demek ne kadar uygunsuz. Oysa burası açıkça bir okyanus. Arthur C.

Clarke'ın bu sözleriyle açılan “The Last House”, hikâyesinin hemen başında, birazdan yaratacağı gerilimin kaynağına işaret ediyor. Çünkü iklim değişikliği, kaynakların kullanımı gibi pek çok çevresel etkenin gerilim unsuru olarak metnine yerleştiren film, kendi evlerinde mahsur kalan bir aile üzerinden bir pandemi alegorisi yaratıyor aynı zamanda. Gün doğumunda balık avlamaya çıkan Jason (Wagner Moura) elleri boş bir biçimde eve dönerken bir süredir beklenen yağmur başlıyor.

Haberlerden bunun olağan ancak su baskını riski bulunan bir fırtına olduğunu öğreniyoruz. Jason eve vardığında kadraja ilkin sallanan garaj kapısının görüntüsü giriyor. Eve girdiğinde ise yine kapanan kapıyı görüyoruz ekranda.

İçeride her şey iki çocuklu bir aile için yolunda. Ancak az gördüğümüz kapının, pencerelerin ve hatta dış dünyaya ulaşmayı sağlayacak her kanalın kilitlendiğini, Noel ağacı almak için dışarıya çıkmak istediklerinde fark ediyoruz. BELİRSİZLİK VE SÜRESİZLİK Çok tanıdık değil mi?

Bilinmeyen güçler tarafından evinde kilitli tutulan bir aile ve dış dünyadaki gizemli varlıklar… Bu girizgâh, haliyle akla pandemiyi ve evlerimizin içinde kapalı kaldığımız ve ne zaman biteceğini bilmediğimiz o dönemi getiriyor ki filmin temelinde de aslında bu belirsizlik ve süresizlik duygusu hâkim. Nitekim bir süre sonra klostrofik etki, aile fertlerini ele geçirmeye başlıyor: Kaynakların nasıl kullanılacağı, hayatta nasıl kalınacağı sorusuyla da çatışma tetiklenerek bir aile draması yaratılıyor.

Bu noktadan sonra filmin gerilim damarını beslemesi gereken gizemli varlık meselesi, başlangıçta türün öncü örneklerinden esin alıyor. Ardından film, kendi korku öğesini seyircisiyle buluşturuyor. Ancak tam da bu ifşayla filmin temeli sarsılmaya başlıyor çünkü ne korku figürü olarak sunulan şey özgün ne de karakterlerin bunun üstesinden gelme halleri özenli.

Bana kalırsa “The Last House”un ayakları yere basan bir bilimkurgu veya kıyamet sonrası korkusu olmasının önüne geçen engel burada saklı çünkü çok basitçe daha önce hiç görmediğimiz, duymadığımız bir şey sunmadığı gibi gördüğümüz veyahut duyduğumuz bir şeyi de ilgi çekici bir fikirle vermek konusunda yetersiz kalıyor. Özellikle iklim değişikliğine vurgu yaparken değindiği merhamet meselesi çok yapay ve basmakalıp görünüyor. Dahası, Wagner Moura ve Greta Lee isimlerini duyduğunuzda iyi bir film izleme olasılığına yönelik iyimserliğinizi de bir kenara bırakmanızı öneririrm çünkü özellikle Lee tarafında performanslar bile sizi yarı yolda bırakacak türden.

Bunun başında, elbette senaryo ve kötü yazılmış diyaloglarla karakterler var. Bununla birlikte, çocuk oyuncular Ruth (Riley Chung) ve Graham (Noah Alexander Sosnowski) için aynı şeyleri söylemek haksızlık olur. Tersine, bu ailenin bir biçimde inandırıcı olmasını ve filmin sonuna dek izlenmesini sağlayan yegâne unsur bana göre çocuklar.

Filmin kusurlu taraflarını bir kenara bırakıp gerçekçi olmak gerekirse, yönetmen Louis Leterrier ve senarist Matthew Robinson, tam olarak yapmak istediklerini başarıyorlar aslında: Dijital platform için bir dijital platform filmi ortaya koyuyorlar ve evinizde –bence burası önemli bir detay- ailenizle keyifle ya da korkuyla izleyebileceğiniz bir film yapıyorlar. Niyetleri bu ve bunun da hakkını veriyorlar. Büyük ekranda görmek için bir yerlere gitmek zorunda kalmadan neşeyle, zevkle tüketebileceğiniz bir içerik “The Last House”.

Tükettikten sonra da aklınızda pek bir şey kalmıyor zaten. Puanım: 5/10

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü