sondakika.com
Son Dakika

Korkmayacağız, susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz - Abdullah Yüksel

Korkuyoruz.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Korkuyoruz. İş insanı korkuyor, öğretmen korkuyor, bürokrat korkuyor, emekli korkuyor. Gazeteci, akademisyen, genç, yurttaş...

Herkes kendisine bir güvenli alan arıyor. Peki, daha ne kadar korkacağız? Ne zamana kadar haksızlık karşısında susacağız?

Ne zamana kadar adaletsizliğe uğrayanın yanında durmak yerine “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyeceğiz? Daha da önemlisi, ne zamana kadar tarafsızlık adına susacağız? Çünkü her suskunluk tarafsızlık değildir.

Bazen susmak, güçlüden yana olmaktır. Bazen haksızlığın karşısında sessiz kalmak, haksızlığın sürmesine ortak olmaktır. Hele konu adaletse...

Hukuk ile hukuksuzluk karşı karşıya geldiğinde tarafsız kalınamaz. KORKU TOPLUMU TOPLUMUNU AŞMAK Bu ülkenin öğretmenleri, bürokratları, hukukçuları, iş insanları ve aydınları bu Cumhuriyetin olanaklarıyla yetişti. Hâkimler ve savcılar bu ülkenin üniversitelerinde hukuk öğrendi; adalet adına görev yapmak üzere yemin etti.

O halde sormak gerekiyor: Bir ülkede adaleti temsil edenlere güven azalırsa, yurttaş kimden cesaret alacak? Bir hâkim karar verirken makamını düşünüyorsa, bir savcı hukukun gereğini yerine getirirken geleceğini hesaplıyorsa, bir bürokrat doğru bildiğini söylemekten çekiniyorsa, bir öğretmen özgürce konuşmaktan korkuyorsa sorun artık tek tek insanların korkusu değildir. Sorun, korkunun toplumun ortak davranışına dönüşmesidir.

Oysa bizim tarihimiz korkunun tarihi değildir. Çanakkale’de korkmadılar. Sarıkamış’ta, Sakarya’da, Dumlupınar’da korkmadılar.

Onlar makamlarını, işlerini, geleceklerini düşünerek değil; vatanı, bağımsızlığı ve Cumhuriyeti düşünerek yürüdüler. Bugün bizden canımızı ortaya koymamız istenmiyor. Bizden yalnızca doğru bildiğimizi söylememiz isteniyor.

Bir haksızlık gördüğümüzde “Bu yanlıştır” diyebilmemiz, bir mazlumun yanında durabilmemiz, hukuk çiğnendiğinde itiraz edebilmemiz, korksak bile susmamamız... Hepsi bu. Cumhuriyet, korkan yurttaşların değil; düşünen, sorgulayan, hakkını arayan ve gerektiğinde itiraz edebilen yurttaşların rejimidir.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet bize yalnızca bir ülke bırakmadı. Bize yurttaşlık bilinci bıraktı. Kul değil yurttaş olmayı, biata değil akla ve vicdana güvenmeyi, haksızlık karşısında başını eğmemeyi öğretti.

CUMHURİYETİ SAVUNMAK Bugün Cumhuriyet’i savunmak yalnızca bayrak asmak, marş okumak değildir. Cumhuriyet’i savunmak; hukuku, adaleti, özgürlüğü ve insan onurunu savunmaktır. Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Neden korkuyoruz?

İşimizi kaybetmekten mi, makamımızdan mı, birilerinin öfkesinden mi, yoksa yalnız kalmaktan mı? Peki ya yarın? Çocuklarımız bize “O gün ne yaptınız?” diye sorduğunda ne cevap vereceğiz?

“Gördük ama sustuk”, “Biliyorduk ama konuşmadık”, “Haksızlık vardı ama bize dokunmadığı için ses çıkarmadık”! Böyle bir yanıtı vermek istemiyorsak bugün konuşmalıyız. Çünkü makamlar geçicidir.

Unvanlar geçicidir. İktidarlar geçicidir. Ama Cumhuriyet kalıcıdır.

Hukuk kalıcı olmalıdır. Adalet kalıcı olmalıdır. Çanakkale’de dedelerimiz canlarını verirken biz bugün bir cümleyi söylemekten neden korkuyoruz?

Onlar “Ya istiklal ya ölüm” derken biz neden “Aman, başıma bir şey gelmesin” noktasına geldik? Korkmak insanidir. Ama korkunun esiri olmak kader değildir.

Bir gün tarih hepimize aynı soruyu soracak: “Siz o gün ne yaptınız?” Bizim yanıtımız belli olmalı. Korkmayacağız. Susmayacağız.

Vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bu ülkenin bize ihtiyacı var. Cumhuriyetin bize ihtiyacı var.

Hukukun, adaletin ve çocuklarımızın geleceğinin bize ihtiyacı var. Ve biz, bu emaneti korkuya teslim etmeyeceğiz. ABDULLAH YÜKSEL EĞİTİMCİ, YAZAR

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü