sondakika.com
Son Dakika

Kurtuluşun son noktası - Hüner Tuncer

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan bir mucizenin adıdır.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan bir mucizenin adıdır. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basarak Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı tek başına başlatan Mustafa Kemal, henüz 38 yaşında olan bir Osmanlı subayıydı. 1915 Çanakkale Savaşları’nın kaderini belirleyen “Anafartalar Kahramanı” Mustafa Kemal, olağanüstü liderlik vasfını ilk kez Çanakkale’de gözler önüne sermişti.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti artık yok olmuş, tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştı. Osmanlı ülkesi her açıdan bir enkaz halindeydi. Yabancı güçler, Anadolu’nun hemen hemen her köşesini işgal etmişti.

Elinde hiçbir gücü olmayan ve hatta resmi bir görevi bile bulunmayan bir Osmanlı komutanı, bu durumu nasıl tersine çevirebilecek ve devraldığı bir enkazdan nasıl yepyeni bir devlet ve yepyeni bir ulus yaratacaktı?... MUCİZENİN SON NOKTASI İşte bu mucizeyi, ancak Mustafa Kemal gibi olağanüstü bir lider ve eşsiz bir deha gerçek kılınabilirdi! Bu mucizenin son noktasını oluşturan 30 Ağustos zaferine kısaca bir göz atalım.

Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos’ta taarruz planını şöyle anlatıyordu: “Ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir cenahında ve mümkün olduğu kadar dış cenahında toplayarak bir imha meydan muharebesi yapmak. Bunun için ana kuvvetlerimizi, düşmanın Afyonkarahisar civarında bulunan sağ cenah grubu güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar olan alanda toplamak gerekiyordu. Düşmanın en önemli noktası orasıydı ve kesin sonuç almak ancak düşmanı bu cenahından vurmakla mümkün olabilecekti.” Mustafa Kemal’in taarruz planını Nurettin Paşa dışında diğer komutanlar ve Yakup Şevki Paşa uygun bulmamış; bunun üzerine Mustafa Kemal, “Tarihe karşı bütün sorumluluğu ben kendi üzerime alıyorum” demişti.

14 Ağustos 1922’de ordu birlikleri güneye ve cepheye doğru kaydırılmaya başlandı. Bu geniş hareket büyük bir gizlilik içinde yapılacak ve yaklaşık 100 bin kişinin yer değiştirip Afyon güneyinde toplandığını Yunan ordusunun ruhu bile duymayacaktı. Öte yandan Mustafa Kemal Paşa da cepheye gidişini herkesten gizlemişti.

Trenle hareket etmeyen Mustafa Kemal Paşa, 17-18 Ağustos gecesi gizlice Ankara’dan ayrılarak otomobille Tuzçölü üzerinden Konya’ya gitti. 21 Ağustos 1922 tarihli gazetelerde, Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya’da bir çay ziyafeti vereceği haberi yer almıştı. Oysa Mustafa Kemal, 20 Ağustos 1922’de Akşehir’de Batı Cephesi Karargâhı’ndaydı.

Mustafa Kemal Paşa, aynı gün Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya, “26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz edilmesi”ni emretti. Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922’de gün doğmasına bir saat kala Kocatepe’nin zirvesine doğru ilerlemekteydi. Fevzi, İsmet ve Nurettin Paşalar da Kocatepe’deydi.

26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da Kocatepe’de topçu ateşiyle Türk taarruzu başladı. 26 Ağustos’ta alınan sonuçlar çok umut vericiydi, çünkü düşmanın uzun süreden beri tahkim ettiği bir hat üzerinde bulunan Kaleciksivrisi, Belentepe ve Tınaztepe gibi üç önemli yer ele geçirilmiş; ancak henüz cephe yarılamamıştı. 27 Ağustos’ta Kurtkayatepesi ve Erkmentepe düşmüş; ancak 57.

Tümen Komutanı Albay Reşat (Çiğiltepe), Mustafa Kemal Paşa’ya söz verdiği saatte Çiğiltepe’yi alamamış olması nedeniyle intihar etmişti. Çiğiltepe, o gün saat 17.30 civarında alındı. Öte yandan, 27 Ağustos’ta Afyon cephesi yarılmış ve Afyon düşman güçlerinden kurtarılmıştı.

BAŞKUMANDAN MUHAREBESİ İsmet Paşa, 30 Ağustos’ta ordulara şu emri verdi: Dumlupınar’ın süratle düşürülerek düşmanın çekilme yollarının tamamen kesilmesi ve İzmir doğrultusunda takibe aralıksız devam ile kurtulmuş olması muhtemel dağınık düşman kollarının da durmaksızın muharebeye ve bu suretle teslim olmaya zorlanması. Yunan ordusunun tamamen sarılması ve imha edilmesi suretiyle Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin kazanılması. 30 Ağustos günü, 26 Ağustos sabahı başlayan ve beş gün beş gece süren meydan muharebesi son bulmuş ve düşmanın esas kuvveti imha edilmişti.

Savaşı Aslıhanlar-Çal-İşören bölgesinde ve Çalköyü’nün doğusunda bizzat Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa yönettiği için Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, bu savaşa “Başkumandan Muharebesi” ismini vermişti. Mustafa Kemal, 31 Ağustos’ta muharebe meydanında gördüğü manzarayı şöyle anlatmaktaydı: “Muharebe meydanını dolaştığım zaman, ordumuzun ihraz ettiği zaferin azameti ve buna karşılık, hasım ordusunun uğradığı felaketin dehşeti beni çok mütehassis etti (duygulandırdı). Sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, mahfuz ve örtülü yerler, bırakılmış toplar, otomobiller, sınırsız teçhizat ve malzeme ile ve bütün bu metrukât aralarında yığınlar teşkil eden ölülerle, toplanıp karargâhımıza sevk edilen esir kafileleri ile hakikaten bir mahşeri andırıyordu.” Büyük şairimiz Nâzım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı’nda, “sarışın bir kurda benzeyen şayak kalpaklı adam”dan şöyle söz etmekteydi: “Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı/ Yürüdü uçurumun kenarına kadar eğildi durdu/ Bıraksalar, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı...” Bizlere vatanımızı kazandıran ve kurtuluşun ertesinde yaşama geçirdiği devrimlerle Cumhuriyetimiz’i kuran Mustafa Kemal Atatürk’e minnet borcumuz sonsuzdur ve bu minnet ve şükran duygusunu bizlerin dimağlarından ve yüreklerinden silmeye hiçbir iktidarın gücü yetmeyecektir!

DOÇ. DR. HÜNER TUNCER

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü