Sevgili Gülsen Tuncer’in sonsuzluğa göçmesiyle sinema, tiyatro ve televizyon dünyamız yasa büründü. Onu 1968’de oynadığı “Zilli Zarife” oyunundan beri izliyordum. Türkiye onu daha çok televizyon dizileriyle tanımış olabilir ama benim için usta oyunculuğu kadar “yiğitliği” de önemliydi.
Cesurdu. Korkusuzdu. Haksızlığa karşı, sömürüye karşı, hainliğe karşı her daim direnendi.
Sesi çıkmayanların sesi olmaya çalışandı. Cumhuriyet devrimlerine sımsıkı bağlı bir aydındı. Dünyaya güzellikler katandı.
Hoşça kal arkadaşım. *** Bir acı haber de Yunanistan’dan geldi. Yakın arkadaşım, yoldaşım, birlikte WINPEACE Türkiye-Yunanistan Kadın Barış Girişimi ’ni kurduğumuz Margarita Papandreu ’nun ölüm haberini oğlu Yorgo Papandreu cuma günü verdi: “Sana kendim söylemek istedim. Annem, bu sabah huzur içinde sonsuzluğa gitti.” *** Margarita Papandreu 103 yaşındaydı.
Yunanistan’ın eski başbakanları Andreas Papandreu ’nun eşi; Yorgo Papandreu’nun annesiydi. Amerika doğumluydu. Kocasına her daim âşıktı.
Muhteşem bir anneydi. Feministti. Barış eylemcisiydi.
Bunların hepsi bir yana benim yakın arkadaşım, barış ve kadın hakları eylemlerinde yoldaşım; yaramazlıklarda, afacanlıklarda suç ortağım; acılarda, öfkelerde dert ortağım; özel yaşamlarımızda sırdaşımdı. *** Sevgili Margarita. Yıl 1985-Kenya Nairobi’de Dünya Kadın Konferansı’ndayız. Sen resmi delegelerin bulunduğu forumda, ben kaçakların, anarşistlerin, STK’lerin buluştuğu üniversite bahçesinde.
Resmiyetten çok sıkılıp bize katıldığın ilk gün, arkadaş oluyoruz. Siyasiler birbirinin gözünü oyarken biz bol bol tartışıyoruz, birbirimize sarılıp kâh ağlıyoruz kâh sarmaş dolaş sirtaki, zeybek ve halayda buluşuyoruz. *** Soğuk Savaş yılları. Margarita telefonda: “Zeynep , bir grup kadın önce Brüksel’de NATO’ya, Sonra Sofya’da Varşova Paktı temsilcilerine baskın yapacağız.
Var mısınız?” Varız! İlerici Kadınlar Derneği’nden arkadaşım Zülal Kılıç ’la birlikte her iki çıkarmaya da katılıp silah indirimi talep ediyoruz. *** Yıl 1996. Kardak olayı patlak verdi!
Yok artık! Bu iş erkeklere bırakılmayacak kadar ciddi! Margarita, Yunanistan’daki, ben Türkiye’deki kadın ve barış konularında çalışan STK’lere başvurup WINPEACE Türkiye-Yunanistan Kadın Barış Girişimi’nin tohumlarını atıyoruz. (İngilizce “barış için kadın girişimi” sözcüklerinin ilk harflerinden oluşuyor ve “Barışı kazan” anlamına geliyor.) O andan sonra sorunların şiddet dışı yollarla çözülebilmesi için birlikte çalıştık.
Sık sık bir araya geldik. Manifestomuzu çeşitli dillere çevirip katılmak isteyenlere kucak açtık. İlk katılanlar Kıbrıs’ın her iki yanından yoldaşlar oldu. *** İki halkın kucaklaşması için depremleri beklemedik.
İktidarların kendi çıkarları ve oy kaygısıyla kışkırtmalarına kanmadık, korkmadan sadece ve sadece çalıştık. Her iki ülkede gençlik kamplarıyla binlerce genç “barış elçisi” yetiştirdik. Okul müfredatlarına belli bir dönem “barış dersleri” yerleştirdik.
Şiddetten arınma yolları nasıl öğretilir diye öğretmenler yetiştirdik. Boğaziçi Üniversitesi’nde “Barış Merkezi” kurduk. İki ülkenin kâh kadın milletvekillerin kâh kırsal alanda çalışan kadınlarını, yazarları, eserlerini bir araya getirdik.
Barış eğitiminden sanatsal dayanışmaya, kadın kooperatiflerinden gençlik seminerine, silahlardan arınma propagandasına... Uluslararası platformlarda çalışmalarımız hep örnek gösterildi, ödüllendirildi. WINPEACE olarak dünyanın her yerindeyiz.
Pekin Kadın Konferansı’nda, Afganistan’da kadınların yanında, Irak işgalinden önce Bağdat sokaklarında ve Kıbrıs’ın güneyinde, kuzeyinde... *** Sevgili Margarita, ruhun hiç yaşlanmadı. Hep gençtin. Hep çalışkandın.
Hep geleceğe bakıyordun. Yıllarca savaşların ve düşmanlıkların insanlara, özellikle de kadınlara ve çocuklara ödettirdiği bedeli anlattık. Dünya Barış Günü’ne birkaç gün kala sonsuzluğa göçtün.
Şimdi senden geriye yalnızca anılar kalmıyor. Bir mücadele mirası kalıyor. Bir dostluk mirası...
Bir kadın dayanışması mirası... Bir barış mirası... Ve ektiğimiz tohumların izleri...
Seni çok özleyeceğiz. *** Sevgili Margarita, Ayvalık’ta kırsal alandan kadınlarla Midilli Adası’na gelmiştik. Petralı kadınlara, zeytin toplamada yardım etmeye. Ağaçlara sopalarla vurularak yere indirilen, yere serilmiş siyah örtülerin üzerine düşen zeytinler, dokunduğu yeri fena boyuyordu.
Petralı kadınların verdikleri örtüleri üstümüze başımıza sarıp işe koyulduk. Gün boyu iki büklüm zeytin toplarken bir ara bana şöyle dedin: “Bak onlara, hangisi Türkiye’den, hangisi Yunanistan’dan, hiç ayırt edebilir misin?” Kesinlikle ayırt edilemiyordu. Güle güle barış yoldaşım.
İnan bana kadınların barış mücadelesi sürecek.