Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, yalnızca askeri ve diplomatik yönüyle değil, ekonomik etkileri açısından da dikkat çekiyor. Savunma sanayiinde ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve yeni ihracat imkanları gündeme gelirken; yatırım, enerji ve ticaret alanlarında da yeni bir iş birliği zemininin oluşabileceği değerlendiriliyor.Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Zekeriya Şahin, anlaşmanın savunma boyutunun ötesinde uzun vadede önemli ekonomik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.Çok ciddi ekonomik getirileri olacakDr.
Zekeriya Şahin, anlaşmaya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:Burada yapılan savunma anlaşması aslında savunma anlaşmasından ziyade ileriki dönemler için çok ciddi ekonomik getirileri olacak olan bir anlaşma. Özellikle Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın bölgenin güçlü ülkeleri olması ve caydırıcılığı anlamında da çok çok önemli etkileri olacağı kanaatindeyim. Şimdi tabii bu anlaşmayı değerlendirirken kesinleşmiş ekonomik geliri ile Mekke Savunma Anlaşması'ndan sonra oluşabilecek olan potansiyel bir gelir unsuru üzerinde ayrı ayrı değerlendirmek lazım.
Ve bununla birlikte ben şöyle de bir öngörüde bulunuyorum. Özellikle Basra Körfezi'ndeki bu Hürmüz sıkışıklığının ilerleyen dönemlerde diğer Körfez ülkelerinin de bu üçlü anlaşmaya ilave olabileceği kanaatindeyim. Yani yeni bir Körfez paktı gibi bir oluşuma da geçebilir bu stratejik anlaşma.
Bu da beraberinde tabii ki ticari anlamda da ilişkilerin güçlenmesi anlamına gelir ki Türkiye'nin en güçlü olduğu alanlardan biri de savunma sanayi ve savunma sanayinde teknoloji transferi hatta ortaklıklar yapabilen bir ülke pozisyonundayız.10 yılda 20 milyar dolarlık ek gelir getirirAnlaşmanın Türkiye'nin savunma sanayii ihracatına sağlayabileceği katkıya ilişkin ekonomik bir senaryo da paylaşan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:Basit bir anlamda eğer bir ekonomik senaryo çizmeye kalkarsak burada ortalama 2 ila 3 milyar dolarlık bir savunma sanayi ihracatı yapmamız demek, özellikle Suudi Arabistan'a 10 yılda 20 milyar dolarlık bir ek gelir getirir. Bununla birlikte benim en çok üzerinde durduğum ve çok da önemsediğim bir konu var ki Kalkınma Yolu Projesi. Eğer bu proje stratejik boyutundan bu anlaşma daha da genişletilerek Kalkınma Yolu'na Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri de eklenirse Hürmüz Boğazı'na da alternatif bir Avrupa'ya açılma kapısı gerçekleşir ki burada Türkiye sermaye olarak coğrafi yapısını çok ciddi stratejik ve jeoekonomik bir sermayeye dönüştürebilir.
Çünkü burada önemli olan Suudi Arabistan'ın Körfez sermayesi çok çok önemli bizim için. Türkiye askeri kapasitesi, savunma sanayi ve Avrupa'ya açılan koridor açısından çok çok önemli. Pakistan'a baktığımız zaman nükleer caydırıcılığı var.
Her ne kadar bu sözleşmede nükleer başlığı işlenmese de ama nükleer bir caydırıcılığı var. Bu üç ülkenin bölgenin güvenliği açısından da önemli bir şemsiye olduğu kanaatindeyim. Çünkü ticaret güveni sever.
Güvene dayalı hareket eder. Bununla birlikte çok çok önemli bir imza oldu diye düşünüyorum.Kalkınma Yolu vurgusu: 10 yılda 50 milyar dolarlık ekonomik hareketlilikŞahin, Kalkınma Yolu Projesi'nin anlaşmayla birlikte genişleyebileceğini belirterek enerji, lojistik, depolama, demir yolu işletmeciliği, bakım-onarım ve sigorta gibi alanlarda Türkiye'nin yeni gelir imkanlarına kavuşabileceğini ifade etti:Kalkınma Yolu Projesi'nin ben bu süreçte genişleyerek diğer Körfez ülkelerinin de bu işin içine dahil olacağı kanaatindeyim. Çünkü Suudi Arabistan'ın özellikle sahip olduğu enerji kaynaklarının Türkiye açısından değerlendirdiğimiz zaman Avrupa'ya ulaşımı noktasında işte lojistikten tutun depolamadan demir yolu işletmeciliği, bakım-onarım, sigorta gibi bazı gelir unsurlarıyla Türkiye ekonomisine ortalama ekonomik senaryo hesabıyla en düşük miktarda 5 milyar dolarlık bir gelir elde ettireceğini düşünüyorum.
Bunu 10 yılla hesapladığınız zaman 50 milyar dolarlık ekonomik bir hareketlilik ve bunu diğer Körfez ülkeleriyle yaptığınız zaman çarpan etkisiyle çok ciddi bir ekonomik hareketliliği getireceği kanaatindeyiz.Suudi sermayesi, Türk teknolojisi ve Pakistan'ın askeri kapasitesiSuudi Arabistan'ın sermaye gücü, Türkiye'nin savunma teknolojisi ve Pakistan'ın askeri kapasitesinin bir araya gelmesinin küresel savunma pazarındaki dengelere nasıl etki edebileceği sorusuna Şahin şu yanıtı verdi:Türkiye'nin son 25 yılda yapmış olduğu savunma sanayi ve teknoloji devinimi dünya teknoloji piyasasında, savunma sanayi teknolojisinde ciddi bir etki yarattı. Şimdi bu üç ülkenin de birinin sermayesinin ve diğerinin Türkiye'nin askeri kapasitesiyle birlikte savunma sanayi teknolojisinin, keza Pakistan'da da böyle bir güç var, doğal olarak küresel anlamda savunma sanayinde çok ciddi bir sermaye hareketliliğinin aslında gerçekleşeceği kanaatindeyim. Şunu da gördük ki özellikle Körfez ülkeleri Hürmüz Boğazı sorununda güvenliklerinin ciddi anlamda tehlike altında olduğunu gördüler ve Amerika ile olan o romantik müttefiklik ilişkilerini çok ciddi olarak sorgular hale geldiler ve Türkiye'nin bu konudaki savunma sanayindeki teknolojik gücünün de farkındalar ve Türkiye ile bir iş birliği yapacakları kanaatindeyim.
Doğal olarak sermayenin özellikle askeri harcamaların, savunma sanayinin Körfez ülkeleri tarafından Türkiye'ye yönleneceği kanaatindeyim ve Türkiye sadece satmıyor askeri savunma sanayi sistemlerini. Aynı zamanda birlikte üretim, teknoloji transferi ve ortaklıklar yapma yolunda da geniş bir yelpazeye sahip. Yani bunu da böyle değerlendirmek lazım.Sermayenin merkezi Türkiye olurŞahin, anlaşmayı İstanbul Finans Merkezi ve Kalkınma Yolu gibi projelerle birlikte değerlendirerek Türkiye'nin bölgedeki ekonomik rolünün daha da güçlenebileceğini söyledi:Türkiye ilmik ilmik bir şeyi okuyor ve dokuyor.
Daha önce biliyorsunuz İstanbul Finans Merkezi üzerinden birtakım açılımlar yapmıştı. Körfez sermayesinin bundan sonraki süreçte enerjisini de Avrupa'ya satabilmesi için Türkiye çok önemli bir coğrafi yapıya sahip, Batı pazarına açılabilmesi için. Hatta Güney Asya'dan, işte Pakistan'dan başlayan süreçten, Pasifik'ten başlayan süreçten Körfez'e doğru ve Orta Doğu'yu da birbirine katarsak Kalkınma Yolu'yla birlikte ben buna GAKOTA diyorum.
Güney Asya, Orta Doğu ve Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa pazarı. Bu Kalkınma Yolu'yla birlikte entegre olursa sermayenin merkezi Türkiye olur. Körfez sermayesinin güvenliğinin şemsiyesi Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve yeni oluşabilecek bir Körfez paktı olur ve Türkiye enerji koridoru açısından mevcut ligin çok üstünde, Şampiyonlar Ligi diyebileceğimiz bir yapıya kavuşmuş olur.
Bu çok çok önemli. Bu imza aslında baktığınız zaman askeri bir stratejik imzadan ziyade benim için ekonomik anlamda çok güçlü bir gelecek inşası ile ilgili bir imzadır.Bugün atılan imza bir başlangıçAnlaşmanın yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusuna Şahin şu yanıtı verdi:Bundan sonraki süreçte Basra Körfezi'nde, Hürmüz çıkışında yaşanan sorunlar Körfez ülkelerini çok ciddi gelir kaybına uğrattı. Alternatif rotaların oluşması için en verimli geçiş noktaları Türkiye ve Türkiye bu noktada çok ciddi tecrübelere sahip.
Özellikle boru hatları, transit geçiş noktaları hakkında ve malumunuz üzere geçtiğimiz haftalarda Irak'ta yapılan bir petrol anlaşmamız var. Adana'daki işte Ceyhan, BOTAŞ rafinerilerine, aktarım limanlarına 750 bin varil civarında bir petrol akışı söz konusu olacak ki bu petrol ve boru hatlarının işletilmesi noktasında olumlu ve yıllara sari bir tecrübeye sahip tek ülkeyiz Avrupa'ya açılma noktasında.Türkiye için en büyük kazanım hangisi?Savunma ihracatı, doğrudan yatırım, enerji güvenliği, finansman imkanları ve bölgesel nüfuz başlıklarından hangisinin Türkiye açısından en büyük kazanım olacağı sorusunu yanıtlayan Şahin, bu alanların birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi:Savunma sanayindeki bu teknolojik gücünüzü ortaya koyduğunuz anda bölgesel olarak da nüfuzunuz güçleniyor. Bundan sonraki süreçlerde stratejik iş birlikleri ile birlikte enerjinin güvenliği de sağlanmış oluyor.
Yani Hürmüz'e bağlı kalmıyorsunuz veya Süveyş Kanalı'na bağlı kalmıyorsunuz. Doğal olarak da enerji arzı güvenliğini de garanti altına almış oluyorsunuz. Bununla birlikte elinizi güçlendiren bir başka unsur, enerji koridoru olduğunuz andan itibaren ki stratejik yapılanmamız bizim bunun üzerine, başka ülkelerden petrol veya enerji aldığınızda pazarlık gücünüz yükseliyor ve Avrupa'ya açılma noktasında geçiş güzergahı olarak da coğrafi olarak sermayeniz çok güçlü.
Yani Körfez'in Batı'ya açılabilmesi için, Avrupa pazarlarına açılabilmesi için coğrafi sermayemiz çok çok güçlü. Zaten yıllar önce Suudi Arabistan petrol gelirlerine bağımlılık için gelir çeşitliliğine yönelik birçok hamle yaptı. Sadece petrol ve petrokimya değil, diğer gelir unsurlarını da devreye sokabilmek için onlar da aslında yıllardır bir çalışma üzerindeler ve bu imzayla da bunu perçinlemiş oldular.
Pakistan'ı unutmamak lazım. Pakistan çok ciddi bir pazar. Hem Güney Asya hem Pasifik açısından doğal olarak finans anlamında, enerji anlamında, askeri ve savunma sanayi anlamında gücünüz bölge nüfusuna da etkinizi artırıyor.
Savaş esnasında veya işte kritik sorunlarda müzakere dilinde ve müzakereler sürecinde Türkiye'nin ne kadar etkili olduğunu da hep beraber görmüş olduk. Hiçbiri aslında birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmemeli. İLGİLİ HABER Ekonomi Altın için yıl sonu tahmini geldi: Gram altında 8 bin 500 TL beklentisi