Günün ne kadarını telefon ekranına bakarak geçirdiğimizi artık çoğu zaman fark etmiyoruz. Birkaç dakikalığına başlayan kaydırma, arka arkaya gelen kısa videolarla saatlere kadar uzayabiliyor. Modern çağın en görünmez alışkanlıklarından biri haline gelen bu döngü, zamanımızın yanı sıra beynimizin çalışma biçimini de etkiliyor olabilir.
Geçtiğimiz günlerde Türk araştırmacıların yaptığı bir çalışma, “sonsuz kaydırma”nın nce tükenmişlik, ardından stres ve kaygı üzerinden depresyona bağlanabildiğini ortaya koymuştu. Şimdi ise ayrı bir araştırma, bu davranışın çok daha temel bir noktadaki etkisine işaret ediyor. Araştırmaya göre kısa videoları sürükleyici bulduğumuz anlarda beynin kendini kontrol etmeye yardımcı olan bölgeleri geçici olarak sessizleşiyor.
Zhejiang Üniversitesi'nden araştırmacıların gerçekleştirdiği çalışmada, özellikle izlenmeye devam edilen kısa videolar sırasında dACC (dorsal anterior singulat korteks) ve dlPFC’teki (dorsolateral prefrontal korteks) aktivitenin azaldığı görüldü. Araştırmacılar bu değişimin beynin aktivitesini artırmaya yardımcı olan glutamat düzeyleriyle de bağlantılı olduğunu belirledi. dACC, davranışları takip etme, çatışmaları tespit etme ve gerektiğinde daha fazla zihinsel çaba gösterilmesi gerektiğine karar verme gibi işlevlerde rol oynuyor. dlPFC ise dikkati sürdürmek ve dikkat dağıtıcı unsurlara direnmek gibi bilişsel kontrol süreçlerinde görev yapıyor. Bu iki bölge kişinin davranışlarını ve dikkatini kontrol etmesine yardımcı oluyor.
Kısa videolar beynin “fren” mekanizmasını baskılıyor NeuroImage dergisinde yayımlanan araştırmada, 56 genç yetişkin kısa videolar izlerken beyin aktiviteleri takip edildi. Araştırmacılar, katılımcıların özellikle izlemeye devam ettiği, yani daha fazla ilgi gösterdiği videolarda beynin dikkat ve özdenetimden sorumlu bölgelerinde belirgin bir aktivite düşüşü tespit etti. Bulgulara göre dACC ve dlPFC olarak adlandırılan bu bölgeler, sevilen kısa videolar izlenirken geçici olarak daha az aktif hale geliyor.
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise bu etkinin beyindeki glutamat düzeyleriyle bağlantılı olması. Dinlenme halindeyken daha yüksek glutamat seviyesine sahip katılımcılarda söz konusu beyin bölgelerindeki aktivite düşüşünün daha sınırlı olduğu görüldü. GABA seviyeleriyle ise benzer bir ilişki bulunmadı.
Araştırmacılar ayrıca bu iki beyin bölgesi arasındaki bağlantının kısa video izlerken arttığını belirledi. Ancak bunun daha güçlü bir özdenetim anlamına gelmediği, iki bölgenin aynı anda daha koordineli şekilde baskılanmasından kaynaklanabileceği değerlendiriliyor. Sonsuz kaydırma sistemi neden durmayı zorlaştırıyor?
Kısa videolardaki bu etki, sosyal medya platformlarının kullandığı sonsuz kaydırma sistemiyle birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale geliyor. Psikolog Matteo Parissi'ye göre sistemin temel mekanizması, ödülün ne zaman geleceğinin bilinmemesi nedeniyle slot makinelerine benzer bir beklenti döngüsü oluşturuyor. Kullanıcı her kaydırmada yeni bir içerikle karşılaşıyor ve bir sonraki videonun ilgi çekici olup olmayacağını bilmiyor.
Parissi, dopamin açısından ödülün kendisinden çok ödülü bekleme sürecinin davranışı sürdürmede önemli olduğunu belirtiyor. Bu nedenle arka arkaya vasat içeriklerle karşılaşan kullanıcı bile istediği içeriği bulma beklentisiyle kaydırmaya devam edebiliyor. Sosyal medyadaki sonsuz kaydırma döngülerine sıradan içerik tüketimi gözüyle bakmak hatalı olabilir.
İnsanlar, binlerce yıldır içerik tüketiyor ancak bu içeriklerin tamamında bir duraklama veya bir sınır bulunuyor. Örneğin tiyatrolarda perde araları oluyor ve en nihayetinde etkinlik bitiyor. Filmler, oyunlar, diziler de aynı şekilde sonlu bir tüketim sağlıyor.
Belki de en iyi örnek kitaplar. Kitaplarda sayfa sonları esasında birer doğal duraklama noktalarıdır. Kitap ne kadar sizi içine çekmiş olsa da her sayfa sonuna gelindiğinde kitap aslında size sessizce mola ver çağrısı yapıyor.
Ama sosyal medyada böyle bir sınır yok. Kullanıcının kendi kendine durmaya karar vermesi veya kullanım sınırları koyması gerekiyor. Bu durum özellikle gençler açısından daha önemli.
Zira beynin dürtüleri kontrol etmede kritik rol oynayan prefrontal korteksi çoğu kişide 20'li yaşların ortalarında olgunlaşmaya başlıyor. Bu nedenle ergenler ve genç yetişkinler sonsuz kaydırmayı durdurmak konusunda daha savunmasız olabiliyor. Sosyal medyadaki beğeni ve diğer kullanıcı etkileşimleri de sosyal ödül mekanizmasını harekete geçirerek dopamin döngüsünü güçlendirebiliyor.
AI ise tabloyu daha da kötüleştiriyor Sorunun bir başka boyutunu ise son dönemde hızla yayılan AI içerikleri. GNET tarafından yapılan bir analiz, TikTok ve YouTube gibi platformlarda çocuklara yönelik düşük kaliteli, yoğun şekilde tekrarlanan ve zaman zaman şiddet içeren yapay zeka üretimi içeriklerin yaygınlaştığına dikkat çekiyor. "AI slop" olarak tanımlanan bu içerikler, genellikle insan dokunuşunun sınırlı olduğu düşük maliyetli ve büyük ölçekte üretilen ‘şeyler’ oluyor.
Bu içeriklerin önceliği izlenme, tıklanma, etkileşim ile gelen reklam gelirlerinden oluşuyor. Analizde özellikle yapay zeka tarafından oluşturulan animasyon meyve ve sebze videolarına dikkat çekiliyor. İlk bakışta masum veya absürt görünen bazı videolarda romantik ilişkiler, aile içi çatışmalar, ihanet ve şiddet gibi konular işlenebiliyor.
Bazı içeriklerde ise işkence, aşırı şiddet, suikastlar ve toplu ölümler gibi görüntüler yer alabiliyor. GNET, bu içeriklerin bazı durumlarda aşırı sağ, nihilist veya şiddet yanlısı ideolojileri ve terör örgütlerinin propagandasını viral internet trendlerinin arkasına gizleyerek yayabileceğini belirtiyor.