İsrail Başbakanı Netanyahunun kendi iktidarını, kanlı koltuğunu korumak için gözü dönmüş bir şekilde bölgesel çatışmaları ve savaşı sürdürme kararlılığı aşikâr. Netanyahu savaş devam etsin, ekim ayındaki seçimlerde eli yüksek olsun hesabında, hatta bir fırsat bulursa seçimleri dahi yaptırmak istemiyor. Onun içinde Trumpın Suriye, Lübnan ve Gazzeden çekilme planını dahi takmıyor, asla çekilmem kimse beni buralardan çıkartamaz diye de kışkırtıyor...
Bu şuursuzluğa şimdilerde Dışişleri Bakanı Saar, Savunma Bakanı Katz da eşlik ediyor. Onlarda, Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriyede işgal ettikleri bölgelerden çekilmeyeceklerini Netanyahu ile yarışırcasına en sert tonda boylarını aşan açıklamalar yapıyorlar sürekli... Katil Netanyahu matruşkası gibiler sanki...İsrailin Türkiyeye yönelik rahatsızlığı ve stratejik kaygılarını da birbirlerinin benzeri, tekrarı cümlelerle dillendiriyorlar yine.
Temel Rahatsızlık sebepleri; Türkiyenin diplomatik ve askeri kapasitesiyle kriz bölgelerinde (Gazze denetimi, Lübnan ve Suriye dengeleri) caydırıcı bir aktör haline gelmesi...Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkeler arasında şekillenen stratejik ve savunma iş birliklerinin (Mekke Anlaşması benzeri adımlar) İsrail kulislerinde güvenlik endişesi yaratması. Türkiyenin ABDyle olan ilişkilerini geliştiriyor olması, hele de Trumpın Türkiyeyi bölgesinde ve ötesinde birlikte hareket edilecek güvenilir bir ortak olarak görmesi de en büyük kâbusları haline gelmiş durumda. Dolayısıyla hem korkuyorlar hem de utanmadan İsrail vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri almaya devam edeceğiz diye atıp tutuyorlar bir de...Sahte kabadayılıkları gibi hukuk tanımazlık ve katliamlarını perdeleme adına uydurdukları palavralar, yutturmaca çabaları bile aynı Hiçbirinin derdi, tasası İsrail vatandaşları falan değil, koltuk hesabı sadece.
Yoksa eğer İsrailin vatandaşlarını korumak gibi bir dertleri, niyetleri olsa ya da varsa yapmaları gerekenler belli: Öncelikle saldırganlığı bırakmak... Başka ülkelerin topraklarına göz dikip, işgal etmekten vazgeçmek Vadedilmiş topraklar zırvalığıyla haritalarında başka ülkelerin topraklarını göstermemek... Uluslararası hukuk kurallarına uymak.
Ancak o zaman huzurlu, rahat uyurlar. Hiç kimse de onlara dokunmaz...Mesele bu kadar basit...Bu gerçekliği nihayet gören, fark eden de sadece ABD ve Avrupa ülkeleri kamuoyları değil, bizzat İsrail vatandaşları... Onun içinde ülkeleri İsrailden kaçıyorlar zaten...
Tel-Aviv Üniversitesinin araştırmasına göre; özellikle İsrailin bölgedeki saldırgan politikalarının yol açtığı güvenlik endişeleri son 3 yılda yurt dışına göçü artırdı. Bu zaman diliminde 270 bin Yahudi İsraili terk etti. Araştırmayı yürüten Prof.
Itai Ater, göç dalgasının endişe verici oranda giderek arttığını ifade ediyor...Kantar Enstitüsünün İsrail devlet televizyonu KAN için yaptığı son kamuoyu araştırması da her beş kişiden birinin İsrailde yaşamak istemediğini ortaya koydu Ülkelerini kendileri için güvenli bir yer olarak görmüyorlar artık. İsraillilerin yüzde 12si ise ülkeden ayrılma kararını 27 Ekimdeki seçim sonucuna göre vermeyi düşünüyor. Vatandaşların yüzde 41i de giderek artan göç trendinden endişeli.Yine İsrailde yapılan bir başka araştırmaya göre de toplumun yüzde 49u ülkesinin geleceğiyle ilgili kötümser, negatif düşünüyor...İsrail ordusunda da savaşın gerçek yüzüyle karşılaşmadan kaynaklı korku, ruh sağlığı bozuklukları ve intihar vakaları artmış durumda.
Savaşa karşı çıkan ve askerlik yapmak istemeyen İsrail vatandaşlarının öfkeleri sokaklara taşıyor artık. Sağlıklı düşünen Yahudiler de Netanyahu ve Siyo-Nazi bakanlarının yaptıklarından, tavrından rahatsızlar yani...Bu gerçekliğe rağmen de Netanyahu hala aynı kafada ve saldırarak kanlı koltuğunu koruyacağını sanıyor...Yanı başındakiler de öyle ve ondan daha yumuşak açıklamalar yapmıyorlar... Boylarını aşan küstah çıkışlarla aynı havada, bizzat aynı ton ve vurgularla Netanyahuyla yarışıyorlar...
Seçimlerde Netanyahunun bileti kesilirse, kanlı koltuğu bize kalabilir ve kaldığı yerden biz devam ederiz hesabıyla... İLGİLİ HABER DÜNYA İran, ABD ile yeniden masaya oturacak mı?