sondakika.com
Son Dakika

Neye varacak bu işin sonu?

Fotoğraf: Sözcü

Çürümüş, çürümüş bir şey var; neye baksan etrafta

Kuzuyu kurttan koruyan köpek, kurtla ortaklık kurmuş

Kol geziyor kentte hırsız, dağ başında eşkıya

Sararmış yaprak, çatlamış toprak susuzluktan

Bu dizeler, Haldun Taner’inVatan Kurtaran Şaban oyununun finalindeki “Neye Varacak Bu İşin Sonu” şansonundan. Taner, Shakespeare’in Hamlet’indeki çürüme metaforunu alıp sahneden sokağa, saraydan topluma taşımıştı.

Vatan Kurtaran Şaban 1965’te yazılmış, 1 Ekim 1967’de ilk kez sahnelenmişbir oyun.

Bazen bir ülkeyi anlamak için ekonomisine, siyasetine, mahkemelerine bakmaya gerek yoktur.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun, Süper Lig’de artan hakem tartışmalarına karşı daha sert tedbirler alacağı konuşuluyor.

Hakem kararlarını eleştiren kulüp başkanları ve teknik direktörler için yeni cezalar gündemde.

Oysa sorunun nedenlerini bulmak yerine eleştireni susturmak, tartışmalı kararları doğruya çevirmiyor.

Bir kulüp yöneticisi hakemi eleştiremiyorsa, teknik direktör gördüğünü söylemekten çekiniyorsa, futbolcu konuşurken ceza korkusuyla cümlesini yarıda bırakıyorsa…

Ortada artık yalnızca hakem problemi yoktur.

Ve güven, yönetmelikle değil; aynı kuralın herkese aynı uygulanmasıyla kurulur.

Shakespeare, Hamlet’te çürümeyi sarayın duvarlarından duyurur.

Haldun Taner ise o kokuyu toplumun içine bırakır.

Çünkü çürüme yalnızca kötü insanların çoğalması değildir.

Asıl tehlike, iyi insanların kötülüğe alışmasıdır.

Bir kararın kişiye göre değişmesi şaşırtmıyorsa…

Birileri kuralların etrafından dolaşırken diğerleri kurala uymaktan dolayı bedel ödüyorsa…

Mesele artık tek tek insanlardan çıkmış, sistemin kendisine ulaşmıştır.

Çünkü futbol, toplumun küçük bir maketidir.

Hakemin kararından mahkeme kararına, kuruldan ihaleye, atamadan siyasetin koridorlarına kadar aynı soru dolaşır:

İnsan, adalete güvenini kaybettiğinde yalnızca yanlış karardan şüphe etmez.

Doğru karardan bile şüphe etmeye başlar.

Ama toplum hata ile haksızlık arasındaki farkı ayırt edemez hale gelirse, artık sorun tek tek insanların yanılması değildir.

Adalet küçüldükçe herkes kendi hakikatini kurar.

George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ndeki o meşhur cümle burada yeniden karşımıza çıkar:

“Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazıları daha eşittir.”

Kuralın en büyük düşmanı, istisnanın çoğalmasıdır.

Aynı eleştiri, söyleyen kişiye göre farklı muamele görmemeli.

Hakem düdüğü formaya göre ses değiştirmemeli.

Mahkeme kararı makama göre eğilip bükülmemeli.

Adaletin terazisi bir kez eğildi mi, kimse artık kefenin neden ağır bastığını sormaz.

TFF’nin de kendisine sorması gereken bir soru var:

Cezaları artırmak mı daha kolay, güveni yeniden inşa etmek mi?

Eleştireni susturmak mı daha kolay, tartışmalı kararların neden tartışmalı hale geldiğini sorgulamak mı?

Güven, ceza cetvelinin kabarmasıyla değil; aynı düdüğün herkese aynı çalmasıyla geri gelir.

Kolaya mı talipsiniz, yoksa zoru göze almaya mı?

İşte tam burada, Haldun Taner’in şansonundaki o soru yeniden duyuluyor:

Asıl soru, bizim ne zamana kadar bunu normal sayacağımızdır.

Çünkü çürümenin en tehlikeli tarafı kokması değildir.

Bir süre sonra burnunuzu değil, vicdanınızı kapatırsınız.

Çünkü Hamlet’in Danimarka’sı aslında uzaklarda değildir.

Saray değişir, dekor değişir, zaman değişir…

Ve insan, bütün bunların ortasında bir kez daha o soruyu duyar:

Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan Günsel Tuncer, pazar günü son yolculuğuna uğurlandı.

Sanatın gücüyle sporun etkisi, ortak bir paydada buluşuyor: İnsanlara dokunmak, gönüllerde iz bırakmak, hayatı biraz daha anlamlı kılmak.

Günsel Tuncer de sanatın bu gücünü taşıyan, ardında iz bırakan isimlerden biriydi.

Kendisine rahmet; kederli ailesine ve sevenlerine sabrı cemil diliyorum.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Sözcü sayfasına gidin.

www.sozcu.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü