sondakika.com
Son Dakika

Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz. Henüz yaşamlarının başındaki çocuklarımız, okul sıralarında olması gereken gençler ellerine silah alarak şiddet olaylarının faili haline geliyor. Geçen Nisan ayında Urfa’nın Siverek ilçesinde bir öğrenci okul içine girerek silahlı saldırı düzenlemiş, 16 kişi yaralanmıştı.

Bu olaydan bir gün sonra Kahramanmaraş’ta bir ortaokul öğrencisi bir silahlı saldırı düzenledi olayda 12 kişi yaşamını yitirdi, 13 kişi yaralandı. Son olarak 22 Eylül’de Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 9. sınıf öğrencisi olduğu belirtilen bir kişinin okul önünde pompalı tüfekle düzenlediği saldırıda 3’ü ağır olmak üzere 11 öğrenci yaralandı. Ardı ardına yaşanan bu olaylar bize durup düşünmemiz gerektiğini söylüyor.

İnsanoğlu doğduğunda yalnızca biyolojik bir varlıktır. Yani sosyal bilimler metaforuna göre, “İnsan, biyolojik bir varlık olarak dünyaya gelir; toplumsal ve kültürel çevresi içinde kişiliğini geliştirir.” Onu “insan” yapan şey ise zamanla öğrendiği değerlerdir. Ailede başlayan, okulda ve toplumda devam eden bu öğrenme süreci, bilinçaltına işlenen kültürel kodlanmalar, öğretilmişlikler ve her türlü maddi- manevi çevresel ve kültürel etken bireyin karakterini, davranışlarını ve yaşama bakışını belirler.

ÇOCUKLARIMIZA NE ÖĞRETİYORUZ? Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, aslında nasıl bir nesil yetiştirdiğimizi düşünmemizi gerektiriyor. Çocuklarımıza ne öğretiyoruz?

Empatiyi mi, yoksa rekabeti mi? Sevgiyi mi, yoksa güç kazanmayı mı? İnsanı mı, yoksa başarıyı mı merkeze koyuyoruz?

Ne yazık ki çoğu zaman; iyi bir insan olmayı değil, başarılı olmayı önceliyoruz. Daha çok kazanmayı, daha güçlü olmayı, daha yukarı çıkmayı öğretiyoruz. Ama başkasının canının da en az kendi canı kadar değerli olduğunu yeterince anlatamıyoruz.

Oysa bir çocuğun ruh dünyası; yalnızca genetik mirasla değil, yaşadığı ortamla şekillenir. Sevgi görmeyen, anlaşılmayan, bastırılan bir çocuk; zamanla kendini ifade etmenin yolunu yanlış yerlerde arayabilir. Güç gösterisi, şiddet ve zorbalık; bu arayışın bir sonucu haline gelebilir.

Bir başka gerçek de şu: Çocuklar yalnızca söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Ekranlarda normalleştirilen şiddet, dizilerde sıradanlaştırılan suç, suçun romantize edilmesi zamanla çocukların şiddete ilişkin algılarını etkileyebilir ve onların zihninde kabul edilebilir davranışlar haline gelebilir. ÇÖZÜM NE?

Her yaşanan olay psikolojik, sosyal ve bireysel açıdan farklı nedenler ve çözüm yolları barındırır. Bu nedenle tek bir nedene ya da tek bir çözüm önerisine indirgenemez. Ancak genel sosyolojik bir yaklaşımla bakarsak, çözüm yalnızca cezalandırmakta değil; çocukların sağlıklı ilişkiler kurabileceği, kendilerini ifade edebileceği ve insani değerleri öğrenebileceği bir ortam yaratmakta yatıyor.

Çocuklarımızı yetiştirirken insani değerleri yeniden merkeze almalıyız: Empati kurmayı, başkasının acısını hissedebilmeyi; bir insanın yaşama hakkının dokunulmaz olduğunu... Başarıdan önce değeri, rekabetten önce vicdanı, güçten önce merhameti anlatmalıyız. Yani her şeyden önce evrensel etik değerleri yaşayarak öğretmeliyiz.

Ailede başlayan sevgi dili, okulda pekişmeli; toplumda karşılık bulmalıdır. Çünkü sevgi, sadece bir duygu değil; öğretilmesi ve yaşatılması gereken bir değerdir. Unutmayalım ki sevgiyle büyüyen bir çocuk, eline silah değil, umut alır.

Şiddet değil, yaşam üretir. Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Nasıl çocuklar yetiştiriyoruz ve dünyayı nasıl bir geleceğe hazırlıyoruz? İSMAİL DOĞAN İLETİŞİM UZMANI

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü