Şamandıralar, gemiler ve uydulardan alınan verilerle yüzeyin 10 metre altından hesaplanan bu yükseliş; El Niño henüz en güçlü seviyesine ulaşmadan ve Güney Yarımküre yaz dönemi girmeden gerçekleştiği için bilim dünyasında büyük endişe yarattı.SİSTEM BİZİM BİLDİĞİMİZ YAPIDAN UZAKLAŞIYOROkyanusların atmosferdeki fazla ısının yüzde 90’ından fazlasını emerek devasa bir tampon görevi gördüğünü belirten Prof. Dr. Barış Salihoğlu, okyanuslar için karbon tutulumunda olduğu gibi belirli bir ‘doyma noktası’ tanımlamanın doğru olmayacağını vurguladı.Asıl kritik noktanın, sisteme giren her ilave enerjinin okyanusun fiziksel ve biyolojik yapısını bozması olduğunu söyleyen Salihoğlu, tehlikeyi şu sözlerle açıkladı:Okyanus artık ısı alamıyor diyeceğimiz bir eşik beklemiyoruz.
Risk, okyanusun giderek daha fazla ısı depolaması sonucunda sistemin bizim bildiğimiz yapıdan uzaklaşması. Yüzey suları ısındıkça tabakalaşma güçleniyor. Bu durum derinlerdeki sularla yüzey sularının karışımını engelliyor; oksijen ile besin maddelerinin taşınmasını zorlaştırıyor.
Deniz ısı dalgaları daha güçlü ve uzun süreli hale gelirken, ısınan su genleşerek deniz seviyelerini yükseltiyor. DÜNYAYI NASIL AŞIRI HAVA OLAYLARI BEKLİYOR?El Niño’nun küresel atmosfer dolaşımının düzenini değiştirdiğini, bunun sonucunda bir bölgede yağış ve sel riski artarken başka bir bölgede kuraklık riski artırabildiğini ifade eden Barış Salihoğlu şu bilgileri verdi:“Mekanizma aslında çok ilginç. Normal koşullarda tropikal Pasifik'teki kuvvetli doğu rüzgarları sıcak yüzey sularını batıya doğru taşıyor.
El Niño sırasında bu rüzgârlar zayıflıyor. Sıcak su merkezi ve doğu Pasifik'e doğru yayılıyor, soğuk ve besince zengin derin suların yüzeye çıkışı azalıyor. Bu devasa sıcaklık anomalisi atmosferdeki konveksiyonu, basınç alanlarını ve jet akımlarını değiştiriyor.
Sonuçta Pasifik'te başlayan bir olay binlerce kilometre uzaktaki yağış sistemlerini etkileyebiliyor.”El Niño yıllarında Güney Amerika'nın bazı bölgelerinde ve Doğu Afrika'da şiddetli yağış ve sel olasılığının artabildiğini, Avustralya, Endonezya, Güneydoğu Asya'nın bazı kesimleri ve Güney Afrika'da ise kuraklık riskinin yükseldiğini söyleyen Salihoğlu ekledi:“Kasırgalar açısından daha da ilginç bir tablo var. El Niño Atlantik'teki kasırga faaliyetini genellikle baskılıyor. Buna karşılık merkezi ve doğu Pasifik'te tropikal siklon oluşumu için daha elverişli koşullar meydana gelebiliyor.
Dolayısıyla El Niño her tür aşırı hava olayını aynı anda artıran bir olay değil. Dünyanın hava sistemindeki enerjinin ve yağışın dağılımını değiştiren büyük ölçekli bir mekanizma.” DENİZLERDEKİ ISINMA TÜRKİYE’YE NASIL YANSIYACAK?Pasifik’ten Türkiye’ye uzanan atmosferik bağlantının tropiklerdeki kadar doğrudan olmadığını belirten Prof. Dr.
Salihoğlu, buna karşın Türkiye denizlerinin ısınan Akdeniz havzasından doğrudan etkilendiğini vurguladı.Salihoğlu, “Bizim açımızdan ana risk, zaten ısınmış olan Akdeniz'in atmosferik sistemlere sağlayabileceği nem ve enerji miktarının artmasıdır. Uygun bir alçak basınç sistemi bölgeye geldiğinde, sıcak deniz yüzeyi aşırı yağışları ve selleri besleyen devasa bir kaynağa dönüşüyor” dedi.SICAKLIK ARTIŞI DENİZ CANLILARI İÇİN HAYATİ BİR KRİZDeniz suyundaki birkaç derecelik sıcaklık artışının insan kulağına küçük gelebileceğini, ancak deniz canlıları için yıkıcı olduğunu belirten Salihoğlu, canlıların milyonlarca yıldır belirli sıcaklık, tuzluluk ve oksijen dengesine adapte olduğunu hatırlattı. Sıcaklık arttıkça canlıların metabolizmasının hızlandığını ve oksijen ihtiyacının yükseldiğini, fakat sıcak suyun fiziksel olarak daha az çözünmüş oksijen tutabildiğini vurgulayan Salihoğlu, bu durumun deniz ekosistemindeki etkilerini ise şöyle sıraladı:Tropikalleşme ve istilacı türler: Soğuk suyu seven yerli türler daha kuzeye ya da derin sulara çekilirken; Süveyş Kanalı üzerinden gelen sıcak su kökenli tropikal türler Doğu Akdeniz’de hızla yayılıyor.Ekosistem çöküşü ve asitlenme: Uzun süreli deniz ısı dalgaları mercan beyazlamasına ve kitlesel ölümlere yol açıyor.
Benzer şekilde deniz çayırları, bentik organizmalar ve bazı plankton türleri de deniz ısı dalgalarından ciddi şekilde etkilenebiliyor. Ayrıca denizlerin emdiği karbondioksit nedeniyle ilerleyen okyanus asitlenmesi, ısınma ve oksijen kaybı ile birleştiğinde ekosistem üzerindeki baskıyı katlıyor.Ekonomik ve gıda güvenliği riski: Balıkların dağılım alanlarının değişmesi ve geleneksel avlanma sahalarının verimsizleşmesi, konuyu bir çevre meselesi olmaktan çıkarıp gıda güvenliği ve ekonomi krizine dönüştürüyor. İSTANBUL, İZMİR, MERSİN VE ANTALYA...
KIYILARIMIZ İÇİN BÜYÜK TEHDİTDeniz seviyesinin yükselmesinde ısınan suyun genleşmesi ile karasal buzulların erimesinin birlikte rol oynadığını belirten Prof. Dr. Salihoğlu, son yıllarda dengelerin değiştiğine dikkat çekti.
1971–2018 arasında artışın yüzde 50’si termal genleşmeden kaynaklanırken, 2006–2018 döneminde Grönland ve Antarktika’daki buz kaybının hızlanmasıyla ana kaynağın buz erimeleri haline geldiğini aktardı.1901 ile 2018 arasında küresel deniz seviyesinin ortalama 20 santimetre yükseldiğini ve yükselme hızının yılda 2,3 milimetreden 3,7 milimetreye çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Salihoğlu, kentsel risklere işaret etti:20 santimetre kulağa küçük gelebilir ancak kıyı açısından ortalama deniz seviyesi yalnızca başlangıç noktasıdır.
Fırtına kabarması ve yüksek dalgalar geldiğinde su eskisine göre çok daha içeriden başlıyor. Türkiye açısından İstanbul, İzmir, Mersin ve Antalya gibi yoğun nüfusun, limanların ve turizm tesislerinin kıyıda toplandığı alanlarda taşkın riskleri artıyor, deltalar ve yeraltı tatlı su kaynakları tuzlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.TÜRKİYE DENİZLERİ İÇİN SON DURUMTürkiye denizlerinde anlık tek bir sıcaklık rekoruna odaklanmanın yanıltıcı olacağını ifade eden Prof. Dr.
Barış Salihoğlu, esas tehlikenin uzun dönemli ısınma eğilimi olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:Türkiye çevresindeki denizlerde uzun dönemli ısınma eğilimi çok açık. Biz özellikle 2024 ve 2025 yıllarında kendi denizlerimizde çok yüksek sıcaklıklar görmüştük. Türkiye için mesele artık denizlerimizin ne kadar hızlı ısındığı, hangi bölgelerin daha hassas olduğu ve bu değişime kıyı kentlerimizle, balıkçılığımızla nasıl uyum sağlayacağımızdır.
Önümüzdeki dönemin asıl kritik soruları bunlardır. Gözden Kaçmasın Denizlerimiz can çekişiyor! En hızlı ısınan Karadeniz, Marmara ise nefessiz kaldı...
Peki şimdi ne olacak? Haberi görüntüle