sondakika.com
Son Dakika

Özel Haber | İsrail’den Avrupa’ya elektrik koridoru! Türkiye neden karşı çıkıyor?

Türkiye, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın enerji şebekelerini deniz altı kablosuyla birbirine bağlamayı hedefleyen Great Sea Interconnector projesini yakından takip ediyor. Ankara, Türk deniz yetki alanlarında veya çakışan bölgelerde yapılacak araştırma ve deniz tabanı haritalan…

Fotoğraf: CNN Türk

Türkiye; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve İsrailin enerji şebekelerini birbirine bağlamayı hedefleyen deniz altı elektrik kablosu projesini mercek altına aldı. Ankara, Türk deniz yetki alanlarında veya çakışan alanlarda yürütülecek araştırma, deniz tabanı haritalandırması gibi faaliyetlerin Türk makamlarının onayına tabi olduğunu bildirdi. Yunanistan ise Türkiyenin iznine ihtiyaç olmadığını savunuyor.

Rum Enerji Bakanı da bu konuda birkaç hafta içinde NAVTEX yayımlanacağını duyurdu.Bölgede yaşanan gelişmeyi DİPAM Başkanı Dr. Tolga Sakman ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Talya İşcan değerlendirdi.DOĞU AKDENİZ'DE DAHA ÖNCE DE BENZER PROJE GÜNDEME GELMİŞTİDİPAM Başkanı Dr. Tolga Sakman, daha önce gündeme gelen Doğu Akdenizdeki doğal gaz projesini hatırlatarak değerlendirmesine başladı:Biz benzeri bir projeyi daha önce gördük, hatırlarsak.

EastMed projesi, yani Doğu Akdeniz'deki doğal gazı yine İsrail'den başlayıp Güney Kıbrıs'a, oradan da Yunanistan'a giden boru hattı inşa etmek gibi bir projesi vardı. Bu üç ülkenin ve bunu Avrupa Birliği finanse edecekti. Avrupa Birliği bunun çok maliyetli olduğuna ve hani tabiri caizse astarının yüzünden pahalıya geleceğini söyledi.

O yüzden de zaten soğuk davrandı ve en sonunda da destek vermeyeceğini söyledi. Üstüne bir de Türkiye, Libya'yla yaptığı anlaşmayla zaten o bölgeyi kesince o proje tamamen rafa kalktı. Bu sırada bu elektrik hattı projesi EastMed'le neredeyse aynı zamanda duyuruldu.

Yani doğalgazla birlikte elektriğin de taşınması söz konusuydu. O sıralar doğal gaz daha önemli hâle gelmişti.TÜRKİYE'NİN BÖLGEDE SÖZ SÖYLEME KAPASİTESİNİ ÖLÇÜYORLARSakman, yeni elektrik hattı projesiyle İsrail ve Güney Kıbrısın Türkiyenin bölgedeki konumunu test ettiğini savundu:Bu elektrik hattı üzerinden aslında hem İsrail hem Güney Kıbrıs bu süreci yeniden deniyor. Türkiye'nin bölgede söz söyleme kapasitesini ölçüyor.

Burada iki şey hatırlatacağım. Birincisi, bu elektrik taşınacak olan elektrik İsrail'de üretilen elektrik ve İsrail ürettiği elektriğin yaklaşık yüzde 20'sini satabiliyor. Yüzde 80 kadarını kendi kullanıyor.

Bu aslında baktığın zaman çok büyük bir rakam değil. Avrupa'ya taşınacak olan elektriğin bu kadar altyapı yatırımı yaptıktan sonra ne kadar elektrik taşınacak ve Avrupa'da hangi yaraya pansuman olacak? Burası bir kere soru işareti.

Buradan çıkan rakamlar bile aslında konunun yine Avrupa'nın elektrik ihtiyacını gidermekten çok, bölgede üç ülkenin bir inisiyatif alma çabası olduğunu gösteriyor.TÜRKİYE BÖYLE PROJELERE KARŞI DEĞİLTürkiyenin itirazının projenin kendisine yönelik olmadığını vurgulayan Sakman, Ankaranın temel itirazının Türkiyenin dışlanması olduğunu söyledi:Diğer yandan Türkiye'nin söylediği söz burada önemli. Türkiye, Böyle bir şey yapılmaz, yapılamaz. vesaire demiyor. Türkiye'nin izni olmadan yapılamaz. diyor.

Burada şunun altı çiziliyor: Eğer Avrupa'nın böyle bir ihtiyacı varsa Türkiye bunu destekleyebilir. Bu sürece bir şekilde elektrik sağlanması konusunda veya yeni enerji hatları konusunda Avrupa'nın ihtiyaçlarının karşılanmasına Türkiye hep destek verdi. Burada da destek verebilir ama Türkiye'yi bypass eden projelere izin vermez.

Bu önemli olan, altı çizilmesi gereken nokta burasıydı.PROJE KENDİ İÇERİSİNDE ÖLÜ DOĞAN BİR PROJEGreat Sea Interconnector olarak bilinen elektrik hattının güzergâhına da dikkat çeken Sakman, Türkiye ile Libya arasındaki anlaşmaya işaret etti:Çizilen harita, yani GSI olarak geçen Great Sea Interconnector, yani bu elektrik hattı projesi de yine Türkiye'nin Libya'yla imzaladığı anlaşma gereği o deniz hattı, deniz uygulama projesinde münhasır ekonomik bölge hattından geçiyor. Burada yine zaten kendi içerisinde ölü doğan bir proje. Burada işte NAVTEX'i yayınlayacağız gibi Yunanistan'ın bazı söylemleri var.

Bunu da şöyle yorumluyorum açıkçası. Bunları ilan etmek başka bir şeydir. İlan ettiğiniz şeyi korumak bambaşka bir şeydir.YUNANİSTAN'IN TÜRKİYE KARŞITLIĞI SİYASİ BİR MANEVRAYunanistanın açıklamalarının iç siyasete de yönelik olduğunu savunan Sakman, sözlerini şöyle sürdürdü:Yunanistan sürekli bu söylem üzerinden kendi dış politikasını yönlendiriyor.

İsrail bunu bir süredir yapıyor. Biliyoruz, seçim sathı hâlinde olduğu için bunu kullanıyor. Yunanistan'ın da seçimi yaklaşıyor ve maalesef ki Türkiye karşıtlığı, Türkiye karşısında politika izliyor olmanın bölgede oy getirdiğini de biliyoruz.

Ben bunu da açıkçası yine siyasi bir manevra olarak görüyorum. Ama sahaya yansımasının çok olmayacağını, sahada bunu görmeyeceğimizi tahmin ediyorum. Çünkü ne zaman Yunanistan ve Güney Kıbrıs böyle adımlar atmaya çalışsa Türkiye çok büyük çaba sarf etmiyor.

Sadece bölgede kendi deniz yetki alanı içerisinde hakkı olacak şekilde askeri gemiler yüzdürüyor. Bu da projeleri zaten kendiliğinden sonlandırıyor. Bu süreçte Fransa'nın dahil olacağını biliyoruz.

Bu altyapı araştırma faaliyetleri adı altında. Ya o gemiler bile gelmeyebilir.TÜRKİYE-YUNANİSTAN GERİLİMİ RİSKİ ÇOK CİDDİ DEĞİLUluslararası İlişkiler Uzmanı Talya İşcan ise projenin yeni bir enerji ve güç rekabeti alanı oluşturduğunu ancak Türkiye ile Yunanistan arasında ciddi bir gerilim riski görmediğini söyledi:Çok ciddi bir Türkiye-Yunanistan gerilimi riski görmüyorum. Çünkü son zamanlarda zaten ikili ilişkinin normalleşmesi çok daha büyük önem kazanmıştı.

Bu proje, yani ismi Great Sea Interconnector olan ve eski adıyla EuroAsia Interconnector'ı, zaten amacı elektrik şebekesinin denizin altından geçen yüksek gerilim kablolarıyla aslında işte gösterdiğiniz gibi şu şekilde bağlamak: İsrail, Güney Kıbrıs, Girit, Yunanistan ve Avrupa Elektrik Sistemi. Sslında bu Doğu Akdeniz'de bir güç rekabeti yaratıyor ve biraz da Türkiye'yi bilerek dışarıda bırakma amacı güdüyor. Bu konuda Türkiye gibi stratejik bir ülkenin bu projenin dışında tutulması aslında onlar için pragmatik değil.

Çünkü onlar için daha masraflı ve daha zor olacak.GİRİT-KIBRIS HATTINDA 898 KİLOMETRELİK KABLO PLANLANIYORProjenin teknik boyutuna ilişkin bilgi veren İşcan, Avrupa Birliğinin projeye sağladığı desteğe de dikkat çekti:İlk önemli bölümde Girit ve Kıbrıs hattı zaten yaklaşık 898 kilometre deniz altı kablosu döşemeyi planlıyor. Avrupa Birliği de bunu stratejik bir Project of Common Interest, yani genel bir çıkar projesi olarak görüyor ve şu ana kadar da 657 milyon avro aslında Avrupa Birliği hibesi sağlandı. Yani yine bir yatırım ve gerçeklik payı var ama Yunanistan'ın bu sert söylemlerini ben de gerçekçi bulmuyorum.TÜRKİYE'Yİ DIŞARIDA TUTARAK İLERLEMELERİ İŞLERİNE GELMEZİşcan, projenin Doğu Akdeniz ile Avrupa arasında enerji koridoru oluşturma hedefinin Türkiye dışarıda bırakılarak gerçekleştirilmesinin zor olduğunu belirtti:Çünkü Doğu Akdeniz ile Avrupa arasında enerji koridoru olmayı hedefliyor ama bu çok hırslı bir hedef ve burada Türkiye'yi dışında tutarak ilerlemeleri kendilerinin işine gelmez.

Yunanistan, Avrupa Elektrik Sistemi'ne fiziksel olarak bağlı olmayan Kıbrıs'ın aslında enerji izolasyonunu sona erdirmek istiyor. Doğrudan destek olduğu için Güney Kıbrıs'a. İsrail'le Türkiye'nin iş birliği aslında çok ileri bir düzeydeydi.

Sonra ne oldu? Mavi Marmara oldu. Sonra 2023 olaylarıyla gerilim başladı.

Tam da bu konjonktürde İsrail de elektriğini Avrupa sistemine bağlayabilecek alternatif bir enerji koridoru ve kriz zamanında ek enerji güvenliğini sağlamak istiyor. Aslında sebepleri belli ama Türkiye'nin itirazı da çok mantıklı. Türkiye bu gibi projelere karşı bir ülke değil.

Türkiye deniz altı elektrik kablosuna karşı değil. Türkiye, kendi kıta sahanlığı iddiasının bulunduğu veya deniz yetki alanlarının çakıştığı bölgelerde kendisinin yok sayılarak faaliyet yürütülmesine karşı.TÜRKİYE'NİN İTİRAZI PROJENİN KENDİSİNE DEĞİLAnkaranın güncel tutumunun bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirten İşcan, şöyle konuştu:Birleşmiş Milletler'in Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre de Türkiye son derece haklıdır. Ankara'nın 26 Ağustos 2026'da aktarılan güncel tutumu tam olarak bu.

Türkiye'nin deniz altı kabloları ve uluslararası bağlantı projelerine prensipte karşı değil. Aslında Türkiye'nin egemen hak ve yetki iddiasında bulunduğu bölgelerde araştırma ve kablo faaliyetleri yapılacaksa önceden diplomatik kanallardan koordinasyon kurulması gerekiyor. Çünkü sadece kabloda kalmıyor.

Oraya gemi yolluyorlar. Orada ciddi anlamda araştırma yapıyorlar. Ve bu anlamda aslında bizim NAVTEX yayımlama hakkımız var.NAVTEX, BU BÖLGE BENİMDİR ANLAMINA GELMEZNAVTEX'in ne anlama geldiğini de anlatan İşcan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki temel anlaşmazlığın araştırma faaliyetleri üzerinden şekillendiğini söyledi:NAVTEX ne demek?

Gemilere denizde yürütülecek faaliyetler, işte tatbikatlar, araştırmalar veya seyir güvenliği hakkında bilgi veren denizcilik duyurusudur. NAVTEX kendi başına Bu bölge benimdir anlamına gelmez. Türkiye ile Yunanistan arasındaki mesele de şudur.

Atina bir NAVTEX'i yayınlayıp araştırma gemisi gönderirse, eğer hani hak ararsa, çünkü böyle ağır söylemlerde bulunuyor ya, Türkiye'de Ankara'da Bu alan benim kıta sahanlığı iddiam içerisindedir. Beni yok sayamazsın. gibi bir NAVTEX yayınlayabilir ve gemiyi deniz unsurlarıyla aslında çok rahatça takip edebilir.FRANSIZ ŞİRKETİ DEVREYE GİRDİ, PROJEDE YENİ DÖNEM BAŞLADIProjenin son dönemde yeniden gündeme gelmesinde Fransa'nın rolüne de dikkat çeken İşcan, şu ifadeleri kullandı:Neden şu anda böyle bir çıkışma var? Çünkü tabii Fransa bir anda finanse etmeye başladı bu projeyi.

Bu projenin aslında alt tabanı 10-15 yıldır yürütülüyor. Ama ne zaman ki Fransız şirketi dedi ki Ben parayı ben koyarım. Çünkü Kıbrıs'ın ve Yunanistan'ın bu konuyla ilgili problemi vardı.

Şu anda kendilerinde deniz tabanı araştırmaları ve jeofizik çalışmalar yapmak için bile hak aramaya başladılar. Konu çekilmesi değil. Konu, bu çalışmaların bilerek Türkiye'yi dışında tutarak yapılması.

Yani Atina, kablo döşeme serbestiyetini öne çıkarıyor aslında. Ankara ise henüz sınırlandırılmamış veya çakışan kıta sahanlığı iddialarının bulunduğu bölgelerde gerçekleştirilen araştırma ve deniz tabanı haritalandırılmasının tek taraflı yapılamayacağını savunuyor ve zaten tek taraflı yapılması onların bile işine gelmez.TÜRKİYE PRAGMATİK BİR POLİTİKA İZLİYORİşcan, Türkiyenin yaklaşımının dışarıdan farklı şekilde yansıtıldığını savunarak değerlendirmesini şöyle tamamladı:Aslında şu ana kadar gayet pragmatik bir politika izliyoruz ama biraz da dışarıdan bu konjonktürde bölgesel düşmanlıkları ve herkesin Doğu Akdeniz üzerinde güç kurma hırsını ön planda tutarsak Türkiye'ye sanki Türkiye bu projeye tamamen karşı ya da işte bu anlamda yenilikçi değil ya da kişisel bir derdi var gibi yansıtmaya çalışıyor. Söylemsel görüyorum.

Pragmatik değil. Hukuki açıdan da dediğim gibi, yani UNCLOS'ı göz önünde alırsak, UNCLOS dediğimde işte Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Anlaşması'nı alırsak, adaların da deniz yetki alanı üretme hakkı var demesine rağmen Yunanistan'a Türkiye de aslında çok güzel cevap verebilir burada. Kıta sahanlığı argümanıyla başlayarak Fransız sermayesine rağmen, Fransız stratejik çıkarına rağmen kendisi daha önemli bir hak iddia edebilir.

Çünkü dediğim gibi hukuki olarak da bu argümanların bir tabanı vardır aslında. İLGİLİ HABER Dünya Özel Haber | Rusya Ukraynada taktik nükleer silah mı kullanacak?

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için CNN Türk sayfasına gidin.

www.cnnturk.com · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

3 kaynak

Gündem haberleri

Tümü