Lorca ’nın yanı başında kurşuna dizildiği zeytin ağacını görmüştüm. Salt edebiyatçı kimliğine karşın, ölümünün 90. yıldönümünde “Che Guevara” gibi anılan yazarın hemen dibinde yaşamını yitirdiği ağaç, “Lorca yolu” olarak bilinen Endülüs’ün Viznar-Alfacar köyleri arasında çamlıklarla kaplı bir tepenin karşısındaydı. Topal bir öğretmen ve genç iki boğa güreşçisi ile birlikte ensesine sıkılan bir kurşunla can veren büyük yazar ve şairin anısına, ağacın altında gül demetleri duruyordu.
Mezarının yeri bilinmiyordu. Ama o zeytin ağacı, bir anıt mezar gibi sürekli ziyaret ediliyordu. Viznar ve Alfacar gibi gene Granada kırsalındaki Lorca’nın doğum yeri Fuente Vaqueros kasabasında bulunan evine de gitmiştim.
Oyuncak atı, erken yaşta müzisyenliğini kanıtladığı piyanosu, beyaz avlulu bu tipik Endülüs evinde dünmüş gibi muhafaza ediliyordu. Yazarın tutkuyla bağlı olduğu boğa güreşçisi Ignacio Sanchez Mejias ’a yazdığı gibi, pencerelerden “zeytin ağaçlarının yeli” geliyordu. Federico Garcia Lorca’nın, Ignacio Sanchez Mejias’a aşkının anılarına onun izinin sürüldüğü her yerde rastlamak mümkündü.
Madrid’in en bohem ve de edebi kahvesi Cafe Gijon’a girildiğinde örneğin, emektar garsonların herhangi biri, Lorca’nın en içli ve dokunaklı “yas” şiirlerinden biri olan “Öğleden Sonra Beş” i, burada yaz geceleri, ağaçlıklı bulvara bakan masalarda beraber oturduğu Mejias için yazdığını anlatabilirdi. Trajediyle sona eren aşkın kahramanlarından Mejias bir boğanın boynuzlarıyla sonunda (arenada boğa güreşlerinin saati 5’te!) ölmüş ve iç savaşın ilk günlerinde de Lorca Frankocu güçlerin kurşunlarıyla hayatını yitirmişti. SACA NOCTURNA Bu tarihe tanıklık eden efsane kahvenin kitabı -El libro del Cafe Gijon- “Kardeş kavgasıyla buraya sessizlik ve acı çöktü” diyerek o yılları anlatıyor ve ardından ekliyor: “Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında nefret büyüyordu.
Taraflar, görüşlerindeki siyasi uçurumdan bağımsız olarak birbirlerini, sırf duydukları karşılıklı nefret yüzünden öldürüyordu. İki cepheden de yüzlerce ölü olduğuna dair sarsıcı haberler kahveye ulaşıyordu.” Madrid korkunç yılların simgesi haline gelmiş olan Federico Garcia Lorca’yı, bu hafta başında işte 90. ölüm yıldönümü vesilesiyle “Saca Nocturna” adı verilen bir toplu yürüyüşle andı. Yürüyüşün adı, iç savaş ve Franko yıllarına bir gönderme.
Mecazi anlamı, “gece operasyonu/gece çıkartması” demek. Frankocu güçler, “yargısız infaz” yaptıkları kurbanları o kâbus yıllarda, gece yarıları evlerden ve gözaltı merkezlerinden, zindanlardan kanunsuzca toplayıp kurşuna dizermiş. Diktatörlükle bire bir özdeşleşen bu “saca nocturna” deyimi, İspanyol yazın tarihinin en büyük isimlerinden olan Garcia Lorca’nın şimdi anma etiketi oldu.
Madrid’in Hyde Park ’ı sayılan kent merkezindeki Retiro Park ’ından başlayıp boğa güreşçileri meydanı Plaza de Santa Ana ’da sonlanan renkli gece yürüyüşünde Lorca’nın heykelini beraberlerinde gezdiren katılımcılar, “Döndü! Federico döndü!”, “Federico yaşıyor!” çığlıkları attılar. Bu hayli çarpıcı.
Şairin ölümünün 50. yılı anma etkinliklerini İspanya’da yaşamış ve Bir Kanlı Gül kitabımda anlatmıştım. O zaman da bugün olduğu gibi tıpkı “Federico yaşıyor!” diyorlardı: “Federico’yu öldürenler öldü ama o yaşıyor.” Şunu eklemekten geri kalmıyorlardı: “Ne var ki Garcia Lorca mezarından kalksa, bunlar-sağcılar- onu gene öldürür!” Aradan tam 40 yıl geçti. Kozmopolit, entelektüel ve solcu, ilaveten “eşcinsel” olduğu için sağcıların hedefine dönüşen Lorca, hâlâ belli ki çok farklı şablonlarla değerlendirilmiyor.
LORCA’NIN ‘DUENDE’Sİ Eserlerinin tamamında bunaltıcı baskıyı, baskıya karşı yaşam coşkusunu ve özgürlük arayışını anlatan Lorca’nın anma haberlerinin altına okurlar bugün de şunları yazıyor: “İspanyollar arasındaki ayrımlar hâlâ devam ediyor. Franco ve ailesi herkese, her şeye rağmen zenginleşirken İspanya o devirde, muazzam geriledi. Sanat ve kültür yalnızca diktatörün yandaşları ve uşaklarına kaldı.
Franco dönemi İspanya için çürümüşlük dönemidir. Torunları hâlâ da çok ilkel ve tehlikeli.” İspanya’nın büyük şairi için anmalar, bu 90. yılda sosyal medyanın etkisiyle tam bir Lorcamania/Lorca çılgınlığına dönüştü. Başkent Madrid ve Lorca’nın “memleketi” Granada’da yıl sonuna dek sürecek etkinlikler var.
En büyük yenilik TikTok, BookTok, YouTube’da Z kuşağının yazara gösterdiği yeni ve yoğun ilgi... Gençlerin gösterdiği ilgide şairin eşcinseller üzerinden farklı kimliklerin temsilcisi olmasının etkisi büyük. Sosyal medyada özlü deyişleri, tılsımlı dizeleri, kendisiyle özdeşleşen ve kavramlaştırdığı derinlikli “duende” (yaratıcılık ve auraya yansıyan öz!) tartışmaları ile hatırlanan Lorca, Lorcalı tişört satışlarını ve yazarın kitaplarını patlatmış durumda.
Biz de onu, arkasındaki büyük İspanyol trajedisine rağmen şu yaşam dolu sözleriyle hatırlayalım: “Hüznü ve melankoliyi defedin. Hayat hoştur, günleri sayılıdır. Yalnız şimdi tadını çıkartabiliriz!”