Adliye haberleri yazılmıyor. Adliyeler tatil… Hikayeler tatil değil!
Çek romancı Karel Čapek (1890-1938) öykücü, oyun yazarı ve deneme yazarıdır. Gülmece edebiyatının iyi örneklerinden olan “Papağan Davası” adlı öyküsü Milliyet Sanat[i] dergisinde 1977 yılında yayımlanmıştı.
Gazeteciler toplanmış konuşuyor… Okurların çoğu her şeyden önce gazetenin hangi yerini okur? 'Mahkeme Salonundan' sütunu olsa gerek. Mahkemeler tatildir. Ama gazetenin adliye muhabirleri yine de gazetesine enteresan bir yazı getirmek zorundadır. Hikayede denilmiş ki; “Bu gibi hallerde zavallı adliye muhabirleri 'bu enteresan yazıları' düpedüz uydurmak zorundadırlar…”
“Bir gün adliye muhabirlerinin her zaman toplanıp buluştukları kahveye üstü başı temizce, ablak yüzlü tuhaf bir adam geldi. Adamın adı Havlenaidi. Havlena hayatta muvaffak olamamış, hukuk öğrenimini yarıda bırakmış bir insandı. Ne ile geçindiğini kimse bilmezdi.(…) Bu işsiz güçsüz Havlena’nın kendisine özgü bir yeteneği vardı. Purosunu tellendirerek ve gözlerini yumarak, nefes almadan size fevkalade enteresan dava konusu anlatması için, eline bir puro ile bir duble tutuşturmanız yeterdi.”
Yine bir gün Havlena, her zamanki davalarından birini uydurmuştu. Kısacası öyküye göre şöyle olmuştu:
“Güya yaşlı bir bekar, karşı evde oturmakta olan dul bir kadınla kavga etmiş. Kadına fenalık olsun diye de bir papağan satın alarak, kadın balkona çıktıkça ona 'kaltak!' diye bağırmasını öğretmiş!
Dul kadın manevi şahsiyetine hakaret edildiği iddiasıyla yaşlı bekarı mahkemeye vermiş. Bu davaya bakan ilçe mahkemelerinden biri, sanığın papağanı vasıta olarak kullanmak yoluyla kadına hakaret ettiğini sabit görmüş ve onu on dört gün hapis cezasına ve mahkeme masrafını ödemeye mahkum etmiş.”
Havlena; bu uydurma hikayesini dinleyen gazetecilere “Borcunuz 11 kron, bir purodur!”sözleriyle uydurma davayı anlatmayı bitirmiş.
Bu dava, altı gazetede birden, tabii birbirinden farklı olarak çıktı. Gazetelerden birinde bu davanın başlığı: “Sessiz Evde”, bir başkasında “Bir bekarla zavallı dul!” bir üçüncüsünde ise “Suçlu papağan”dı. Öteki gazeteler de bunlara yakın birer başlık koymuşlardı.
Bu mahkeme yazısı gazetelerde çıktıktan kısa bir süre sonra, bunu yazan gazetelerin hepsi de Adalet Bakanlığından birer mektup aldılar.
“Adalet Bakanlığı sayın gazetenizin falan tarihli sayısında ayrıntılar yazılan davanın hangi ilçe mahkemesinde görüldüğünün bildirilmesini rica eder. Çünkü, gerek bu mesele üzerine açılan soruşturma, gerek bununla ilgili mahkeme kararı, tamamıyle kanuna aykırıdır. Zira davada söz konusu edilen ve bir suç olarak kabul edilen sözler sanığa ait olmayıp bir papağana aittir. Papağanın ise, bu sözleriyle özellikle davacı kadını kastettiği sabit olmuş değildir. Bu duruma uygun, hakaret fiilini kapsayan bir suç unsuru da yoktur. Burada olsa olsa, kamunun huzur ve sükununu bozmak gibi bir suç söz konusu olabilir ki, pek tabi olarak bu suçun faili de ancak para cezasına veya papağanı defetmek gibi birtakım idari cezalara çaprtırılabilir. Yukarıda anlatılan sebeplerden ötürü Adalet Bakanlığı, gerekli soruşturmayı yapabilmek için bu davaya bakan ilçe mahkemesinin hangi mahkeme olduğunu öğrenmek arzusundadır…”
Bu mektubu alan gazetelerin adliye muhabirleri, hemen koşup Havlena’nın yakasına sarılır. Kararının kanuna uygun olmadığını söylerler.
Kireç gibi bembeyaz kesilen Havlena çok üzülür. Bu işin peşini bırakmayacağını söyler ve Adalet Bakanlığına hukuki çözümlemelerle dopdolu bir mektup yazar.
Mektubunda papağanla ilgili mahkeme kararının doğruluğundan söz eder.
Papağan sahibi, kuşu, komşusuna küfretmeye alıştırırken, bu davranışında, açıkça kanuna aykırı bir nitelik taşıyan, hakaret unsuru oluştuğunu belirtir. Daha sonra adı geçen papağanın hukuki bir süje, yani bir şahıs olmayıp, bir obje yani bir suç vasıtası olduğunu anlatır. Bu mektup adliye muhabirlerinin şimdiye kadar okumak fırsatını buldukları hukuki çözümlemelerin en incelerinden biriydi. Havlena bu mektubunun altına “Hukuk doktoru Vaslav Havlena” imzasını atar.
Adalet Bakanlığı mektuba cevap vermez. Havlena’nın suratı asılır, hiç konuşmaz. İki ay ortadan kaybolur.
Sonra bir gün neşeyle ortaya çıkar. “Nihayet beni mahkemeye verdiler” der.
“Kadını bu işi yapmaya kandırıncaya kadar akla karayı seçtim. Yaşlı bir kadının bu derece geçimli ve uysal olabileceğine inanmazdım (…) Gidip papağan satın aldım. Ona: “Sen kaltaksın! Sen şırfıntısın!” diye bağırmasını öğrettim. (…) Ama ne yalan söyleyeyim, pek sersem bir kuşmuş. Sabahtan akşama kadar hiç durmadan bu sözleri söylüyor. Bunu, yalnız apartmanın karşısında oturan kadına söylemesine bir türlü alıştıramadım. Kadın iyi bir aileden kocakarı. Müzik öğretmenliği yapıyor. (…) Şu külhani kuşa yalnız bu kocakarıya küfretmesini bir türlü öğretemedim. Zararlı yaratık, önüne gelene küfrediyor…”
Papağanın adını Lorri koyan Havlena çaresini bulur. Kocakarı kapıda görünür görünmez pencereyi açıp kafesi uzatır. Tabii, kuş da hemen küfreder. Ama kocakarı bunu duyunca gülmeye başlar ve Havlena’ya “Ne güzel papağanınız varmış” der.
Havlena kendisini mahkemeye verdirinceye kadar tam iki hafta kadını kandırmaya çalışır. Kadını nihayet kandırmıştır. Tanıklar da evde oturan kiracılardır.
Havlena artık işin mahkemeye düştüğünü ve “Kocakarıya hakaret suçundan bana ceza vermezlerse ben adam değilim!”der. Havlena mahkeme gününe kadar kafayı çeker.
Mahkemede suçun önceden düşünülerek herkesin önünde yapılmış olduğunu ispat eden şahitlerin sözlerine dayanarak uzun bir suçlama okur ve kendisine ağır bir ceza verilmesini ister.
Babacan bir adam olan yargıç Havlena'ya sözü geçen papağanı dinlemek istediğini söyler.
Mahkemeyi başka güne erteler ve Havlena’ya “suç vasıtası” ya da “tanık” olarak papağanı getirmesini tembih eder.
Havlena ikinci oturuma elinde papağan kafesi olduğu halde gelir. Papağan gözlerini açarak fena halde korkmuş olan mahkeme daktilosuna avazı çıktığı kadar “Sen kaltaksın! Sen şırfıntısın!”diye bağırır.
Yargıç bunu duyar duymaz “Kafi!”dedi.“Papağan Lorri’nin bu davranışından açıkça anlaşılıyor ki bunun söylediği lafların doğrudan doğruya şikayetçi ile hiçbir ilgisi yok…"
Bu sırada papağan gözlerini yargıca dikerek:“Sen kaltaksın! Sen şırfıntısın!”diye bağırdı.
Yargıç sözlerine devam ederek; “Çünkü görülüyor ki papağan, bellediği sözleri, cinsiyet ayırt etmeksizin her önüne gelene söylüyor. Böylece Bay Havlena için önceden tasarlanmış bir suç işlemek ihtimali de ortadan kalkıyor."
Havlena adeta bir tarafına iğne batırılmış gibi yerinden fırladı ve heyecanla:
- "Bay yargıç, diye protesto etti, burada önceden tasarlama işi, kocakarıyı görür görmez pencereyi açışımda ve papağanı pencereye çıkarışımdadır."
- "Çok dolambaçlı, çok belirsiz bir tasarlama. Gerçi pencereyi açmak şüphe uyandırır bir iş ise de bu davranış hiçbir zaman başlı başına bir suç meydana getirmez. Zaman zaman pencereyi açtığınız için sizi mahkum edemem. Papağanınızın, özellikle şikayetçi bayanı amaç edindiği sabit olmuş değildir."
- "Ben"diye bağırdı, "Ben amaç edindim."
- "Sizin bu işi tasarladığınız, tanıkların sözlerinden hiç de belli olmuyor. Sizin ağzınızdan kimse böyle bir şey işitmemiş. Sizi beraat ettirmekten başka yapılacak bir şey yok.”
Havlena ağlar gibi bu kararı kabul etmediğini ve temyiz edeceğini söyler. Papağanın kafesini tuttuğu gibi mahkeme kapısından koşarak çıkar.
Gazete muhabirleri ara sıra sarhoş bir halde olan Havlena’ya sokakta rastlarlar.
“Söyleyin, söyleyin baylar, adalet mi bu?” der ve kararı temyiz eder.
Hikayenin sonu Yargıtay incelemesi ile biter.
Yargıtay mahkemenin beraat kararına karşı yapılan temyizi incelemeyi bile gerekli görmez.
“İşte o zamandan beri Havlena adeta yer yarılıp içine girmiş gibi bir daha görünmedi. Ona sokakta rastladıklarını söyleyenler var. Suratı asık bir halde dolaşıyor ve bir şeyler mırıldanıyormuş. Yalnız o vakitten beri, Adalet Bakanlığına, yılda birkaç sefer, 'papağan tarafından tahkir edildiğinden' söz eden birtakım dilekçeler gelmeye başlamış.”
“Papağan Davası” başlıklı hikaye böyle bitiyor…
Tatile çıkanlar için, tatiline zamanında başlayanlar için…
[i] Papağan Davası Çeviren Hasan Ali Ediz. Milliyet Sanat 16 Eylül 1977. Sayı 43.Sayfa 32-33-34