Yıllar geçti üstünden, elbet adını unutan da vardır, bilmeyen de… Ama eminim şu tangoyu hepimiz biliriz: “Papatya gibisin beyaz ve ince / Eziliyor ruhum seni görünce / İsmin dudaklarımı yakıyor, neden? / Nedir bu çektiğim senin elinden.” İşte bu güzel dizelere ses veren ve bu eserle ölümsüzleşen kişi ünlü tango sanatçımız Şecaattin Tanyerli’dir. Papatya’nın ortaya çıkışı da bir hayli ilginç, Tanyerli’nin dostu ve meslektaşı Necdet Koyutürk askerlik görevi sırasında “Papatya” eserini yazıp besteliyor.
1948’de de Tanyerli söylüyor. Ardından da tüm Türkiye Tanyerli’yi ve tangolarını tanıyor. Ertesi yıl İstanbul Radyosu’nda Fehmi Ege Orkestrası ile tangolar söylüyor.
Tanyerli “Papatya” eserinden başka, Fehmi Ege’nin “Ayrılık”, Necip Celal’in “Mazi Kalbimde Bir Yaradır” tangolarını da seslendirerek büyük bir üne kavuşuyor. En sevilen çalışmaları arasında “Rüzgâr Gibi Geçti”, “Şüphe”, “Yıllar Var Ki”, “Unutmak İstiyorum” gibi tangoları yer alıyor. 1949’da girdiği TRT Radyosu’nda uzun yıllar tangolar söyleyip kimi zaman da TRT 1’de Şevket Uğurluel’in “Anılarla Müzik” programında tango programları yapıyor ve tangoyu Türkiye’ye sevdiriyor.
TANYERLİ KENDİSİNİ ANLATIYOR Tango 1920’lerde Latin Amerika’da popülerlik kazanınca ünü Avrupa ve ABD’ye uzanıyor. Türkiye’de ise Necip Celal’in tangolarıyla insanlar bu türü benimsemeye başlıyor. Zaman içinde birçok tango sanatçısı çıksa da Tanyerli, “Tangoyu Türkiye’ye sevdiren kişi” olarak biliniyor ve “Tango Kralı” olarak anılıyor.
Tanyerli’nin müziğe hevesi çocukluk yıllarında başlıyor. Yeteneğini fark eden ise müzik öğretmeni Cemil Bey. Tanyerli, 1941’de İstanbul Erkek Lisesi’nde okurken öğretmeni Cemil Bey Eminönü Halkevi’ne götürüp şan dersleri veriyor.
Halkevinde koroya giren Tanyerli sesine uygun olarak aryalar söylüyor. Mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giriyor, eşzamanlı olarak da Beyoğlu Halkevi’nde şan dersleri alıyor. Ancak bir yandan da para kazanması gerekiyor.
Bir tanıdık vasıtasıyla 1942’de Maksim Gazinosu’na solist olarak giriyor... Bakın o günleri nasıl anlatıyor: “Birkaç dilden tangolar okuyorum. Biraz İspanyolca, Almanca, Fransızca, Rumca tangolar...
Doğru düzgün mikrofon bile yok. Ben megafonla tango söylüyorum”. Hukuk fakültesindeki derslerine devam edemeyince bu kez “Daha kolay okurum” dediği tarih bölümüne girmek istiyor.
O yıllarda fakültenin dekanı olan Fuat Köprülü, sınavda eski harflerle yazılmış bir kitabı verip okumasını istiyor, Tanyerli de, “Hocam eski yazı bilmiyorum” diyor. Köprülü de soruyor: “Evladım! Burada bütün kitaplar eski Türkçe, bunu bilmeden nasıl tarih okuyacaksın!” Tanyerli anlıyor ki her gün okula gitmek gerekli.
Bir yandan da para kazanması lazım. Düşünüyor taşınıyor ve okulu mecburen bırakıyor. Askerlik de gelip çatınca 1943’te Ankara’ya yedek subay okuluna gidiyor.
Ancak müzik onu bırakmıyor. Uzun yıllar birlikte çalışacağı Fehmi Ege ile de Ankara’da tanışıyor. Soldan Sağa: Tanyerli, Nezahat Onaner, Seyyan Oskay, Necdet Koyutürk FARKLI İSİMLE RADYODA Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda şef olan Fehmi Ege, Tanyerli’yi tanıyor, Maksim’de çıktığını biliyor ve görür görmez de bir tango okumasını istiyor.
Piyanonun başına geçiyor ve “Kirpiklerin” tangosunu çalıyor, Tanyerli de söylüyor. Tanyerli ayrıca askerlik döneminde Ankara Radyosu’nda “Salih Tanyer” adıyla da tangolar söylüyor. 1946’da terhis olduktan sonra “Tango Kralı” olacağı sürece giriyor.
Yazının başında değindiğim gibi 1948’de dostu Necdet Koyutürk “Papatya” tangosunu yazıp besteliyor, Tanyerli de bu güzel tangoyu seslendiriyor. Bir yıl sonra da plak olarak yayımlanıyor, satış rekorları kırıyor. Tanyerli bir anda tanınan ve aranan bir isim oluyor.
Peşi sıra İstanbul Radyosu’nun orkestra şefi Cemal Reşit Rey’in isteğiyle Fehmi Ege ve Necdet Koyutürk ile birlikte radyoda düzenli olarak tango konserleri veriyor. Tangolarıyla insanları radyo başına çekiyor Tanyerli ve de güzel sesiyle tangoyu Türk milletine sevdiriyor. Nedim Erağan, bir sohbetlerinde tangoya nasıl yönlendiğini sorduğunda, “O zamanlar ülkemizin ilk erkek tango solisti İbrahim Özgür beni etkiledi” yanıtını veriyor.
Ardından da ekliyor “O zaman dışarıdan bir tango akımı vardı, tango sesime uygun geldi ve onun için tangoyu seçtim”. Tangoyu Türklere sevdiren başka isimler de var: Necip Celal, İbrahim Özgür, Celal İnce, Esin Engin, Yaşar Güvenir, Zehra Eren, Mefharet Atalay, Necdet Koyutürk, Seyyide Poroy, Saime Kenmen Şerbetçi gibi birçok isim… Ancak içlerinde “Tango Kralı” unvanı Tanyerli’ye veriliyor.
Plakları yok satan, 30’dan fazla plak, kırka yakın 45’lik yayımlayan Tanyerli 1971’de de Altın Plak Ödülü’ne de değer görülüyor. 1991’de ise sevenlerinin karşısına “Ölmeye Tangolar” adlı albümüyle çıkıyor. 1993’te TRT İstanbul Radyosu’ndan emekli oluyor.
TANGOYA ÖZLEM Yıllar sonra verdiği bir röportajda toplumun müzik zevklerinin değiştiğini ve tangonun ilgi görmediğini üzülerek ifade ediyor. Röportajda “Nerede o eski tangocular” diyerek iç çekip şunları söylüyor: “Tango aslına bakılırsa bir dans türüdür fakat dansların içinde en duygulusu, insanı en çok etkileyenidir. 30 yılı aşkın bir süredir tango söylüyorum ve tüm yorgunluklarımı, düşündüklerimi unutuyorum.
Bir başka alemde yaşıyorum. Bizler çok emek verdik. Bu nedenle tangonun bizlerden sonra da yaşatılmasını arzuluyoruz.
Fakat bizden sonra tangoyu sürdürecek sanatçı yetişmiyor. Zamanın müzik anlayışı sadece maddiyata dayanıyor. Hangi müzik türü tutuyorsa herkes onu söylüyor.” Tango, 1960'lardan sonra cazibesini yitiriyor ve tangocular da yetişmiyor.
Son döneminde aniden rahatsızlanan ve zorlu bir hastalık süreci geçiren Tanyerli hasta yatağında tangodan kopmuyor ve eşi Kamuran Hanım’a “Papatya” tangosunu son defa mırıldanıyor. Türk Tangosunun kralı Şecaattin Tanyerli 1994’te 73 yaşında yaşamını yitirirken arkasında bıraktığı birçok ölümsüz tangoyu bizlere emanet ediyor. KAYNAKÇA - Cumhuriyet Gazetesi - 21.2.1988. - Cumhuriyet Gazetesi - 8.12.1994