Özellikle Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” yaklaşımı üzerinden uluslararası alanda tanınmış sınırları esas alan bir devlet politikası vurgusu yapması, Ankara ve Bakü açısından seçim sonrasındaki dönemin temel başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yapan Buğra Bekir Işılak ile Ermenistan’daki seçim sonuçlarını ve Paşinyan yönetiminin önündeki yeni dönemi Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, Azerbaycan-Ermenistan barış süreci ve bölgesel ulaşım projeleri bağlamında tüm yönleriyle mercek altına aldık.ANKARA VE BAKÜ İÇİN DEVAMLILIK VURGUSUPaşinyan’ın seçimleri yeniden kazanmasının Ankara ve Bakü açısından belirli bir siyasi devamlılık sağladığını belirten Buğra Bekir Işılak, seçim sonrasında Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik barış ve iş birliği mesajları verilmesinin, sınırların açılmasını ve bölgesel ulaşım bağlantılarının geliştirilmesini savunmasının mevcut siyasi çizginin devam edeceğine işaret ettiğini söyledi:Bu süreçte dikkat çeken bir başka gelişmenin, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin Ermeni tarafındaki başlıca aktörlerinden Ruben Rubinyan’ın 3 Ağustos’ta Ulusal Meclis Başkanı seçilmesi olduğunu belirten Işılak, “Türkiye ile normalleşme görüşmelerinde özel temsilci olarak görev yapan Rubinyan’ın parlamentonun başına geçmesi, normalleşme sürecinde Ermeni tarafında belirli bir kurumsal devamlılığın sağlandığı şeklinde değerlendirilebilir” dedi.
BARIŞ POLİTİKASI SANDIKTA NASIL KARŞILIK BULDU?Seçim sürecinde Ermenistan’ın dış politika yöneliminin yanı sıra Azerbaycan’la yürütülen barış görüşmeleri ve Türkiye ile normalleşmenin hangi şartlar altında ilerleyeceği de önemli tartışma başlıkları arasında yer aldı. Buğra Bekir Işılak, “Paşinyan yönetiminin Azerbaycan’la müzakerelerde attığı bazı adımlar muhalefet tarafından ‘taviz’ olarak nitelendirilirken hükümet, bu politikaları Karabağ sonrasında oluşan yeni bölgesel şartlarda Ermenistan’ın güvenliğini, uluslararası alanda tanınmış sınırlarını ve ekonomik geleceğini korumaya yönelik bir yaklaşım olarak savundu” dedi. Işılak’a göre seçim sonucunun anlamını kavrayabilmek için Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin yaklaşık 30 yıllık geçmişine bakmak gerekiyor:-- Türkiye-Ermenistan ilişkileri yaklaşık 30 yıl boyunca Karabağ meselesi ve Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığı çerçevesinde şekillendi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından başlayan Birinci Karabağ Savaşı sonucunda Azerbaycan’ın uluslararası alanda tanınmış topraklarının önemli bir bölümü Ermeni güçlerinin kontrolüne geçmiş ve uzun yıllar işgal altında kalmıştı.-- Türkiye ise çatışmaların giderek genişlemesi, Hocalı’da yaşanan katliam ve Dağlık Karabağ ile çevresindeki Azerbaycan topraklarının Ermeni güçlerinin kontrolüne geçmesi üzerine Ermenistan sınırını kapatarak Erivan’la ilişkilerini askıya aldı.“Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olması ve başlangıçta Erivan’la normal diplomatik ilişkiler kurmaya yönelik bir yaklaşım benimsemesi” diyen Işılak, “Ancak Levon Ter-Petrosyan yönetimi döneminde Karabağ’daki çatışmaların derinleşmesi ve Azerbaycan’ın uluslararası alanda tanınmış topraklarının işgal edilmesi Ankara’nın Ermenistan politikasını yeniden şekillendirdi; Türkiye, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve güvenliğini merkeze alan daha belirgin bir politika benimsemeye başladı” şeklinde konuştu. KARABAĞ SONRASI YENİ DÖNEM: NORMALLEŞME İÇİN FARKLI BİR ZEMİN2020’deki 44 günlük İkinci Karabağ Savaşı ve ardından 2023’te Azerbaycan’ın Karabağ’ın tamamında egemenliğini yeniden tesis etmesinin Güney Kafkasya’daki yaklaşık 30 yıllık statükoyu değiştirdiğini belirten Buğra Bekir Işılak, “Bundan sonraki temel mesele Karabağ’ın statüsünden ziyade Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı bir barış düzeninin kurulması, sınırların belirlenmesi ve bölgesel ulaşım bağlantılarının yeniden açılması haline geldi” dedi. Işılak şöyle devam etti:-- Bu yeni tablo, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin önünde de farklı bir diplomatik alan açtı.
İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Türkiye ile Ermenistan arasında yeniden başlatılan normalleşme sürecinde Türkiye adına eski Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç, Ermenistan adına ise Ruben Rubinyan özel temsilci olarak görevlendirildi.-- Görüşmelerde diplomatik ilişkilerin kurulması, sınır geçişleri, doğrudan ticaret ve ulaşım bağlantıları gibi konular ele alındı. Son dönemde Kars-Gümrü demiryolunun yeniden faaliyete geçirilmesine yönelik çalışmalar, sınır altyapısının hazırlanması ve tarihî Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonuna yönelik atılan adımlar, normalleşmenin giderek daha somut bir çerçeve kazandığını gösteriyor.”“Bununla birlikte Ankara açısından bu süreç hiçbir zaman Bakü’den bağımsız bir normalleşme hattı olarak görülmedi. Türkiye, Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesini Azerbaycan-Ermenistan barış sürecini tamamlayan bir unsur olarak değerlendiriyor” diyen Buğra Bekir Işılak, “Ankara açısından temel hedef, Ermenistan’la ilişkileri Azerbaycan’ın çıkarlarıyla çelişen ayrı bir kanal üzerinden geliştirmek değil; Bakü-Erivan barışıyla birlikte Güney Kafkasya’da daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir düzen kurulmasına katkı sağlamak” ifadelerini kullandı.
“GERÇEK ERMENİSTAN” DOKTRİNİ ANKARA VE BAKÜ İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?Bu yaklaşımın Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” olarak tanımladığı doktrin üzerinden şekillendiğini belirten Buğra Bekir Işılak, “Paşinyan’a göre Ermenistan’ın geleceği tarihsel coğrafya tahayyülleri üzerinden değil, uluslararası alanda tanınmış sınırlarıyla mevcut Ermenistan Cumhuriyeti temelinde şekillenmeli. Bu anlayış, komşu devletlerin mevcut sınırlarının kabul edilmesi, Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerin normalleştirilmesi ve Ermenistan’ın bölgesel bağlantılarının geliştirilmesi hedefleriyle birlikte yürütülüyor” dedi ve ekledi:“Türkiye ve Azerbaycan açısından bu söylemin önemi ise Ermenistan’ın Karabağ sonrası ortaya çıkan bölgesel gerçekliği ne ölçüde kalıcı bir devlet politikasına dönüştürebileceğiyle bağlantılı. Ankara ve Bakü bakımından yalnızca Paşinyan hükümetinin bugünkü tutumu değil, gelecekte farklı hükümetler döneminde de toprak bütünlüğü ve mevcut sınırların tanınmasına dayalı yaklaşımın devam etmesi önem taşıyor.”1915 MESELESİ NORMALLEŞMENİN NERESİNDE?Türkiye açısından normalleşme sürecinin bir diğer önemli boyutunun geçmişten kaynaklanan ihtilafların güncel ikili ilişkiler üzerindeki belirleyici etkisinin azaltılması olduğunu belirten Işılak, “Ankara, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni tarafının ileri sürdüğü tezleri kabul etmiyor; meselenin siyasi kararlar üzerinden değil, tarihî belgeler, arşivler ve bilimsel çalışmalar temelinde ele alınması gerektiğini savunuyor.
Türkiye’nin geçmişte ortak tarih komisyonu kurulmasını önermesi de bu yaklaşımın bir sonucu” dedi. Işılak, şu bilgilerin altını çizdi:“Bu çerçevede Paşinyan’ın Türk gazetecilere verdiği röportajda tarih ile günümüz devlet ilişkilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulaması ve 1915 olaylarına ilişkin iddiaların uluslararası platformlarda gündeme taşınmasının Ermenistan’a güvenlik, refah ve barış sağlamadığını belirtmesi, Ankara açısından normalleşmeyi destekleyen bir siyasi söylem olarak değerlendirilebilir. Paşinyan yönetiminin Erivan’da düzenlenen bir yürüyüş sırasında Türk bayrağının yakılmasını açık biçimde kınaması da bu açıdan dikkat çekici.
Eylemin “provokatif” ve “gerilimi artırıcı” olarak nitelendirilmesi, Erivan yönetiminin Türkiye karşıtı sembolik eylemlerle arasına siyasi mesafe koyma arayışına işaret ediyor.” ERMENİSTAN DIŞ POLİTİKASINI ÇEŞİTLENDİRİYORPaşinyan’ın dış politika yaklaşımında dikkat çeken bir başka unsurun Ermenistan’ın ilişkilerini çeşitlendirme arayışı olduğunu belirten Işılak, “Paşinyan, ülkesinin Rusya ile mevcut ilişkilerini sürdürürken Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Hindistan ve diğer ülkelerle de stratejik ilişkiler geliştirmeyi hedeflediğini ifade ediyor. Bu yaklaşım, Ermenistan’ın geleneksel ortaklıklarından kopmasından ziyade farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler geliştirme ve dış politika seçeneklerini çeşitlendirme çabası olarak değerlendirilebilir. Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşme de bu yaklaşımın önemli parçalarından biri haline geldi.
Ancak Ankara açısından belirleyici nokta, normalleşmenin Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığına alternatif oluşturacak değil, tam tersine Güney Kafkasya’daki yeni barış düzenini destekleyecek biçimde ilerlemesi” şeklinde konuştu.ZENGEZUR KORİDORU VE GÜNEY KAFKASYA’NIN YENİ ULAŞTIRMA HARİTASIBölgesel ulaştırma bağlantılarının Türkiye ve Azerbaycan açısından da stratejik önem taşıdığını belirten Işılak, “Özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında kesintisiz ulaşımın sağlanmasına yönelik çalışmalar, Karabağ sonrası Güney Kafkasya’daki yeni ulaştırma mimarisinin temel başlıklarından biri haline geldi. Zengezur Koridoru’nun faaliyete geçmesi, Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki doğrudan ulaşım bağlantısının güçlendirilmesinin yanı sıra Güney Kafkasya’daki bölgesel ticaret ve transit ağlarının gelişmesine de önemli katkı sağlayacak” ifadelerini kullandı.Paşinyan’ın da söz konusu ulaştırma bağlantılarının bölgesel ekonomik fayda sağlayacağını ve İran’ın projeye ilişkin endişelerini gidermeye hazır olduklarının altını çizdiğini vurgulayan Işılak, “Erivan yönetimi bu bağlantıları kendi ekonomik çıkarları açısından da değerlendirmeye çalışırken Türkiye açısından öncelik, Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasındaki ulaşımın güvenli, sürdürülebilir ve kesintisiz biçimde sağlanması” dedi. KARS-GÜMRÜ HATTINDAN ORTA ASYA’YA: ULAŞIMIN STRATEJİK BOYUTU“Türkiye açısından bu bağlantının önemi yalnızca Azerbaycan’a erişimle sınırlı değil.
Nahçıvan üzerinden Azerbaycan’a uzanan kara ve demiryolu bağlantılarının güçlenmesi, Türkiye’nin Hazar havzası ve Orta Asya’ya yönelik ulaşım güzergâhlarını çeşitlendirecek ve mevcut bağlantılarını güçlendirecek” diyen Buğra Bekir Işılak, şöyle devam etti:-- Bu nedenle söz konusu güzergâh, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve Orta Koridor gibi mevcut hatlarla birlikte Türkiye-Azerbaycan stratejik bağlantısallığını güçlendiren tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilebilir.-- Kars-Gümrü demiryolunun yeniden açılması ve Türkiye-Ermenistan sınırının işler hale gelmesi de aynı bölgesel perspektif içerisinde değerlendirilmeli. Ankara açısından Ermenistan’ın bölgesel ulaştırma ağlarına dahil edilmesi, Bakü’nün konumuna alternatif yaratmak değil; Azerbaycan’ın merkezi rol oynadığı yeni Güney Kafkasya ulaştırma düzeninin daha geniş bir ekonomik yapıya dönüşmesini desteklemek anlamına geliyor.Alıntı Metni