Kapadokya’nın sıcak hava balonlarıyla dolu gökyüzü bu kez Red Bull sporcuları Marco Waltenspiel ve Marco Fürst’ün sıra dışı uçuşlarına sahne oldu. Yaklaşık 2 bin 800 metre yükseklikteki sıcak hava balonundan atlayan ikili, farklı irtifalardaki balonları slalom parkuruna dönüştürerek saatte 200 kilometreye varan hızla uçuşlarını tamamladı. Waltenspiel ve Fürst ile korku ve özgürlüğü, anda kalmayı, doğayla ilişkilerini ve dünyaya yukarıdan bakmanın değiştirdiği bakış açısını konuştuk. - Kapadokya dünyanın en sıra dışı coğrafyalarından biri.
Burada uçmak sizin için ne ifade ediyor? Burayı uçtuğunuz diğer yerlerden farklı kılan ne? Marco Waltenspiel: Bence buranın coğrafyası gerçekten çok özel.
Elbette etrafınızda bu kadar çok balonun olması da dünyanın her yerinde görebileceğiniz bir şey değil. Balonların dışında burada gerçekten sevdiğim bir diğer şey de ışık. Kayaların ve coğrafyanın gün boyunca çok farklı ışıklar yarattığını düşünüyorum.
Marco Fürst: Nereye giderseniz gidin manzara değişiyor. Uçarken çok hızlı hareket ettiğiniz için de her şey sürekli farklı görünüyor. Bir gün bir yöne, ertesi gün başka bir yöne uçtuk ve manzara tamamen değişmişti.
Kapadokya'da uçmak her seferinde başka bir deneyim. KORKUDAN ÇOK MERAK -Pek çok insan yüksekten korkuyor ama siz gökyüzünde özgürlüğü buluyor gibisiniz. Kendi yaşamınızda korku ile özgürlük arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?
M. Waltenspiel: Aslında bu, korkudan ne anladığınıza bağlı. Bizim için uçarken veya atlarken korkunun zihnimizde bir yeri yok.
Yaptığınız şeye saygı duymak ve neleri yapabileceğinizi bilmekle ilgili. Kendinizi tanımanız ve kendinize güvenmeniz gerekiyor. Anda olmak çok önemli ve benim için güven duygusunu yaratan da bu.
M. Fürst: Güvendiğimiz partnerlerle çalışmak da bize korkmadan atlayabilme özgürlüğü veriyor. Elbette bu balon slalomu projesinde, balonun hemen yanındaki platformda dururken hâlâ karnınızda kelebekler uçuşuyor.
Her atlayış farklı; uyum sağlamanız, esnek olmanız gerekiyor ve önünüzde her zaman bilinmeyenler var. Ancak ben buna korku demezdim çünkü korku zihninizi bloke eder. Bu daha çok heyecan. - Belki biraz da merak?
M. Fürst: Evet, bir tür merak. Çünkü her şey sürekli değişiyor. - Böyle bir atlayıştan önce zihinsel olarak nasıl hazırlanıyorsunuz?
Odaklanmanıza yardımcı olan ritüelleriniz veya rutinleriniz var mı? M. Waltenspiel: Belirli bir rutinim yok.
Ekipmanımı kontrol ediyorum ve her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için birbirimizi de kontrol ediyoruz. Bir arkadaşım bana, “Ne zaman gerilirsen manzaraya bak, bulunduğun yerin tadını çıkar ve gerçekten orada ol. Sonra yeniden yapacağın şeye odaklanabilirsin” demişti.
Bence çok iyi bir yaklaşım. M. Fürst: Bir uçak pilotu gibi düşünün.
Kontrol listenizdeki bütün maddeleri tamamlıyorsunuz ve kalkış zamanı geldiğinde zihniniz berrak oluyor. Elbette risk var ama onu mümkün olduğunca azaltıyoruz. Her atlayıştan önce de ısınıyoruz; böyle bir atlayışta yaklaşık 4G'lik bir kuvvete maruz kalabiliyoruz ki bu skydiving için bile oldukça yüksek.
ÖLÇEK DEĞİŞİYOR -Böylesine benzersiz doğal coğrafyalarda uçmak, yıllar içinde doğayla ilişkinizi değiştirdi mi? Bu yerleri korumaya yönelik daha büyük bir sorumluluk hissetmenize neden oluyor mu? M.
Fürst: Kesinlikle. Yıllar geçtikçe bu spor sayesinde görebildiğimiz coğrafyaların değerini çok daha fazla anlamaya başladım. Bu sabah örneğin hava hâlâ karanlıkken kalkış noktasına gidip güneşin doğuşunu izledik.
Bunları deneyimleyebilmenin değerini gerçekten biliyorum. Dağlarda bir çöp görürsek onu da yanımıza alıyoruz. Bu yerleri korumak istiyoruz çünkü onları deneyimlemeye devam etmek istiyoruz.
M. Waltenspiel: İkimiz de çocukluğumuzdan beri doğanın içinde spor yaparak büyüdük ve bu sizinle kalıyor. Çok seyahat ediyor ve pek çok farklı yer görüyoruz.
Bu alanları ve genel olarak doğayı korumanın son derece önemli olduğunu düşünüyorum. - Dünyayı yukarıdan bu kadar çok kez görmüş biri olarak, gökyüzünden baktığınızda yerdeki insanların çoğu zaman gözden kaçırdığı neyi fark ediyorsunuz? M. Waltenspiel: Dünya düz değil!
Düz olmadığına dair kanıtımız var. (Gülüyor) Yukarıdan neye bakarsanız bakın, her yer sanki başka bir gezegenmiş gibi görünüyor. Özellikle burası... Tabii ki Ay'a hiç gitmedim ama bazen aşağıya baktığımda “Burası Ay olabilir” diye düşünüyorum.
Her şeyi bambaşka bir perspektiften görüyorsunuz ve bu, her şeyi değiştiriyor. M. Fürst: Yukarıdayken yerdeki sorunlar küçülüyor.
İnsan yerdeyken bazen küçücük sorunları bile çok büyük görebiliyor ama yukarı çıktığımızda artık o kadar önemli görünmüyorlar. Biz de orada kendimizi küçücük hissediyoruz. - Bu biraz kişisel gelişim alanına da giriyor aslında. Sorunları gereğinden fazla büyütmemek gibi...
M. Waltenspiel: Aynı zamanda sizi ana getiriyor. Gündelik yaşamda zihninizde pek çok düşünce var ama bizim sporumuzda tek bir şeye odaklanmak zorundasınız ve geri kalan her şey ortadan kayboluyor.
Uçmaktan öğrendiğimiz şeylerden biri de bulunduğumuz yerin farkında olmak. Bence insanlar bunu biraz kaybetti. Yerdeki sorunlar her zaman göründükleri kadar büyük değil. - Dünyayı yukarıdan gördükten sonra insanlara yalnızca tek bir kelime bırakabilseydiniz, bu ne olurdu?
M. Fürst: Rüya. M.
Waltenspiel: Nefes. UÇUŞUN 4 ANAHTARI Antrenman: Bu uçuşların arkasında yoğun fiziksel hazırlık ve düzenli antrenman var. Kontrol listesi: Her atlayış öncesinde ekipmanlarını ve birbirlerini kontrol ediyor, hazırladıkları kontrol listesindeki adımları tamamlayarak riskleri mümkün olduğunca azaltıyorlar.
Esneklik: Her uçuş farklı. Değişen koşullara ve bilinmeyenlere hızla uyum sağlayabilmek gerekiyor. Odak: Zihni berrak tutmak, çevrenin farkında olmak ve tamamen o ana odaklanmak uçuşun temel parçalarından biri.