31 Mart yerel seçimlerinden sonra 90’a yakın belediye başkanı AKP saflarına katıldı. Sadece İstanbul’da dokuz ilçe belediye başkanı CHP’den AKP’ye transfer oldu 15’i görevden uzaklaştırıldı. En büyük ilçelerden Esenyurt ve Şişli uzun süredir kayyım tarafından yönetiliyor.
Sadece İstanbul’da ilçe belediyelerinde “gasp edilen” oy sayısı 1.5 milyona yaklaştı. Son olarak AKP’nin kazandığı Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği seçimlerinde gözaltı, tutuklama, meclis üyesi transferi ile baskı ve şantaj iddiaları vardı. Sandıkta seçilen belediye başkanlarının görevlerinden alınması ve yerlerine başkan vekilleri ya da kayyımların getirilmesi, yalnızca hukuki ve siyasi değil, aynı zamanda dini ve ahlaki açıdan da tartışılıyor.
Cumhuriyet, konuya ilişkin emekli müftü Gani Aşık ile ilahiyatçı-yazar İsrafil Balcı ile konuştu. Gani Aşık, belediye başkanlığının seçimle kazanılan bir emanet olduğunu belirterek görev süresinin sonuna kadar seçilmiş başkan ve partisinde kalması gerektiğini söyledi. Aşık, “Belediye başkanlığını hangi partinin adayı kazanmışsa dönem sonuna dek başkanlığın o parti ve o kişide kalması ahlaken ve siyaseten zorunluluktur.
Başkanın parti değiştirmesi ne bahane ile olursa olsun ahlak ve siyasi namus duygusu ile bağdaşmadığı gibi, emanete ihanet etmiş ve seçmenlerini de siyaseten dolandırmış olduğu için de doğallıkla kul hakkı yemiş olur” dedi. Aşık, bu tür süreçleri organize edenlerin sorumluluğunun da altını çizerek “Yüce Yaratan, kendisine karşı işlenen günahları affedebileceğini ama kul hakkını asla. Bu tür operasyonları organize edenlerin vebali, partisini ve seçmenini satan başkandan az değildir” ifadelerini kullandı.
İsrafil Balcı ise bir siyasetçinin tutuklama, şantaj veya tehdit yoluyla iradesi dışında karar almaya zorlanmasının dini açıdan meşru olmadığını vurguladı. Balcı, “Siyasetçi ya da herhangi bir bireyin, özellikle de kamu adına yetkiyi elinde bulunduran güç veya idare tarafından baskıyla, şantajla, kumpasla, idari yaptırımla veya başka yollarla iradesi dışında bir tercihe zorlanmasının ne dinen ne ahlaken ne vicdani ne de insani bir izahı olabilir. Bu, düpedüz hak ihlalidir ve dinen en temel kul hakkı kategorisindedir” dedi. ‘SİYASİ RANT ARACINA DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ’ Yurttaşın verdiği temsil yetkisinin baskı, şantaj veya vaatlerle değiştirilmesinin “kul hakkı” ve “kamu hakkı” olduğunu söyleyen Balcı, “Elbette ki kul hakkıdır ve katışıksız ihanettir.
Hatta görevi kötüye kullanmaktır” diye ekledi. Kamu gücünün veya yargının siyasi dengeleri değiştirmek amacıyla kullanılmasının İslami adalet anlayışıyla bağdaşmadığını belirten Balcı, “Yargının veya idari yetkinin yaptırım aracına dönüştürülmesi ve bu yolla siyasi rant sağlanmasının dinen hiçbir meşru temeli yoktur. Aynı zamanda dinen ve hukuken görevi kötüye kullanmaktır” diye konuştu. ‘DİNEN GEÇERLİLİK SAĞLAMAZ’ Oylama öncesinde kişilerin otelde tecrit edilmesi ve baskı altında tutulduğu iddialarına da değinen Balcı, böyle bir ortamda alınan kararların dini açıdan geçerli sayılamayacağını söyledi.
Balcı, “Böyle bir durumda alınan kararda şeklen çoğunluk sağlanmış gibi gözükebilir, ancak bunun dini açıdan hiçbir geçerliliği yoktur. Bu bir hukuk cinayetidir, yargının siyasallaşmasıdır ve hiçbir vicdan tarafından kabul edilemez bir durumdur” ifadelerini kullandı. Soruşturmaların kapatılması ya da menfaat karşılığında taraf değiştirilmesi ihtimaline ilişkin Balcı’nın değerlendirmesi ise net: “Düpedüz rüşvettir, bu yolla elde edilen makam asla helal olamaz.” Balcı, “Bu şartlarda görevlendirilen kişi de onu bu göreve getirenler de veya şeklen bunun zemini oluşturanlar, buna göz yumanlar, her kim varsa hepsi dinen vebal altındadır” dedi. ‘KAMU HAKKININ GASPI’ Baskı ve şantaj iddialarının gölgesinde el değiştiren yönetimlerin aldığı kararların ve kullandığı kamu kaynaklarının dini meşruiyetini de tartışan Balcı, “Meşru olmayan bir yolla elde edilen makamın aldığı kararların hiçbirisinin dinen herhangi bir geçerliliği yoktur.
Hukuken hak edilmemiş bir makama getirilen kişin kamu kaynaklarını kullanması ise düpedüz kamu hakkının gaspı ve hırsızlıktır” dedi.