sondakika.com
Son Dakika

Saruhan Oluç: Çerçeve yasa son değil, yeni düzenlemelerin başlangıcı

DEM Partili Saruhan Oluç, çerçeve yasanın ardından TMK, infaz ve yerel yönetimler mevzuatında değişiklik; anadilinde eğitim, yerel demokrasi ve kimlik başlıklarında ise anayasa tartışması gerektiğini söyledi.

Fotoğraf: Bianet

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda 467 “evet”, 87 “hayır” ve 7 “çekimser” oyla kabul edilerek yasalaştı. Düzenleme, PKK/KCK ve bağlantılı yapıların silah bırakmasının tespitinin ardından uygulanacak hukuki düzenlemeleri içeriyor.

Yasanın Meclis’ten geçmesiyle birlikte süreçte tartışmanın ağırlık merkezi, düzenlemenin nasıl uygulanacağına ve bundan sonra atılacak hukuki ve siyasi adımlara kaydı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, Meclis mesaisinin ardından önümüzdeki dönemin öne çıkan başlıklarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Oluç, ilk olarak çerçeve yasanın “sorunlar çıkmadan uygulanmasının” sağlanması gerektiğini söyledi. Ardından infaz yasası, Terörle Mücadele Kanunu (TMK), Türk Ceza Kanunu (TCK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve yerel yönetimler mevzuatında düzenlemelere ihtiyaç olduğunu; DEM Parti’nin bu düzenlemeler için Meclis’te çaba göstereceğini belirtti.

Sırada infaz, TMK, TCK, CMK ve yerel yönetimler var

Çerçeve yasanın ardından DEM Parti’nin öncelikli siyasi ve hukuki gündeminin ne olacağı sorusuna Oluç, ilk aşamanın yasanın uygulanması olduğunu belirterek yanıt verdi.

Ancak bundan sonraki hukuki gündemin çerçeve yasanın uygulanmasıyla sınırlı olmadığını söyledi. Mevcut bazı yasalarda da değişikliğe ihtiyaç bulunduğunu belirterek bunları infaz yasası, TMK, TCK, CMK ve yerel yönetimler yasası olarak sıraladı.

Söz konusu değişiklikleri cezaevlerinde bulunanların durumu ve kayyım uygulamalarının sona ermesiyle ilişkilendiren Oluç şöyle konuştu:

“Bu sayede hem cezaevlerinde bulunanların dışarı çıkmaları hem de kayyımlar meselesinin örneğin sona ermesi gibi konularda atılması gereken adımlar var. DEM Parti olarak biz esas itibarıyla bundan sonraki aşamada bu konularda çaba göstereceğiz, Meclis’te bu konuda düzenlemeler yapılması için elimizden geleni yapacağız.”

"Kadın siyasetçilere yalnızca ‘sürecin vicdanı’ rolü biçilemez”

Sürecin yalnızca silahsızlanma ve buna ilişkin hukuki düzenlemelerle sınırlı kalıp kalmayacağı sorusuna, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporundaki demokratikleşme başlığına işaret ederek yanıt verdi.

DEM Parti’nin bu başlık altında yapılması gereken düzenlemeler için çalışacağını belirterek, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümüne ilişkin bazı taleplerin mevcut yasalarda yapılacak değişikliklerle karşılanabileceğini aktardı.

Bir de yasaların ötesinde, anayasal düzenlemelere de ihtiyaç var. Bu anayasal düzenlemelerin yapılabilmesi için bir anayasa tartışmasına ihtiyaç var. Örneğin anadilinde eğitim meselesi, örneğin yerel demokrasinin geliştirilmesi meselesi, örneğin kimlik sorunlarının tarif edilebilmesi meselesi bu konular.

DEM Parti’nin bundan sonraki dönemde izleyeceği siyasi hattı ise, “Önümüzdeki dönemde hem yasalarda hem de anayasada düzenlemeler yapılması için bir siyasi mücadeleyi sürdüreceğiz” sözleriyle anlattı.

“Partileri samimiyet testine tabi tutmak isabetli olmaz”

Çerçeve yasanın Meclis’te aldığı geniş desteğin partilerin sürece yaklaşımını ne ölçüde yansıttığı sorusuna Oluç, siyasi partilerin tutumlarını “samimiyet testine” tabi tutmayı isabetli bulmadığını söyleyerek yanıt verdi.

Değerlendirmesine göre oylamadaki temel ayrım, Kürt meselesinin çatışma zemininden çıkarılıp hukuk ve siyaset alanına taşınmasına yönelik tutumda ortaya çıktı:

Oylamada ‘evet’ diyenler aslında objektif olarak baktığımızda, silahların susmasına ve kullanılmamasına da evet demiş oluyorlar. Yani Kürt sorununun çözümünün çatışma zemininden çekilip alınarak hukuk ve siyaset zeminine taşınmasına imkân vermiş oluyorlar.

“Hayır” oylarının arkasındaki ideolojik ve tarihsel yaklaşımların ayrıca tartışılabileceğini belirterek oylamadaki ayrımı şöyle tarif etti:

“‘Evet’ ve ‘hayır’ın arasındaki temel nitelik farkı, çatışma zemini hukuk ve siyaset zeminine taşınsın mı, taşınmasın mı sorusuna verilen yanıttır.”

Bununla birlikte siyasi partilerin tutumlarını bir “samimiyet testi”ne tabi tutmayı gerekli görmediklerini söyledi:

Sonuç olarak siyaset yapıyorlar ve siyasetleri doğrultusunda çeşitli taktik veya stratejik adımlar atıyorlar. Bu açıdan baktığımızda evet diyen partilerin taktikleri konunun hukuk, siyaset, müzakere, istişare, diyalog zemininde ele alınması doğrultusunda olmuştur. Samimiyetlerini tartışmayı gerekli bulmayız.

“Af ve üniter devlet tartışmaları gerçeği yansıtmıyor”

Oluç, siyasi partilerin sürecin niteliğini kendi seçmenlerine açık biçimde anlatması gerektiğini de ifade etti.

Yasanın “af” niteliğinde olduğu veya üniter devlet yapısını tahrip edeceği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak, bu söylemlerin toplumda korku yarattığını belirtti:

“Örneğin bu yasa bir af mı tartışması veya üniter devlet tahrip ediliyor mu tartışması kesinlikle doğru olmayan ve gerçeği yansıtmayan konulardır. Bunlar toplumda korku yaratma amaçlıdır. Gerçekle alakası yoktur.”

Aksi tutumların Kürt meselesi üzerinden süren kutuplaşma ve saflaşmanın yanı sıra “ırkçı ve ayrıştırıcı yaklaşımları” sürdürmeye zemin sağlayacağını kaydetti.

"Çerçeve yasa tarihi bir fırsat ancak kalıcı barış ceza hukuku düzenlemeleriyle sağlanamaz"

PKK ile görüşme: “Özel bir durum söz konusu değil”

İYİ Parti ve sürece mesafeli diğer siyasi aktörlerin itirazları arasında, düzenlemenin PKK’ye özgü bir hukuki rejim oluşturduğu ve sürecin Meclis iradesini aşan bir müzakereye dönüştüğü eleştirileri de bulunuyor.

Oluç, bu itirazlara yaklaşık 50 yıldır devam eden çatışmanın sona erdirilmesi açısından yaklaştıklarını söyledi.

PKK’nin çatışmanın tarafı olması nedeniyle örgüt ve lideriyle görüşülmesini çatışma çözümünün bir parçası olarak değerlendirdiklerini belirterek şöyle konuştu:

50 yıla yakındır süren bir çatışma ortamı var ve bu çatışma ortamının sonlandırılması esas olandır bizim açımızdan. Dolayısıyla bu çatışma ortamındaki taraf PKK olduğu için bu konunun tartışılması, değerlendirilmesi, konuşulması da PKK’nin lideriyle ve PKK ile yapılması gereken şey. Dünyadaki örneklere baktığımızda da çatışma çözümleri her zaman çatışan taraflar arasında yapılan diyaloglar, görüşmeler, istişareler ile bir sonuca ulaşmıştı. Dolayısıyla burada bir özel durum söz konusu değil.

TBMM’de 'çerçeve yasa' oylaması: Kim 'evet', kim 'hayır' dedi?

“Barışın toplumsallaşması” için iktidar ve muhalefete sorumluluk

Sürecin toplumsal meşruiyetinin genişletilmesi ve farklı kesimlerin kaygılarının giderilmesi konusunda “barışın toplumsallaşması” gerektiğini kaydetti.

Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümünün toplumsal mutabakatın ve demokratik uzlaşmanın genişlemesiyle mümkün olabileceğini belirterek, barışın toplumsallaşması konusunda iktidar ve muhalefet dahil bütün siyasi partilere görev düştüğünü anlattı.

Topluma bunu anlatmak, toplumun Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümü için elinden geleni yapmasını sağlamak konusunda partilerin hepsine, iktidara da muhalefete de bu görev düşmektedir. Biz en azından bunu yapmaya çalışıyoruz DEM Parti olarak. Diğer partilerin de öyle davranmalarını isteriz ve bekleriz.

Tartışmanın yalnızca siyasetçiler arasında ve Meclis’te kalması halinde toplumsal uzlaşma ve demokratikleşme adımlarının atılamayacağını söyledi:

“Aksi takdirde konu sadece siyasetçiler arasında, Meclis’te, siyasi alanda tartışılıp, konuşulup değerlendirilir ama toplum bundan gereken payı almaz ve toplumdaki uzlaşma ve demokratikleşme adımları atılamaz hale gelir.”

DEM Parti’nin önümüzdeki dönemde hem bu yasal düzenlemeler hem de anayasal değişiklikler için siyasi mücadeleyi sürdüreceğini belirtti.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

5 kaynak

Gündem haberleri

Tümü