sondakika.com
Son Dakika

Serkan Çayoğlu'ndan 'Öngörü' ve 'Mehmed: Fetihler Sultanı' açıklamaları: 'Fatih gibi bir karakterde özgürüm diyemezsiniz'

Serkan Çayoğlu, “Öngörü”de geçmişiyle hesaplaşan ve ölümle sıra dışı bir ilişki kuran dublör Kemal’e yaşam veriyor. Çayoğlu ile korkuyla kurduğumuz ilişkiyi, kaderi değiştirme arzusunu, geleceği bilmenin bedelini ve oyunculuk yolculuğunda bilinmeyene duyduğu merakı konuştuk.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Hemen herkes kendi geleceğinde olacakları önceden bilmek ister belki. Ancak böylesi bir bilgiye sahip olmak, duyulduğu kadar iyi mi? Serkan Çayoğlu’nun başrolünde yer aldığı “Öngörü”, bu sorunun peşinden gidiyor.

Biz de Çayoğlu ile bir araya geldik, yaşam verdiği Kemal karakterini ve Disney+’ta yayımlanan filmin onda yarattığı sorular ile yanıtlarını konuştuk... - Film ve dizilerde dublörler oyuncuların yerine geçer; “Öngörü”de ise siz bir dublörü canlandırıyorsunuz. Role hazırlanırken dublörlerin dünyası hakkında neler keşfettiniz? Setlerden dolayı yabancı olduğum bir dünya değil.

Dışarıdan çok gözü kara bir meslek gibi görünüyor ama arkasında inanılmaz bir hazırlık ve teknik var. Dublörün açısından bakınca o yalnızca görevini yapıyor ama birkaç saniyenin verdiği adrenalin ve zevk çok başka. Yüzde 100’ünle orada olmak zorundasın ve her defasında kalbinin sesi dışarıdan gelenleri bastırıyor.

Hatta üzerinizdeki mikrofon sayesinde ses masasında kadar gidiyor. - Dublörlük biraz da görünmeden başkasının kahramanlığını mümkün kılan bir meslek. Oyunculuk ise tam tersine görünürlük üzerine kurulu. Kemal’i oynarken bu karşıtlık üzerine düşündünüz mü?

Aslında görünmemek ikisinin de ortak yanı. Oyuncu-kişi olarak sette görünür olabilirsiniz ama kamera kayda girdiğinde artık başkasının yaşamının bir anındasınız. O yüzden iki mesleği birbirinin tam karşıtı gibi görmüyorum.

Dublörlerle oyuncular arasında çok benzer bir taraf, ikisi de hazırlığını yapıp belli bir noktandan sonra kendini ana bırakması. - Dublörlük fiziksel olarak oldukça özel bir alan. Kemal için ayrıca bir hazırlık yaptınız mı, yoksa yıllardır sürdürdüğünüz spor rutini yeterli oldu mu? Güçlü ya da fit olmak yeterli değil.

Bedeninizi tanımanız ona hükmedebilmeniz gerekiyor. Nasıl düşeceğinizi, bedeninizi nasıl kullanacağınızı, nerede kendinizi bırakacağınızı bilmeniz gerekiyor. Beyinle kasın ilişkisi ön plana çıkıyor.

Benim amacım Kemal’in yıllardır bu işi yaptığına seyirciyi inandırabilmekti. - Sizce Kemal’in korkusuzluğu, kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünmesiyle mi ilgili? Kendi deneyimlerinizden yola çıkarsanız korkuların üzerine gitmek onları gerçekten yenmemizi sağlıyor mu? Sevdikleri tarafından terk edilmiş ve hatta babası tarafından öldürülmeye çalışılan biri Kemal.

Korkuyla başka bir ilişki kuruyor. Hatta korkunun kendisinde ne yarattığını keşfetmeye çalışıyor gibi. Sürekli ölüme meydan okuyor, burun buruna geliyor.

Selen’le beraber bu biraz değişiyor çünkü ilk defa risk sadece kendisiyle ilgili değil. Birine bağlanıyorsunuz ve kaybetme korkusu geliyor. Ben kendi adıma korkuların üzerine gitmenin onları tamamen ortadan kaldırdığını düşünmüyorum ama korktuğunuz şeyle karşılaştıkça onun sizin üzerinizdeki hakimiyeti değişiyor.

Bazen yeniyorsunuz, bazen sadece onunla yaşamayı öğreniyorsunuz. Bence cesaret de zaten hiç korkmamak değil. ‘KADERİ DEĞİŞTİREMEYİZ’ - Zihinden çok kalpte beliren, insana bir şeylerin olacağını hissettiren öngörülere inanır mısınız? Sizce öngörü ile kader arasında bir ilişki var mı?

Sanırım sezgilerime inanıyorum. Bazen bir insanla ya da bir durumla ilgili nedenini açıklayamadığınız bir his geliyor. Farkında olmadan gördüğümüz, duyduğumuz şeyler de bizi etkiliyor ama “öngörü” demek fazla iddialı.

Kaderi değiştiremeyiz bizim elimde değil o. Değiştirebiliyorsak da ona kader diyemeyiz. Film de biraz bu sorunun etrafında dolaşıyor zaten.

Bilmemek bazen daha güzel. (Gülüyor) - “Öngörü”yü bir rüya, bir masal, yoksa gerçeğin içinde süren bir kâbus olarak mı görüyorsunuz? Ben rüyaya daha yakın görüyorum. Çünkü rüyada da yaşadığınız şey o an size tamamen gerçek geliyor.

Uyandığınızda parçaları birbirine oturtmaya, anlamaya çalışıyorsunuz. Mantık kavramını yitiriyor. “Öngörü”de de gerçek bir dünyanın içindeyiz ama bir noktadan sonra bildiğimiz kurallar yetmemeye başlıyor.

Geçmiş, gelecek, kader, sezgiler birbirine karışıyor. Göreceğiniz şeyi de seçemiyorsunuz. Güzel bir şeyi görmek motive edebilir ama değiştiremeyeceğiniz kötü bir şeyi görmek insanın yaşam sevincini etkiler. - Kendi geleceğinizden tek bir şeyi kesin olarak öğrenme şansınız olsa bunu bilmek ister miydiniz?

Merak eder miydim? Kesinlikle. Hatta öğrenme şansım olsa kendimi tutabilir miydim, ondan da emin değilim ama öğrendiğiniz anda bugünü de değiştirmiş oluyorsunuz.

İyi bir şeyse onu beklemeye, kötü bir şeyse ondan korkmaya başlıyorsunuz. İkisinde de anın bir kısmını kaybediyorsunuz. Sabretmek zor olsa da her şey zamanında güzel sanki. ‘YENİ HİKÂYELER HEYECANLANDIRIYOR’ - Almanya’nın düzeni içinde büyüyüp Türkiye’ye geldiniz; ekonomi eğitiminin ardından oyunculuğu seçtiniz.

Yaşamınızdaki bu yön değişikliklerine baktığınızda kendinizi hâlâ gezgin bir ruh olarak mı görüyorsunuz, yoksa yıllar içinde biraz daha “topraklandınız” mı? Topraklandım tabii ama gezgin tarafımı da kaybetmedim. Hatta bu yaz gezme işini abartmış olabilirim. (Gülüyor) Türkiye’ye gelmek bambaşka bir şeyi getirdi.

Belki önceden bilinmeyene gitmek daha kolaydı. Şimdi kurduğum düzen ve sorumluluklarım başka seviyede ama topraklanmayı aynı yerde kalmak olarak görmüyorum. İnsan gittiği yerde de düzen kurabiliyor.

Yeni hikayeler ve bilmediğim şeyler beni hep heyecanlandırıyor. Her zaman geri dönebileceğin bir yerin olmasını bilmek risk iştahını kabartıyor. - Bugünkü Serkan Çayoğlu, oyunculuğa başladığınız dönemdeki halinize baksa en çok hangi konuda fikrini değiştirmesi isterdi? Her şeyi hemen çözmek zorunda olmadığını söylerdim herhalde.

Doğru veya yanlış bildiklerimiz bizim yönümüzü değiştiriyor ama yıllar geçtikçe bazı şeylerin tek bir doğru cevabı olmadığını anlıyorsunuz. Ama çok fazla da akıl vermek iyi mi olur onu da bilemedim. Çünkü bugün bildiğim şeylerin çoğunu zaten o yanlışlardan, kararsızlıklardan, denemelerden öğrendim. ‘YALNZILIK TARAFINI DÜŞÜNDÜM’ - Fatih Sultan Mehmet genellikle hükümdarlığı, fetihleri ve dehasıyla anlatılıyor.

Rolü çalışırken bu büyük tarihsel kimliğin arkasındaki insanı anlamak için en çok hangi yönüne odaklandınız? Merakına çok odaklandım ve hala da öyle. Çünkü Fatih’i araştırdıkça karşıma sadece fethetmek isteyen bir hükümdar çıkmadı.

Dillere, bilime, sanata, farklı kültürlere ilgisi olan ve sürekli öğrenen bir insan var. Bu kadar büyük hedeflerin arkasında da bence o merakın ciddi bir payı var. Bir de yalnızlık tarafını çok düşünüyorum.

Hatta en çok etkilendiğin yer orası. Çok genç yaşta çok büyük bir gücü elde ediyor. Bununla beraber çok büyük bir sorumluluğa sahip.

Herkes Fatih’e bakıyor ama Mehmed’in gerçekten ne düşündüğünü paylaşabileceği insan sayısı giderek azalıyor. Herkesin bildiği şeyin arkasındaki insanı anlamak veya anlamaya çalışmak benimde yalnız kaldığım anları daha anlamlı kılıyor. ‘FATİH GİBİ BİR KARAKTERDE ÖZGÜRÜM DİYEMEZSİNİZ’ - Fatih Sultan Mehmet, hakkında herkesin zihninde güçlü bir imge bulunan tarihsel bir figür. Böylesine bilinen bir karakteri canlandırırken tarihsel gerçekliğe sadakatle kendi yorumunuzu katmak arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Fatih gibi bir karakterde özgürüm diyemezsiniz. Ortada tarihsel bir gerçeklik, ciddi kaynaklar ve insanların zihninde yüzyıllardır oluşmuş bir Fatih var. Öncelikle bunlara karşı sorumluluk hissi baskın geliyor.

Benim için ilk aşama mümkün olduğunca okumak, anlamak ve o dönemin şartlarını kavramak oldu. Ancak bunları yaptıktan sonra kamera karşısına bir tarih kitabı çıkmıyor, bir insan çıkıyor. Benim alanım biraz orada başlıyor.

Kaynaklar bize ne yaptığını, hangi kararları verdiğini anlatıyor ama o kararı verirken ne hissettiğini söylemiyor. Oyuncu olarak o boşlukları doldurmanız gerekiyor. Kendi yorumumu daha çok orada arıyorum; tarihsel gerçekliği değiştirmeden o insanı anlamaya çalışıyorum.

RİSK MESLEĞİN EN KIYMETLİ ANI - Kemal bedeniyle risk alan bir karakter. Oyunculukta sizin risk alma biçiminiz nedir? Güvenli olduğunuzu bildiğiniz alanın dışına en son hangi rolde çıktığınızı hissettiniz?

Benim için oyunculukta risk mesleğin en kıymetli anı. Günlük yaşamdaki davranışlarından en uzaklaştığınız yer. Biraz deneme yanılmayla keşfe çıkıyorsunuz gibi.

Sahne içinde de hayal ettiğinizden bambaşka yere götürebiliyor sizi. Risk almaktan da hiç çekinmiyorum çünkü onu törpülemek her zaman mümkün. Günün sonunda yalnız da değilsiniz.

Bazen yönetmenin gözü, bazen mekanın kendisi, bazen sahneyi paylaştığınız oyuncuların verdiği karşılık karakterin hatlarını belirliyor. ‘İŞİME ODAKLANIYORUM’ - Bugün farklı ülkelerde sizi takip eden geniş bir izleyici kitleniz var. Uluslararası ölçekte tanınmak, yaptığınız işlere bakışınızda veya kendinizden beklentinizde neyi değiştirdi? Tabii ki çok güzel bir şey ama kendimden beklentimi bunun üzerinden hiç kurmadım.

Ben işime odaklanıyorum gerisi benim kontrolümde olan bir şey değil zaten. Sadece iyi bir hikayenin ne kadar sınır tanımadığını daha da iyi görmemi sağladı. O ülkelerden insanlarla karşılaşıyorsunuz, size bir karakterden, bir sahneden bahsediyorlar ve o zaman gerçekten fark ediyorsunuz.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü