sondakika.com
Son Dakika

Şiirin ve şairin gerçeği

Ellerini, yüzünü, onurunu, ayakta tutanlar, saksıdaki çiçeğini soldurmadan mahpushaneyi şiir gibi eyleyenler varsa, umut vardır. Umutsuzluk yoktur.

Kapak görseli son-dakika.com tarafından üretildi

Tarihteki bütün olaylarda, diyelim ki; bir poetic justice (Şiirsel Adalet) vardır.

Hasılat rekorları kıran Poetic Justice, John Singleton tarafından yazılan ve yönetilen 23 Temmuz 1993'te gösterime girmiş Amerikanromantiksuç draması filminin adıdır.

Ezra Pound ( (1885-1972) (Ezra Weston Loomis Pound) en iyi şiirlerini birinci Dünya Savaşı öncesi yazdı. Başına buyruktu. 1920-1924 arası Paris’te yaşadı. 800 sayfalık epik şiiri The Cantos’tur. 1908’de ilk şiir kitabı A Lume Spenton'u (Sönmüş Mumlarla) Venedik’te yayınlanmıştı. T.S Eliot’un Çorak Ülke şiirinin yarısını atıp modern şiirin klasik bir eserine dönüştürmüştür. T.S. Elliot onun için “Yaşayanlar arasında onun gibi yazan hiç kimse yoktur” demiştir.

Dramatik olanı anlatalım. 1924’te İtalya’ya yerleşince Mussolini taraftarı oldu. Faşizme olan düşkünlüğünden hiç vazgeçmedi. Pound için Mussolini, politikayı bir çeşit sanat haline getiren insandı. 1935 yılında yazdığı Jefferson ve/veya Mussolini adlı eserde “Mussolini, halkına, şiirin bir devlet davası olduğunu söyledi ve bu şekilde, Roma'da, Londra ve Washington'dan daha yüksek bir medeniyet seviyesini dile getirdi”demişti. Ona göre “Faşist devrim, bazı özgürlüklerin muhafazası, belirli bir kültür seviyesinin ve hayat kurallarının korunması içindi.”

1945 Mayıs’ında İtalya’ya giren Amerikan birlikleri tarafından tutuklandı, sorguya çekildi. Pisa yakınlarında sırf onun için inşa edilen üstü açık bir kafese kapatıldı. 1943’te ABD’de gıyabında vatana ihanetten yargılandı. Dava düşürüldü. Bir psikiyatr onun ruh hastası olduğuna dair rapor verdi. 13 yılını Washington’da bir devlet sağlık kuruluşunda geçirdi. 1949’da Bollingen Ödülüne layık görüldü ve Pisa Kantoları ortaya çıktı. 1958’de arkadaşlarının çabası ile serbest bırakıldı. Venedik’te yaşamaya başladı. 87. doğum gününden iki gün sonra öldü ve mezarı San Michele Mezarlık Adasında’dır.1

Başka bir şair, bu topraklar üzerinde yaşadı.

16-17 yaşında iken şiirlerini “Tomurcuk” / “Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri” isimli kitaplarında toplamış. Sosyalizme inanmış bir lise öğrencisiyken Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’ni kurma girişiminden dolayı tutuklanıp beş ay hapis cezasına mahkûm edilmiş. Çocukluk ve gençlik yıllarını, 1946’da ilk tutuklanışını “Türkiye Yazıları” dergisinde, Cumhuriyet gazetesinde “Hapisten Babıali’ye” başlığıyla yayınlanan dizide kendisi anlatmış.

“Evet, 1946’nın aralık ayında evden alıp önce 1.Şubede tuttular; sonra eski İzmir Cezaevinin Jandarma Karakolunda bir odaya kapadılar beni. İçerde bir asker sızmış yatıyor, ön dişlerinden ikisi eksilmiş biri asker kaputuna sarılmış okuyordu. Beni görünce başını kaldırdı.

  • Geçmiş olsun, dedi.
  • Sağ olun dedim.
  • Hayrola?..
  • Ne yaptın da seni attılar buraya?
  • Emekçi Köylü Partisini tutuyordum, dedim.
  • Vay be!.. diye coşkulandı asker.

Gözlerim o andaki gözlerin, o andaki yüzün resmini çekmişti ama yansıtamıyorum şimdi.

  • Ben de sosyalistim. dedi. Muğla’ya sürgün alayına götürülüyorum.

O denli ısrar etmeme karşın adını söylemeyen, o tarihteki, asker arkadaşla okuduğumuz romanları konuştuk. Dergilerimizi, yetişmekte olan yazarlarımızı konuştuk. Dönemin Başbakanı Recep Peker’in bir tür faşizm geliştirmeye çalışmasına karşın İsmet Paşanın sessiz kalışını konuştuk.”

Yargıtay şairin mahkûmiyet kararını bozmuş. Aklanmış. Ama liseden atmışlar.

İstanbul’da Ziraat Bankası’nda memurluk yaptığı sırada arkadaşlarıyla beraber onbeş günde bir çıkan “Yeryüzü” ve “Beraber” adlı dergileri yayınlamışlar. Yeryüzü dergisinde çıkan “Milli Kurtuluş Şarkısı” başlıklı şiiri nedeniyle yargılanır ve aklanır. Türkiye Komünist Partisi üyesi olduğu savıyla tekrar tutuklanır. 68 günü “hücrede” geçer. Harbiye Cezaevinde mahkemenin verdiği iki yıl hapis cezasını tamamlar 26 Eylül 1955’te serbest kalır. Yargıtay mahkûmiyet kararını bozar ve bu davadan da aklanır. Üçüncü kitabı “Giderayak”daki şiirlerinin çoğunu mahkûmiyetinde yazmıştır. Kitap toplatılır ve komünizm propagandası suçlamasıyla mahkemeye verilir. Basın davası süresinde açılmadığı için dava düşer.

Çektiği sıkıntıları dirence dönüştüren ve inançlarından vazgeçmeyen bu adamın “ (...) Ne günler gelmiş geçmiş memleketten / Ne günler gelip geçiyor / Darağacından kurtarılan düşünceyi / Darağacına çekip asmak için tekrar / Namlular şakaklarda nasıl bekliyor (...)” dizeleri, coşkunun ve direncin resmidir.

Tan, Yeni Gazete ve Varlık Yayınevinde düzeltmenlik yapar.1960 yılına kadar Yelken dergisini yönetir. Ataç kitabevini yayınevine dönüştürür. 1962 yılından itibaren Ataç ve Eylem adlı dergileri yayınlamaya başlar. Örgütçü ve mücadeleci kişiliğiyle 1963-69 yılları arasında Türkiye İşçi Partisi’nin aktif üyesidir ve bir süre Balıkesir il başkanlığı görevini yapar. 1969 yılında yayınladığı “Halk Orduları” adlı kitabından dolayı hakkında dava açılır, mahkûm olur. Dava Yargıtay aşamasındayken af yasası çıkar ve hapse girmekten kurtulur. Türk Edebiyatçılar Birliğinin Genel Sekreterliği görevinden sonra Türkiye Yazarlar Sendikası’nın başkanlığına seçilir. 12 Eylül 1980 sonrası TYS hakkında açılan davada yargılanır. Aklanır. Kurucusu olduğu PEN Yazarlar Derneğinin ikinci başkanlık görevinden sonra 1991-1997 yıllarında Başkanlığını yapar. Türk edebiyatına önemli katkılarından dolayı “coşkunun ve direncin şairi”olarak; 3-12 Kasım 2000 / TÜYAP İstanbul 19.İstanbul Kitap Fuarının “onur yazarı”ve“Armağan” başlıklı şiirini şairin el yazısıyla Kitap Fuarının Kitabına koymuşlardı. Kim bilir kimlere armağan etmiş!

“ Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda / Senin olsun. / Esinlen sevgi dokuyan ellerimden / Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın / Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği / Sabrım senin olsun, / Aşkım senin olsun. / Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar / Mahpushane avlularında boy verdi / Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda / Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren / Özgürlüğe boyadım saksımdaki çiçeği / Senin olsun. / Biz ki acılar döneminden / Ellerimizi kirletmeden geçtik. / Direncim senin olsun, / Sevgim senin olsun./

İmza; coşkunun ve direncin şairi Şükran Kurdakul...

Kimler iktidara teslim olmayacak kadar yerlerinde durdular?

Ertelenmiş zamanlarda, ertelenmiş yaşamlar! Geldi, geçti ve gittiler mi?

Kimler nasıl yaşadı ve şiirlerden geleceğe ne kaldı?

Aynı topraklarda yaşadık, birlikteydik ve gördük! Çok kirlendik!

Şaire bakmak, şiirleri okumak, coşkuyu ve direnci öğrenebilmek, böylece yaşayabilmek bile bir onurdur ve şanstır hayatta olanlara!

Acılar döneminden ellerini kirleterek çıkanlar mutlaka olacaktır.

Ellerini, yüzünü, onurunu, ayakta tutanlar, saksıdaki çiçeğini soldurmadan mahpushaneyi şiir gibi eyleyenler varsa, umut vardır. Umutsuzluk yoktur.

Biriktirilmiş ışıklarla aydınlattıkları hapislikleri bilen ve ellerini kirletmeden buralardan geçen şairler ve insanlar çokturlar!

1Hayatta Kalma Sanatçıları. Hans Magnus Enzensberger. Çeviren Tanıl Bora. İletişim. Yay.2021 Sayfa 70-73.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü