Yapay Zekânın Politik İnşasıdosyamız kapsamında daha önce yayımladığımız “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı” serimizde, kapitalizmin zanaatkârın kuşaklar boyu biriktirdiği bilgiyi işbölümü yoluyla parçalayıp makinenin ölü emeğine hapsedişini, bu saldırı karşısında işçi sınıfının kendi kolektif zekâsını inşa etme mücadelesini, ardından denetim mantığının fabrika duvarlarını aşarak zamanı, nüfusları ve düşüncenin kendisini ölçülebilir niceliklere indirgeyişini izlemiştik. Boole’un düşünceyi cebre, Hollerith’in nüfusu delikli karta, Taylor’ın bedeni kronometreye çevirdiği eşikte durmuş, seriyi Marx’ın makine çözümlemesiyle kapatmıştık.[1] Okuyacağınız bu yeni seride yirminci yüzyıl ile birlikte aynı denetim mantığının savaş aygıtıyla kaynaşarak bugünün yapay zekâsına nasıl dönüştüğünü ele almaya çalışacağız.
Yirminci yüzyılda enformasyonel denetim tekniklerinin ulaştığı kitlesel ölçek, doğrudan sömürgelerde sınanıp olgunlaştırılan idari ve istatistiksel denetim altyapısının üzerine inşa edilir. Plantasyon defterlerinden Hindistan nüfus sayımlarına uzanan sınıflandırma tekniklerinin, insanları yönetilebilir kategorilere hapseden birer “idari algoritma” olarak nasıl işlediğini daha önce ele almıştık.[2] Yüzyılın dönümüne gelindiğinde bu pratikler niteliksel bir sıçrama yapar. ABD ordusunun 1899’da başlattığı Filipinler işgali sırasında yerel önderlerin mali kaynaklarını, mülklerini, siyasi bağlantılarını ve akrabalık ağlarını haritalandıran devasa dosyalama sistemleri kurulur ve enformasyonun mühimmat kadar etkili bir işgal aracı olabileceği kanıtlanır.[3] Aynı yıllarda Güney Afrika madenlerinde siyah işçilerin dolaşımını kısıtlayan geçiş yasalarının Amerikalı mühendislerce verimlilik gerekçesiyle savunulması, ölçme ile ırksal disiplinin ne kadar iç içe geçtiğini gösterir.[4]
Eşzamanlı olarak Taylorist ilkelerin sanayi üretimine yerleşmesi ve kol emeği ile zihin emeği arasındaki ayrışmanın derinleşmesi, tekil işletmelerin sınırlarını aşarak devlet ve tekelci sermaye ortaklığı ölçeğinde toplumsal bir boyut kazanır. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte savaş koşulları, cephedeki milyonlarca askerin lojistik, mühimmat, giyim ve gıda ihtiyacını kesintisiz karşılamak amacıyla üretimin ve tüm toplumsal kaynakların merkezi bir planlama hiyerarşisine tabi tutulmasını zorunlu kılar. Böylece atölye zemininde geliştirilip fabrikalara taşınan teknik standartlaştırma ve disipline etme uygulamaları, ulusal ve uluslararası tedarik zincirlerinin bütününe yayılır. Karmaşık demiryolu ağlarının kontrolü, ham madde akışlarının optimizasyonu ve emeğin sevk ve idaresi gibi makro düzeydeki sorunlar, enformasyonun merkezi olarak toplanmasını ve işlenmesini gerektiren yönetsel krizler üretir.[5] Savaş kurulları ile lojistik yönetim merkezleri, toplumsal üretimin dökümünü çıkararak kaynak akışlarını sayılara çeviren birer hesaplama mekanizmasına dönüşür.
Savaşın sanayileşmesiyle birlikte üretim araçları ve toplumsal emek, tekil fabrikaların sınırlarını aşan bütünsel bir savaş aygıtına dönüştürülür. Britanya’da kurulan Mühimmat Bakanlığı’nın ulusal sanayiyi tek bir devasa fabrika ağı gibi örgütlemesi, canlı emeğin ve sınai kapasitenin doğrudan doğruya imha kapasitesinin artırılmasına koşulduğunu gösterir. Bu sınai-lojistik ağın yarattığı yıkım gücü 1916 Somme Muharebesi’nde o güne kadar görülmemiş bir ölçeğe ulaşır. Saldırı öncesindeki sekiz günlük bombardıman boyunca 1.500’den fazla top ve obüs, Alman mevzilerine 1 milyon 732 bin 873 top mermisi fırlatır.[6] Çarpışmayı “bireysel yiğitlik” ya da askeri manevra olmaktan koparan bu tablo, zaferin artık cephe gerisindeki fabrikaların üretim temposuna, ham madde akışına ve mühimmat lojistiğinin optimizasyonuna bağlandığını belgeler.
Savaş yalnızca mühimmatı değil, canlı insan bedenini de bu lojistik bilançonun bir girdisine dönüştürür. Somme Muharebesi’nin sadece ilk gününde verilen 57 bin 470 zayiat, tıpkı tüketilen mermiler ve tahrip olan teçhizat gibi, komuta merkezlerinin döküm cetvellerine istatistiksel birer veri satırı olarak kaydedilir. Üstelik “zayiat” kategorisinin kendisi, ölen 19 bin 240 kişiyi yaralılar ve kaybolanlarla birlikte tek bir toplamda eriterek bu indirgemenin adını koyar.[7]
Ne var ki kitlesel imalatın hızı ve teknik standartlaşma eksikliği kendi yönetsel krizini de beraberinde getirir. Üretim bandındaki aceleci imalat nedeniyle Somme hazırlık bombardımanında atılan mermilerin yaklaşık üçte biri patlamaz, atılanların yaklaşık üçte ikisini ise beton sığınaklara karşı etkisiz kalan şarapnel oluşturur.[8] Miktar hesabı tutar, tür hesabı tutmaz. Mühimmat Bakanlığı savaşın kalan yıllarında hem kalite denetimini hem de mermi türlerinin bileşimini yeniden düzenler, yüksek infilaklı mermilerin üretim içindeki payı hızla artar.[9]
İsabetli bombardıman ihtiyacı, birbirini tamamlayan üç yöntem doğurur. İlki telsizli hava keşfi. 1914 Eylül’ünde Aisne’de uçaktan yönlendirilen ilk topçu atışı yapılır, 1915’te karelenmiş haritalar, bölge çağrısı yordamı ve saat kodu birleşerek gözlem, düzeltme ve yeniden ateşten oluşan kapalı bir döngü kurar.[10] İkinci yöntem, düşman bataryalarını sesinden ve namlu alevinden saptar. Lawrence Bragg’in 1915’te başlayıp ancak 1917’de güvenilir hale gelen sesle menzil tayini, senkronize saatlerle donatılmış bir mikrofon ağını üçgenleme hesabıyla birleştirir.[11] Yöntemi doğuran sorun da dikkate değer, çünkü önceki İtilaf harekâtlarında saldıran birliklerin kayıplarının yarısından fazlasına düşman topçusu yol açar.[12] Üçüncü yöntem ise her topa özgü kalibrasyondur. Namlu aşınmasından doğan ağız hızı farkı, hava koşulları, barut sıcaklığı ve mermi ağırlığı sapması, hazır menzil tablolarının üzerine binen ayrı bir düzeltme katmanı gerektirir ve kalibrasyon 1917’de rutin bir işlem haline gelir.[13]
Bu üç yöntemin bileşimi, hedefi hiç görmeden haritadan ateş etmeyi mümkün kılar ve 1917 Cambrai’da ateş planının tamamı tahmini ateşe dayandırılır.[14] Hesabın bu kitlesel ölçeği, savaşın son yılında doğrudan bir emek örgütlenmesi sorununa dönüşür. Ocak 1918’de Oswald Veblen, Aberdeen Deneme Sahası’nda deneysel balistik bürosunun başına geçer ve menzil tablolarını sayısı durmadan büyüyen bir insan hesapçılar kadrosuna ürettirir. Bu kadroda çalışan genç matematikçilerden biri de Norbert Wiener olur.[15] Wiener, yirmi yıl sonra uçaksavar döngüsünü tasarlarken, bir zamanlar kendi elleriyle yürüttüğü zihinsel işbölümünü makineye devretmeye girişecektir. Aynı büronun kurumsal devamı olan Balistik Araştırma Laboratuvarı ise yirmi beş yıl sonra ENIAC’ı sipariş edecektir.[16]
Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nı izleyen mali kriz, sömürgelerdeki denetim tekniklerini bir maliyet hesabına bağlar. Irak bu hesabın ilk uygulama alanı olur. 1920 yazında Irak’ta başlayan ayaklanma Birleşik Krallık tarafından Hindistan’dan getirilen kara takviyeleriyle, kırk milyon sterlini aşan bir maliyetle bastırılır.[17] Savaş ve Havacılık Bakanı Winston Churchill ile Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Hugh Trenchard’ın hazırladığı “hava kontrolü” tasarısı ancak bu faturanın ardından kurumsal bir programa dönüşür. Mart 1921’de Kahire’de, bu kez Sömürge Bakanı sıfatıyla toplantıya başkanlık eden Churchill’in önünde Trenchard harekâtın yönetimini resmen talep eder ve Ekim 1922’de Hava Korgenerali John Salmond ülkedeki bütün İngiliz kuvvetlerinin komutasını alır.[18] Pahalı ve hantal karasal birliklerin yerini telsiz, telgraf, hava fotoğrafçılığı ve bombardıman uçaklarından oluşan entegre bir gözetim ve imha ağı alır.
Doktrinin kurucu metinleri denetimi bir görünürlük rejimi olarak tarif eder. Aşiretlerde her hareketin izlendiği duygusunu yaratmak, bombardıman ile keşif uçuşu arasındaki ayrımı belirsizleştirmek ve teslimiyeti şiddet kullanmadan üretmek hedeflenir. Priya Satia’nın gösterdiği gibi bu, panoptikon mantığının gökyüzüne taşınması anlamına gelir. “Kansız terör fikri” ise baştan kuramsal bir kurgudan ibaret, çünkü Hava Kuvvetleri’nin kendi erken belgeleri bile aranan “moral etki”nin örnek teşkil edecek şiddet gösterileri olmadan üretilemeyeceğini kabul eder.[19] Bombardıman da fiziki yıkımın ötesine geçerek evleri, yakıtı, ekinleri ve sürüleri hedef alan bir ekonomik abluka mekanizmasına dönüşür. Muhasebeyi bizzat uygulayıcısının tuttuğunu, filo komutanı Arthur Harris’in 1924 tarihli raporu gösterir. Harris burada kırk beş dakika içinde tam boy bir köyün fiilen silinebileceğini ve sakinlerinin üçte birinin öldürülüp yaralanabileceğini yazar.[20] On sekiz yıl sonra aynı Harris, Bombardıman Komutanlığı’nın başında Almanya kentlerine yönelik alan bombardımanını yönetecektir.[21]
Savaşın ardından yaşanan çalkantılar, 1929 Büyük Buhranı ile kapitalist sistemin derin bir aşırı birikim ve kâr oranlarının düşüşü krizine sürüklenmesiyle sonuçlanır. Krizin patlak verdiği yıl Henryk Grossmann’ın birikim ve çöküş yasası üzerine incelemesini yayımlaması da rastlantı sayılmaz.[22] Klasik liberal iktisadın piyasa mekanizmalarına ve fiyat sinyallerinin kendiliğinden denge üreteceğine dayanan varsayımları çöker. Üretilen değerin gerçekleşme sorunu ile kâr oranlarının düşüş eğilimi birleştiğinde, piyasadaki vahşi rekabeti ve canlı emek üzerindeki denetim eksikliğini giderecek yeni enformasyonel mekanizmalar zorunlu hale gelir. Buhran’ın hemen ertesinde ekonometri disiplini kurumsallaşır, Ekonometri Derneği 1930’da kurulur ve Econometrica 1933’te yayın hayatına başlar.[23] Wassily Leontief gibi iktisatçılar da ekonominin tüm sektörleri arasındaki girdi-çıktı ilişkilerini çok büyük matematiksel matrislerle haritalandıran modeller geliştirir.
Ancak burada göz ardı edilen önemli bir tarihsel bağ bulunuyor. Girdi-çıktı çözümlemesi kapitalist iktisadın yalıtılmış bir icadı olarak doğmaz. Leontief daha 1925’te, Sovyet Merkezi İstatistik İdaresi’nin hazırladığı 1923-1924 ulusal ekonomi bilançosu üzerine bir inceleme yayımlar ve modelinin çekirdeğini oradan devralır.[24] Sonraki yıllarda Leonid Kantoroviç, doğrusal programlama yöntemini Leningrad’daki kontrplak tröstünün üretim planlaması sorununu çözmek üzere geliştirir.[25] Aynı matematiksel araç, bir yanda sermaye birikiminin süreklileştirilmesi, diğer yanda toplumsal ihtiyaca göre planlama amacıyla eşzamanlı olarak biçimlenir.
1947’den itibaren ABD Hava Kuvvetleri, Project SCOOP adı altında Leontief’in tablolarının Çalışma İstatistikleri Bürosu’nda genişletilmesini finanse eder, aynı program George Dantzig’in simpleks algoritmasını doğurur ve Hava Kuvvetleri ikinci UNIVAC I bilgisayarını Pentagon’un bodrumuna kurdurur.[26] Sovyet planlama bilançosundan devralınan matris, yirmi yıl sonra bir hava kuvvetleri programlama projesi olarak geri döner ve elektronik bilgisayarın ilk büyük siparişlerinden birini üretir.
1930’lu yıllar boyunca faşizmin yükselişi ve yeni bir savaşa yönelik silahlanma, teknolojik sıçramanın yönünü doğrudan askeri komuta-kontrol mekanizmalarına çevirir. Nazi Almanya’sında devlet ile tekelci sermaye ittifakı, üretimi ordunun ihtiyaçlarına göre şekillendirmek ve işçi sınıfının örgütlü direnişini ezmek amacıyla Taylorist yöntemleri mekanik otomasyon ve sert devlet disipliniyle birleştirir. Mayıs 1933’te bağımsız sendikaların dağıtılması ve ardından tek resmi devlet işçi ve işveren teşkilatı olan Alman Emek Cephesi’nin kurulması, iş etüdü ile zaman ölçümünü yürüten kurumların önündeki son engeli kaldırır.[27] Rasyonalizasyon programını yürüten Reich Verimlilik Kurulu ile iş süresi tespiti için 1924’te kurulan REFA gibi kuruluşlar, savaş öncesinde Amerikan yöntemlerinden devraldıkları zaman ölçümü tekniklerini bu kez sendikasız bir işgücü üzerinde uygular.[28] Franz Neumann’ın gösterdiği gibi bu rejim, rekabetçi kapitalizmi aşmaz, tekellerin devlet aygıtıyla doğrudan kaynaştığı bir birikim biçimi olarak işler.[29]
İttifakın en ağır sonuçlarından biri, sınıflandırma tekniğinin doğrudan bir imha altyapısına eklemlenmesiyle ortaya çıkar. Rejimin iktidara gelmesinden dört buçuk ay sonra, 16 Haziran 1933’te yapılan nüfus sayımı din aidiyetini ve Achim Gercke’nin ısrarıyla doğum yerini de kaydeder, gerekçe olarak “nüfus-biyolojisi sorularının araştırılması” gösterilir. Sayım, IBM’in Alman iştiraki Dehomag’ın altmış sütunlu delikli kartlarıyla işlenir ve verinin tam değerlendirmesi ancak 1936’da tamamlanır.[30] Kanla soy sorgulayan asıl belge ise 1939 sayımına eklenen ve mühürlü zarf içinde teslim edilen “tamamlayıcı kart” halinde ortaya çıkar. Burada dört büyükebeveynin Yahudi sayılıp sayılmadığı sorulur.[31]
Luke Munn’ın “makine-okunur ırk” dediği şey tam burada kurulur. Sayım verisi makinenin işleyebileceği kadar kesin çıkmaz ve gereken kesinliği 1935 Nürnberg Yasaları sağlar, çünkü bu yasalar Yahudiliği büyükebeveyn sayısına indirgeyen usule bağlı bir tanım üretir.[32] Hukuk kendisini makinenin okuyabileceği biçime uydurur. Kimin hangi sütuna delineceğine dair tanımı ise istatistik dairesi değil, Eylül 1935’te Nürnberg’de toplanan Reichstag üretir.
Yine de imhayı mümkün kılan şeyi tek bir makineye bağlamak yanıltıcı olabilir. Götz Aly ile Karl Heinz Roth’un gösterdiği gibi belirleyici olan, nüfus kütükleri, kimlik kartı, iş defteri, Reich Soy Dairesi ve polis kartotekslerinin birbirine bağlandığı bütünsel bir kayıt altyapısı olarak ortaya çıkar.[33] Delikli kart bu toplamın hızlandırıcısı olur.
1939’da İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın fiilen başlamasıyla askeri araştırma projeleri hem hesaplama teknolojilerine hem de otomasyona ivme kazandırır. Topçu ateşinin ve balistik yörüngelerin hesaplanması ihtiyacı bu savaşta çok daha büyük bir boyuta ulaşır. On yıllar önce Harvard Gözlemevi’nde cam plakaları tarayan kadın hesapçıların işbölümü mantığı, savaşın hesabında kitlesel bir ölçekte tekrarlanır.[34] Aberdeen’deki Balistik Araştırma Laboratuvarı için yüze yakın kadın hesapçı yetiştirilir, darboğaz büyüyünce Moore Mühendislik Okulu’nda kurulan şubede yüz kişi daha eğitilir. Bu kadrolar tek bir yörüngeyi masa hesap makinesiyle otuz ila kırk saatte çıkarır, oysa tek bir atış tablosu binlerce yörünge gerektirir. Talep ise günde yaklaşık altı tablo hızıyla gelir ve iki merkez birlikte çalışmasına rağmen açık kapanmaz.[35] ENIAC bu darboğazı aşmak için sipariş edilir. Makinenin ilk programcıları da yine bu kadın hesapçılar arasından seçilir. Kay McNulty, Betty Jennings, Betty Snyder, Marlyn Wescoff, Fran Bilas ve Ruth Lichterman, kendi elleriyle yürüttükleri hesabın makineye aktarılmasını programlar ama makinenin 1946’daki tanıtımında adları anılmaz.[36]
Aynı yıllarda matematikçi Norbert Wiener, mühendis Julian Bigelow ile birlikte uçaksavar silahlarının isabet oranını artıracak bir tahmin modeli geliştirir. Savaş uçaklarının hızı insan reflekslerini aştığı için askeri komuta kademeleri, karar ve uygulama süreçlerini insan müdahalesinden bağımsızlaştıran otomatik hesaplama mekanizmalarına yönelir. Wiener’ın hedefi, düşman pilotunun gelecekteki konumunu tahmin edip uçaksavar mekanizmasını bu hesaplamaya göre yönlendirmek üzerine kurulu kalır. Bu doğrultuda radar, hesaplama ünitesi, silah ve insan pilot birbirine bağlı tek bir sistem olarak ele alınır. Wiener, pilotun uçağa çizdirdiği kaçış rotasını “mesaj”, izleme hatalarını ve sapmaları ise “gürültü” sayarak, geçmiş ile şimdiki konum arasındaki bağıntılardan geleceği süzen bir filtre kurar.[37] Pilotun davranışını öngörülemez bir özgür irade beyanı olarak görmez, aksine onu istatistiksel olarak modellenen ve geçmiş verilerden hareketle gelecekteki rotası hesaplanabilen bir örüntü olarak kavrar.
Proje teknik açıdan başarısızlıkla sonuçlanır. Ödenek Aralık 1942’de dolar ve 1943 başında ateş kontrolü bölümünün başındaki Warren Weaver, Bell Laboratuvarları’nın çok daha basit doğrusal tahmin aygıtının gerçek kaçış manevralarında Wiener-Bigelow ağı kadar iyi çalıştığını raporlayınca hat kapatılır.[38] Cephede fiilen kullanılan çözüm Bell’in M-9 nişan kontrol sistemi olur. Üç binden fazla üretilen M-9, SCR-584 radarı ve yakınlık fünyeli mermilerle birlikte kullanıldığında bir uçağı düşürmek için gereken mermi sayısını binlerden yüz civarına indirir ve 1944 yazında V-1 füzelerine karşı savaşın en etkili hava savunma sistemi olur.[39] Sermayenin savaş sanayisi seri üretime daha uygun olan yöntemi seçer.
Wiener’ın mirasını belirleyen şey teknik ürün değil, projenin dayattığı kavramsal çerçeve olur. Bilim tarihçisi Peter Galison’ın “düşmanın ontolojisi” dediği bu bakış, pilotu, nişancıyı, topu ve uçağı tek bir geri besleme döngüsünün birbirinin yerine geçebilir bileşenleri olarak kurgular.[40] Projenin asıl ürünü de, Wiener’ın Bigelow ve fizyolog Arturo Rosenblueth ile birlikte 1943’te yayımladığı ve amaçlı davranışı negatif geri beslemeyle tanımlayan makale olur.[41] Maxwell’in daha 1868’de buhar makinesi regülatörü üzerinden matematikselleştirdiği geri besleme ilkesi böylece makinenin sınırlarını aşar ve insan davranışını da kapsayan evrensel bir yönetim mantığına dönüşür.[42] Askeri komuta aygıtı içinde insana kalan yer, döngünün hatasını düzelten bir bileşenin yeri olur.
Wiener ise sibernetiğin diğer askeri ve endüstriyel kurucularından ayrılan politik bir duruş sergiler. Ocak 1947’de The Atlantic dergisinde yayımlanan “Bir Bilim İnsanı İsyan Ediyor” başlıklı metin, aslında bir uçak şirketinin araştırmacısının savaş dönemi çalışmasını istemesi üzerine yazdığı mektuptan doğar. Wiener burada, Hiroşima ile Nagazaki’nin ardından bilimsel bilgi vermenin masum bir edim sayılamayacağını ve güdümlü füzelerin pratikte yalnızca yabancı sivilleri öldürmeye yarayacağını öne sürerek talebi reddeder.[43] Ağustos 1949’da Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası önderi Walter Reuther’a yazdığı mektupta ise otomatik makinelerin sermaye tarafından yaygınlaştırılmasının işçileri ağır bir işsizlik dalgasına sürükleyeceği uyarısında bulunur ve sendikayı bu teknolojiyi baştan denetim altına almaya çağırır.[44] 1950 tarihli İnsanların İnsanca Kullanımı kitabında da otomasyonun kâr güdüsüyle yaygınlaştırılmasının canlı emeği değersizleştireceğini savunur.[45]
Bu ilkesel itirazlar, sermayenin savaş sanayisindeki birikim çıkarları karşısında etkisiz kalır. Silahlanma, artı değerin gerçekleşmesini vergi yoluyla güvenceye alan ve devletçe garanti edilmiş bir talep üreten bir birikim alanı olarak işler.[46] Wiener’ın çağrısı yanıtsız kalır. Sonucu belirleyen şey bir bilim insanının vicdanı değil, fon akışı ile kurumsal öncelikler olur.
Sermayenin ve savaş aygıtının bu denetim ihtiyacı, zekânın doğasına yönelik felsefi kabullerin de dönüşmesini gerektirir. 1943’te nörofizyolog Warren McCulloch ve mantıkçı Walter Pitts tarafından yayımlanan “Sinirsel Aktivitede İçkin Fikirlerin Mantıksal Analizi” başlıklı makale bu doğrultuda atılmış belirleyici bir adım olur.[47] İkili nöron davranışını Boole mantığının VE, VEYA, DEĞİL işlemleriyle eşleştirerek zihni biyolojik dokusundan ve toplumsal bağlamından soyutlarlar. Matteo Pasquinelli’nin vurguladığı gibi fikrin asıl özgün yanı tek başına ağ formu değil eşik mantığı olarak öne çıkar. Bir nöron, uyarıcı ve ketleyici sinapslarından aldığı itkilerin toplamı belli bir sınırı aştığı takdirde sinyal gönderir, aksi halde hareketsiz kalır.
Asıl mesele ise yönün hangi taraftan işlediğinde yatar. Makine öğrenmesi ders kitaplarının tekrarladığı anlatı, yapay nöronun biyolojik nörondan esinlendiğini söyler. Pasquinelli bunun tersini gösterir. McCulloch ile Pitts’in yaptığı, biyolojik nöronu birer teknolojik mamul gibi ele almak olur. Örtük kabullerine göre beyin fizyolojisi, kendi çağlarının iletişim altyapısıyla, yani elektromekanik rölelerle, geri besleme mekanizmalarıyla, televizyon tarayıcılarıyla ve en çok da telgraf ağlarıyla türdeş sayılır. Öyle ki McCulloch 1948’de Hixon sempozyumunda meslektaşlarına nöronları telgraf röleleri gibi düşünmeyi önerir.[48] Modelin gerçek dayanağı beyin fizyolojisi değil, Claude Shannon’ın 1938’de elektrik anahtar devrelerinin Boole işlemlerini yürütebildiğini göstermesinden gelir.[49]
Temel kuramsal adım, zekânın maddeselliğinden ve bedensel bütünlüğünden arındırılmasında yatar. Düşünce artık tarihsel bir öznenin eylemi olmaktan çıkar ve bir devre şemasına aktarılabilecek soyut bir mantıksal bileşime dönüşür. Alfred Sohn-Rethel’in gösterdiği gibi düşüncenin bedenden ve maddeden koparılabilir sayılması, bizzat bu ayrımı üreten toplumsal ilişkinin zihindeki yansımasından başka bir şey olmaz.[50] Model, canlı organizma ile cansız makineyi aynı ontolojik düzleme yerleştirerek sibernetiğin zekâyı evrensel bir denetim nesnesi haline getirmesinin önünü açar. Von Neumann 1945 tarihli EDVAC raporunu büyük ölçüde McCulloch ile Pitts’in biyolojik diliyle kaleme alır ve bilgisayarın mimarisi nöronun sözlüğüyle yazılır.[51]
McCulloch-Pitts ağlarının önemli bir eksiği de bulunur. İki bilim insanı düğümlerin davranışının ayarlanmasıyla ağın beyin gibi öğrenebileceğini ileri sürer, ama biçimsel modelde bağlantı ağırlıkları baştan sabitlenmiş kalır ve öğrenmenin nasıl gerçekleşeceğine dair bir mekanizma verilmez. Bu boşluğu dolduran isim, 1949 tarihli Davranışın Örgütlenmesi kitabıyla nöropsikolog Donald Hebb olur.[52] Hebb, birlikte ateşlenen nöronların aralarındaki bağın güçlendiğini öne sürerek öğrenmeyi bağlantının kendisine yerleştirir. Kavramın öncülleri de var, çünkü sinaptik plastisite fikrini bir yıl önce Jerzy Konorski formüle eder ve “bağlantıcılık” terimi psikolojide Edward Thorndike’tan beri dolaşımda bulunur. Hebb’in yaptığı, ikisini tek bir sinir ağı kuramında birleştirmek olur.[53]
Sinir ağı fikri böylece sabit bir mantık şeması olmaktan çıkıp deneyim yoluyla kendi içyapısını değiştiren bir sisteme evrilir. Pasquinelli’nin çerçevesiyle söylenirse ağ, dış dünyanın örgütlenmesini taklit ederek kendi parametrelerini kendisi örgütler.[54]
Sibernetik, Wiener’ın geri besleme mekanizması ile McCulloch-Pitts’in soyut ağ tasarımının birleşmesiyle, canlı ve cansız ayrımını ortadan kaldıran disiplinlerarası bir denetim bilimi olarak kurumsallaşır. Mart 1946 ile Nisan 1953 arasında on kez toplanan ve McCulloch’un başkanlık ettiği Macy Konferansları, bu anlayışı sivil, askeri ve akademik seçkinlerin katılımıyla yapılandırır.[55] Toplantıların bileşimine bakmak gerekiyor. Masanın etrafında matematikçilerin ve nörofizyologların yanı sıra antropolog Margaret Mead, Gregory Bateson ve sosyolog Paul Lazarsfeld de oturur. Geri besleme kavramı daha ilk günden itibaren toplumsal ilişkileri de kapsayacak bir yönetim dili olarak tartışılır.
Aynı dönemde iki gelişme çerçeveyi tamamlar. Claude Shannon 1948’de matematiksel iletişim kuramını yayımlayarak enformasyonu anlamından ve maddi taşıyıcısından bağımsız, ölçülebilir bir niceliğe indirger.[56] Soyutlamanın nerede doğduğu da önem taşıyor. Kuram, AT&T tekelinin araştırma kolu olan Bell Laboratuvarları’nda, hattın taşıma kapasitesini azami kâra göre ölçme sorunundan çıkar. Enformasyonun anlamsızlaştırılması, felsefi bir tercih değil bir maliyet hesabının gereği olarak biçimlenir. John von Neumann ise Oskar Morgenstern ile birlikte 1944’te yayımladığı oyun kuramıyla stratejik davranışın kendisini hesaplanabilir bir optimizasyon problemine dönüştürür.[57] Aynı von Neumann kısa süre sonra RAND Corporation’ın danışmanı olur ve oyun kuramı, nükleer caydırıcılık doktrininin dili haline gelir.[58] Enformasyon, hesaplama ve karar tek bir kuramsal çerçeve içinde birleştirilir.
Bu çerçevenin en sonuç doğuran kavramı kendini örgütleme olur. Terimi bugünkü anlamıyla bilime sokan isim W. Ross Ashby olur. Ashby 1947’de, karmaşık sistemlerin dışsal bir otoriteye ihtiyaç duymadan kendi içsel geri besleme döngüleri sayesinde istikrar kazanabileceğini ileri sürer.[59] Bu fikir aslında denetimin doğrudan doğruya sistemin altyapısına ve mimarisine yerleştirilmesi anlamına gelir. Kavramın kurumsal ağırlığını kazandığı yer, yaygın olarak sanıldığı gibi yapay zekâ tarih yazımının milat saydığı 1956 Dartmouth çalıştayı olmaz. Kavramı kurumsal olarak taşıyan şey, ABD Deniz Kuvvetleri Araştırma Dairesi’nin finanse ettiği iki sempozyum olur. İlki, Mayıs 1959’da Chicago’da “Kendini Örgütleyen Sistemler” başlığıyla toplanır ve bildirilerini Marshall Yovits ile Scott Cameron derler.[60] İkincisi ise 8-9 Haziran 1960’ta Illinois Üniversitesi’nin Allerton malikânesinde, Heinz von Foerster’in Biyolojik Bilgisayar Laboratuvarı eliyle düzenlenen ve bildirileri 1962’de yayımlanan “Kendini Örgütleme İlkeleri” sempozyumu olarak gerçekleşir.[61]
Allerton’daki katılımcı listesi bu kesişmeyi somut olarak gösterir. Salonda Warren McCulloch, Ross Ashby, Gordon Pask, Stafford Beer ve Friedrich Hayek aynı anda bulunur.[62] Daha sonra ele alacağımız sibernetik fabrika tasarımı ile piyasanın kendiliğinden düzeni kuramı, siyasal ufukları taban tabana zıt olsa da aynı kavram dağarcığını paylaşır ve Deniz Kuvvetleri’nin finanse ettiği aynı toplantıda kesişir. Yapay zekânın gelişimini yalnızca Dartmouth’a bağlayan yaygın anlatı ise ordunun, iktisatçıların, sibernetikçilerin ve sanayicilerin kendini örgütleme etrafında kesişen bu ilgilerini tarihten siler.[63]
Bu sempozyumlarda insan zihni, toplumsal ilişkiler ve üretim süreçleri aynı yöntemsel çerçeve altında homojenleştirilir. Canlı işçinin öznelliği, fabrika zeminindeki bedensel direnci ya da kolektif iradesi, sistemin kararlılığını tehdit eden birer sapma veya hata payı olarak kodlanır. Amaç, bu sapmaları geri besleme mekanizmalarıyla gidermek ve işçiyi sistemin dengesine hizmet eden öngörülebilir bir unsura dönüştürmekten ibaret kalır. Taylorizmin fiziksel yöntemlerle bedene dayattığı dışsal disiplin, sibernetik vasıtasıyla sistemin içsel bir mantığına ve donanımsal kuralına evrilir. Toplumsal mücadeleler ve sınıf çatışmaları da denge modelleri içinde çözülmesi gereken birer sistem optimizasyonu problemi olarak yeniden tanımlanır. Pasquinelli’nin deyişiyle bu toplantılar bir ontolojik tiyatrodan çok bir toplumsallık laboratuvarı olarak işler.[64]
Bu anlayışın endüstriyel üretime aktarılması, Stafford Beer’ın sibernetik fabrika tasarımıyla somut bir karşılık bulur. Beer’ın konumu da aktarımın niteliğini belirler. 1956’dan itibaren Britanya’nın en büyük çelik tekeli United Steel bünyesinde dünyanın ilk Yöneylem Araştırması ve Sibernetik Departmanı’nı kurar ve orada bir sanayi yöneticisi olarak çalışır.[65] Kavram üniversitede değil, çelik fabrikasının içinde olgunlaşır. Beer, fabrikaları canlı organizmalar gibi dış çevreye uyum sağlaması gereken sibernetik sistemler olarak tasavvur eder ve 1959’da yayımladığı Sibernetik ve Yönetim kitabında işletmeyi bir iletişim, denetim, geri besleme ve uyarlanma sistemi olarak yeniden tanımlar.[66]
Tasarımın en ayrıntılı hali ise az önce andığımız salonda ortaya çıkar. Beer, Allerton’daki kendini örgütleme sempozyumuna “Otomatik Fabrikaya Doğru” başlıklı uzun bir bildiriyle katılır ve ham maddenin girişinden nihai ürünün çıkışına kadar her aşamanın anlık verilerle izlendiği, sapma halinde sistemin kendini düzelttiği bir mimari tarif eder.[67] Sibernetik fabrika şeması ile Hayek’in kendiliğinden düzen kuramı, Deniz Kuvvetleri fonuyla düzenlenen aynı toplantının bildiri kitabında yan yana yayımlanır.
Geleneksel kapitalist yönetimde patronun ya da ustabaşının yürüttüğü denetim, üretim sürecini dışarıdan izleyen ve işçinin bedenini fiziksel olarak gözetleyen harici bir uygulamadan ibaret kalır. Beer’ın modelinde ise denetim dışsal ve hiyerarşik bir şey olmaktan çıkar, üretim sürecinin her bir uğrağına yerleştirilen sensörler, sürekli veri akışları ve otomatik kontrol sistemleri vasıtasıyla fabrikanın tüm birimlerine gömülür. Pasquinelli’nin kavramsallaştırmasıyla bu, patronun gözünün nesneleşerek doğrudan makine sisteminin içine gömülmesi anlamına gelir. Sermayenin işçi üzerindeki denetimi artık teknik bir zorunluluk görünümü altında işçinin karşısına dikilir. İşçi, kendisini gözetleyen bir yöneticinin doğrudan bakışına karşı direnç geliştirebilir, ancak kendi eylemlerini anlık olarak kaydeden, sınıflandıran ve puanlayan bir sistemin görünmez mimarisine karşı açık bir mücadele yürütmesi çok daha zorlaşır.
Beer’ın tasarladığı fabrika, sermayenin fabrika zemininde kesintisiz bir zafer kazandığı anlamına gelmez. David Noble’ın endüstriyel otomasyonun tarihine dair gösterdiği gibi, 1950’lerde geliştirilen sayısal denetimli tezgâhlar teknik verimlilikten ziyade işçinin tezgâh üzerindeki pratik bilgisini elinden almak amacıyla tasarlanır.[68] Noble, aynı sorunu çözebilecek “kayıt ve yeniden oynatma” yönteminin tam da ustanın becerisini merkeze aldığı için terk edildiğini, sayısal denetimin ise beceriyi programa aktardığı için tercih edildiğini belgeler. Tercihin kurumsal arka planını da atlamamak gerekiyor, çünkü sayısal denetim MIT’nin Servomekanizmalar Laboratuvarı’nda 1949’dan itibaren Hava Kuvvetleri sözleşmesiyle geliştirilir.
Bu tercihin arkasında sermayenin karşılaştığı somut bir direnç bulunuyor. Marx daha Kapital’de, makinenin sermayenin elinde işçi ayaklanmalarına karşı bir silah olarak kullanıldığını yazar ve otomatik çıkrığın grev kırmak amacıyla geliştirildiğini örnek verir.[69] Noble’ın belgelediği gibi, sayısal denetimli tezgâhların kurulduğu atölyelerde işçiler programı kurcalayarak, hız ayarlarını değiştirerek ve makineyi bilerek durdurarak yeni aygıtın denetimini kısmen geri alır. Otomasyonun her aşamasında canlı emeğin direnci, sermayeyi yeni bir denetim aygıtı aramaya itiyor.
Beer’ın kendi güzergâhı da aygıtın yönelimini belirleyenin teknik mimari değil mülkiyet ilişkileri olduğunu gösterir. Çelik tekelinin denetim şemasını çizen aynı Beer, 1971’de Şili Üretimi Geliştirme Kurumu’nun genel teknik müdürü Fernando Flores’in çağrısıyla Santiago’ya gider ve Salvador Allende’nin sosyalist hükümeti için Cybersyn projesini kurar.[70] ABD’nin fiili teknoloji ambargosu altında kurulan sistem, dört yüz kadar atıl teleks makinesinden örülen bir ağa, istatistiksel çözümleme ile iktisadi model yazılımlarına ve bir yönetim odasına dayanır. Mayıs 1973’e gelindiğinde kamulaştırılmış sanayinin dörtte birinden fazlası, sektör gelirinin ise yaklaşık yarısı Cybersyn’e bir ölçüde bağlanmış olur.[71]
Sistemin gerçek sınavı Ekim 1972’de verilir. CIA destekli kamyoncu grevi ülkeyi felç etmeye çalışırken, teleks ağı grev dışı kalan işçiler, işletme yönetimleri ve hükümet arasında gerçek zamanlı eşgüdüm sağlayarak temel malların dağıtımını sürdürür.[72] On bir ay sonra Allende’nin hayatına ve Şili’nin sosyalist deneyimine son veren cunta, aynı ağın makinelerini de söker.
Şili denemesi yarıda kesilir ama arkasında yanıtlanmamış bir soru bırakır. Hesaplama kapasitesi toplumsal üretimin bütününü kavrayabilir mi? Piyasanın kendiliğinden düzeni mi yoksa bilinçli planlama mı toplumsal emeğin büyük karmaşasını çözer? Soru Santiago’da doğmaz, yirmi yıl önce ve iki karşıt cevapla birlikte biçimlenmiş halde durur. Friedrich Hayek’in 1952’de yayımladığı Duyusal Düzen’de geliştirdiği bağlantıcı zihin kuramını neoliberal bir piyasa epistemolojisine koşması ile Sovyetler Birliği’nde sibernetiğin önce burjuva sözde bilimi diye reddedilip daha sonra sahiplenilmesi ve Viktor Gluşkov’un ülke çapında planlama ağı tasarısının gündeme gelmesi, bu iki cevabı verir.[73] Serinin ikinci bölümünde bu kuramsal ve teknik çatışmayı, Sovyet felsefesinin zihin, emek ve makine üzerine geliştirdiği özgün itirazları hesaba katarak ele almaya çalışacağız.
[1] Diyar Saraçoğlu, “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı (1)”, bianet, 12 Haziran 2025; “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı (2)”, 26 Haziran 2025; “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı (3)”, 29 Temmuz 2025; “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı (4)”, 25 Kasım 2025.
[2] Bkz. A.g.y. “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı (3)”.
[3] Alfred W. McCoy, Policing America’s Empire. The United States, the Philippines, and the Rise of the Surveillance State, University of Wisconsin Press, 2009. Bu hatta bir okumayı daha önce şurada da yapmıştık: “Yıkıcı Gücün Otomasyonu: Yapay Zekâ, Savaş Aygıtı ve Sömürgeci Tahakküm”, Ayrıntı Dergi, 7 Temmuz 2026.
[4] Keith Breckenridge, Biometric State. The Global Politics of Identification and Surveillance in South Africa, 1850 to the Present, Cambridge University Press, 2014.
[5] Harry Braverman, Emek ve Tekelci Sermaye, çev. Çiğdem Çidamlı, Kalkedon, 2008. Taylorizmin tasarım ile uygulama arasındaki birliği koparması ve emeğin “algoritmalaştırılması” için bkz. “İşbölümü, genel zekâ ve denetim: Makine Çağı (3)”.
[6] Martin Gilbert, The First World War. A Complete History, RosettaBooks, New York, 2014, s. 239.
[7] 57 bin 470 zayiat ve 19 bin 240 ölü sayıları için bkz. Imperial War Museums, “First Day Of The Battle Of The Somme”. Sayının bileşenleri, yani Gommecourt’taki 6 bin 758 kayıp ile Dördüncü Ordu toplamının birleştirilmesi ve aynı gün Fransız Altıncı Ordusu’nun 1.590, Alman İkinci Ordusu’nun 10 bin ila 12 bin kayıp vermesi için bkz. James E. Edmonds, Military Operations France and Belgium 1916, cilt 1, Macmillan, 1932.
[8] Patlamama oranı ve şarapnel payı için bkz. Imperial War Museums, “What Happened During The Battle Of The Somme?”. Sekiz günde atılan 1 milyon 732 bin 873 merminin yaklaşık yüzde otuzunun patlamadığı değerlendirmesi için bkz. John Terraine, “The True Texture of the Somme”, Stand To!, sayı 18, 1986. Oran bir tahmin olarak kalıyor.
[9] David Stevenson, With Our Backs to the Wall. Victory and Defeat in 1918, Belknap Press, 2011.
[10] Uçaktan yönlendirilen ilk topçu atışının 13 Eylül 1914’te Aisne Muharebesi’nde yapıldığı ve saat yönteminin Mors üzerinden kullanılması için bkz. H. A. Jones, The War in the Air, cilt 2, Naval and Military Press, 2009 ve Peter Chasseaud, Artillery’s Astrologers, Mapbooks, 1999.
[11] Bragg’in sesle menzil tayini çalışmasının 1915’teki başarısız denemelerden 1918 Amiens’e uzanan seyri için bkz. American Physical Society, “July 1915. William Lawrence Bragg Works on Sound Ranging for Artillery Detection”, Richard D. Costley Jr., “Battlefield Acoustics in the First World War. Artillery Location”, Acoustics Today, cilt 16, sayı 2, 2020 ve William Van der Kloot, “Lawrence Bragg’s Role in the Development of Sound-Ranging in World War I”, Notes and Records of the Royal Society, cilt 59, sayı 3, 2005, s. 273-284.
[12] Önceki harekâtlarda kayıpların yarısından fazlasının düşman topçusundan kaynaklanması için bkz. “Flash Spotting and Sound Ranging, Jan-Mar 1917”, The Loyal Edmonton Regiment Military Museum. Vimy örneğindeki yöneylem çözümlemesi boyutu için bkz. J. S. Finan ve W. J. Hurley, “McNaughton and Canadian Operational Research at Vimy”, Journal of the Operational Research Society, cilt 48, 1997.
[13] Barut sıcaklığı, hava koşulları, mermi ağırlığı farkı ve namlu aşınmasına bağlı ağız hızı kaybı için düzeltme yapma pratiğinin gelişimi ve kalibrasyonun 1917’de rutin bir işlem haline gelmesi için bkz. Shelford Bidwell ve Dominick Graham, Fire-Power. British Army Weapons and Theories of War 1904-1945, Allen and Unwin, 1982, dördüncü ve beşinci bölümler.
[14] Görülemeyen hedeflere yönelik harita atışının düzeltme hesabı gerektirdiği ve faydasının 1917 sonunda Cambrai’da kabul edilmesi için bkz. “British Artillery Fire Control. Introduction”. Ateş planının tamamen tahmini ateşten oluştuğu ilk muharebenin Cambrai olduğu için bkz. Ian V. Hogg, The Guns 1914-18, Ballantine, 1971.
[15] Veblen’in Ocak 1918’de Aberdeen’deki deneysel balistik bürosunun başına geçmesi, görevinin menzil tablolarının üretimini denetlemek olması, işin sayısı büyüyen bir insan hesapçılar kadrosunca yürütülmesi ve bu kadroda Norbert Wiener’ın da bulunması için bkz. David Alan Grier, “Dr. Veblen Takes a Uniform. Mathematics in the First World War”, American Mathematical Monthly, cilt 108, sayı 10, 2001. Wiener’ın kendi anlatısı için bkz. Norbert Wiener, Ex-Prodigy. My Childhood and Youth, MIT Press, 1964.
[16] Balistik Araştırma Laboratuvarı’nın kökeninin 1918’de Mühimmat Dairesi bünyesinde kurulan Balistik Şubesi’ne dayanması ve atış ile bombardıman tablolarının hesabını hızlandırma ihtiyacının Aberdeen’deki balistikçileri sürekli zorlaması için bkz. U.S. Army Research Laboratory, “ENIAC. The Army-Sponsored Revolution”. Ayrıca bkz. Herman H. Goldstine, The Computer from Pascal to von Neumann, Princeton University Press, 1972.
[17] İsyanın kara takviyeleriyle bastırılması için bkz. David Omissi, Air Power and Colonial Control. The Royal Air Force 1919-1939, Manchester University Press, 1990. Ayrıca bkz. Charles Townshend, When God Made Hell, Faber, 2010.
[18] Churchill’in Şubat 1920’de Trenchard’a yaptığı ilk öneri, Kahire Konferansı ve Salmond’ın Ekim 1922’de komutayı devralması için bkz. “The Myths of Air Control and the Realities of Imperial Policing”, Air Power Review, cilt 4, sayı 2.
[19] Panoptik gözetim mantığı ve moral etkinin şiddet gerektirdiği kabulü için bkz. Priya Satia, “Drones. A History from the British Middle East”, Humanity, cilt 5, sayı 1, 2014, s. 1-31 ve “The Defense of Inhumanity. Air Control and the British Idea of Arabia”, American Historical Review, cilt 111, sayı 1, 2006, s. 16-51.
[20] Harris’in raporu için bkz. Omissi, a.g.e. Metin ayrıca Satia’da ve Sven Lindqvist’in A History of Bombing kitabında aktarılıyor, çev. Linda Haverty Rugg, New Press, 2001.
[21] Harris’in Şubat 1942’de Bombardıman Komutanlığı’nın başına geçmesi için bkz. Henry Probert, Bomber Harris. His Life and Times, Greenhill Books, 2001. Irak’taki hava kontrolü pratiği ile Almanya kentlerine yönelik alan bombardımanı arasındaki doktriner süreklilik için bkz. Tami Davis Biddle, Rhetoric and Reality in Air Warfare. The Evolution of British and American Ideas about Strategic Bombing, 1914-1945, Princeton University Press, 2002.
[22] Henryk Grossmann, The Law of Accumulation and Breakdown of the Capitalist System, çev. Jairus Banaji, Pluto Press, 1992. Almanca aslı 1929’da yayımlanır.
[23] Ekonometri Derneği’nin 1930’da kurulması ve Econometrica’nın 1933’te yayına başlaması için bkz. Mary S. Morgan, The History of Econometric Ideas, Cambridge University Press, 1990.
[24] Wassily Leontief, “The Balance of the Economy of the USSR. A Methodological Analysis of the Work of the Central Statistical Administration”, Essays in Economics, cilt 2, M. E. Sharpe, 1977, s. 3-9. Yazı ilk kez 1925’te yayımlanır. Sovyet bilançosunun girdi-çıktı çözümlemesinin öncüsü sayılması için bkz. Nicolas Spulber ve Kamran Dadkhah, “The Pioneering Stage in Input-Output Economics. The Soviet National Economic Balance 1923-24, After Fifty Years”, Review of Economics and Statistics, cilt 57, sayı 1, 1975, s. 27-34.
[25] L. V. Kantorovich, “Mathematical Methods of Organizing and Planning Production”, Management Science, cilt 6, sayı 4, 1960, s. 366-422. Metin ilk kez 1939’da Leningrad Devlet Üniversitesi tarafından yayımlanır. Kontrplak tröstünün sorunu ile yöntemin doğuşu arasındaki bağ için bkz. Francis Spufford, Red Plenty, Faber and Faber, 2010.
[26] Project SCOOP kapsamında Hava Kuvvetleri’nin Çalışma İstatistikleri Bürosu’na sağladığı finansman ve Dantzig’in simpleks algoritmasının bu program içinde geliştirilmesi için bkz. Martin C. Kohli, “Wassily Leontief and the Bureau of Labor Statistics, 1941-54”, BLS Working Paper 350, U.S. Bureau of Labor Statistics, 2002. UNIVAC I’in Pentagon’a kurulması için bkz. “Air Force Salutes Project SCOOP”, OR/MS Today, Aralık 2007.
[27] Sendikaların 2 Mayıs 1933’te dağıtılması ve iş etüdü kurumlarının rolü için bkz. Tim Mason, Social Policy in the Third Reich. The Working Class and the National Community, Berg, 1993.
[28] Reich Verimlilik Kurulu ile REFA’nın rasyonalizasyon programındaki rolü ve Amerikan yöntemlerinin Almanya’ya aktarılması için bkz. Mary Nolan, Visions of Modernity. American Business and the Modernization of Germany, Oxford University Press, 1994. Hareketin savaş öncesi dönemdeki ayrıntılı dökümü için ayrıca bkz. Robert A. Brady, The Rationalization Movement in German Industry. A Study in the Evolution of Economic Planning, University of California Press, 1933.
[29] Franz Neumann, Behemoth. The Structure and Practice of National Socialism 1933-1944, Oxford University Press, 1944. Ayrıca bkz. Alfred Sohn-Rethel, The Economy and Class Structure of German Fascism, çev. Martin Sohn-Rethel, CSE Books, 1978 ve Daniel Guérin, Fascism and Big Business, çev. Frances Merrill ve Mason Merrill, Monad Press, 1973.
[30] Nazi dönemi nüfus sayımlarının kapsamı, 1933 sayımının din aidiyeti ile doğum yerini kaydetmesi ve verilerin delikli kartla işlenmesi için bkz. Götz Aly ve Karl Heinz Roth, The Nazi Census. Identification and Control in the Third Reich, çev. Edwin Black, ek çeviri Assenka Oksiloff, Temple University Press, 2004. Nüfus istatistiğinin imha politikasıyla bağı için ayrıca bkz. William Seltzer, “Population Statistics, the Holocaust, and the Nuremberg Trials”, Population and Development Review, cilt 24, sayı 3, 1998, s. 511-552.
[31] 1939 sayımına eklenen ve mühürlü zarfla teslim edilen tamamlayıcı kart ile dört büyükebeveyn sorusu için bkz. Aly ve Roth, a.g.e., s. 22 ve devamı.
[32] Luke Munn, “Machine Readable Race. Constructing Racial Information in the Third Reich”, Open Information Science, cilt 4, sayı 1, 2020, s. 143-155.
[33] Aly ve Roth, a.g.e. Delikli kart tekniğine belirleyici bir rol atfeden karşı görüş için bkz. Edwin Black, IBM and the Holocaust. The Strategic Alliance between Nazi Germany and America’s Most Powerful Corporation, Crown, 2001. Black’in tezine, tamamlayıcı kartların Hollerith makineleriyle işlenmediği gerekçesiyle ciddi itirazlar yöneltiliyor.
[34] Harvard Gözlemevi’nde cam plaka tarayan kadın hesapçılar için bkz. Dava Sobel, The Glass Universe, Viking, 2016. Ayrıca bkz. David Alan Grier, When Computers Were Human, Princeton University Press, 2005.
[35] Hesapçı kadroların oluşturulması, yörünge başına düşen süre ve tablo talebinin karşılanamaması için bkz. Jennifer S. Light, “When Computers Were Women”, Technology and Culture, cilt 40, sayı 3, 1999, s. 455-483 ve U.S. Army Research Laboratory, “ENIAC. The Army-Sponsored Revolution”. Ayrıca bkz. Thomas Haigh, Mark Priestley ve Crispin Rope, ENIAC in Action. Making and Remaking the Modern Computer, MIT Press, 2016.
[36] Altı programcının hesapçı kadrosundan seçilmesi ve 1946 tanıtımında anılmaması için bkz. Light, a.g.y. Ayrıca bkz. W. Barkley Fritz, “The Women of ENIAC”, IEEE Annals of the History of Computing, cilt 18, sayı 3, 1996.
[37] Mesaj ile gürültü ayrımı ve geçmiş, şimdiki ile öngörülen konumlar arasındaki bağıntının kullanımı için bkz. Ronald Kline, The Cybernetics Moment. Or Why We Call Our Age the Information Age, Johns Hopkins University Press, 2015, birinci bölüm.
[38] Ödeneğin Aralık 1942’de dolması ve Warren Weaver’ın 1943 başındaki raporu için bkz. Kline, a.g.e. Projenin 1943’te sonlandırılıp araştırmanın daha basit tasarımlara yönlendirilmesi için ayrıca bkz. David A. Mindell, Between Human and Machine. Feedback, Control, and Computing before Cybernetics, Johns Hopkins University Press, 2002.
[39] M-9’un tasarımı, üretim adedi, mermi başına isabet oranındaki değişim ve SCR-584 ile yakınlık fünyesiyle birlikte kullanımı için bkz. Mindell, a.g.e., s. 28 ve devamı. Ayrıca bkz. Robert Buderi, The Invention That Changed the World, Simon and Schuster, 1996.
[40] Peter Galison, “The Ontology of the Enemy. Norbert Wiener and the Cybernetic Vision”, Critical Inquiry, cilt 21, sayı 1, 1994, s. 228-266.
[41] Arturo Rosenblueth, Norbert Wiener ve Julian Bigelow, “Behavior, Purpose and Teleology”, Philosophy of Science, cilt 10, sayı 1, 1943, s. 18-24.
[42] James Clerk Maxwell, “On Governors”, Proceedings of the Royal Society of London, cilt 16, 1868, s. 270-283.
[43] Norbert Wiener, “A Scientist Rebels”, Atlantic Monthly, Ocak 1947. Metnin bir uçak şirketi araştırmacısına yazılmış mektuptan doğduğu yolundaki arşiv bulgusu için bkz. “From the Archives”, Science, Technology and Human Values, cilt 8, sayı 3, 1983.
[44] Wiener’ın Ağustos 1949 tarihli Reuther mektubu için bkz. Kline, a.g.e., dördüncü bölüm. Ayrıca bkz. Flo Conway ve Jim Siegelman, Dark Hero of the Information Age. In Search of Norbert Wiener, Basic Books, 2005.
[45] Norbert Wiener, The Human Use of Human Beings. Cybernetics and Society, Houghton Mifflin, 1950.
[46] Rosa Luxemburg, Sermaye Birikimi, üçüncü kısım, “Bir Birikim Alanı Olarak Militarizm” bölümü, çev. Tayfun Ertan, Belge Yayınları, 2004.
[47] Warren S. McCulloch ve Walter Pitts, “A Logical Calculus of the Ideas Immanent in Nervous Activity”, Bulletin of Mathematical Biophysics, cilt 5, 1943, s. 115-133. Makalenin hem bağlantıcı hem sembolik yapay zekâ hatlarının kurucu metni sayılması için bkz. Margaret Boden, Mind as Machine. A History of Cognitive Science, Oxford University Press, 2006, s. 190.
[48] Matteo Pasquinelli, Patronun Gözü. Yapay Zekânın Sosyal Tarihi, çev. Elçin Gen, Metis, 2025, altıncı bölüm. McCulloch’un Hixon sempozyumundaki nöron-telgraf rölesi önerisi ve modelin dönemin iletişim altyapısıyla kurduğu türdeşlik varsayımı için aynı bölüme bakılabilir. Makalenin entelektüel kökenleri için ayrıca bkz. Tara Abraham, “(Physio)logical Circuits. The Intellectual Origins of the McCulloch-Pitts Neural Networks”, Journal of the History of the Behavioral Sciences, cilt 38, sayı 1, 2002, s. 3-25.
[49] Claude Shannon, “A Symbolic Analysis of Relay and Switching Circuits”, yüksek lisans tezi, MIT, 1937, yayımı 1938. Sinir ağlarının anlaşılması için beyin fizyolojisi yerine Shannon’ın mantık kapılarına bakılması gerektiği yolundaki değerlendirme için bkz. Pasquinelli, a.g.e., altıncı bölüm.
[50] Alfred Sohn-Rethel, Zihin Emeği, Kol Emeği. Epistemoloji Eleştirisi, çev. Ayşe Deniz Temiz, Metis, 2011, birinci kısım.
[51] Von Neumann’ın 1945 tarihli EDVAC taslak raporunu büyük ölçüde McCulloch ile Pitts’in biyolojik diliyle yazdığı saptaması için bkz. Thomas Haigh ve Mark Priestley, “Von Neumann Thought Turing’s Universal Machine Was ‘Simple and Neat’”, Communications of the ACM, cilt 63, sayı 1, 2020. Pasquinelli de aynı saptamayı aktarıyor, a.g.e., yedinci bölüm, dipnot 12.
[52] Donald O. Hebb, The Organization of Behavior. A Neuropsychological Theory, Wiley, 1949.
[53] Sinaptik plastisite kavramının Hebb’den bir yıl önce formüle edilmesi için bkz. Jerzy Konorski, Conditioned Reflexes and Neuron Organization, Cambridge University Press, 1948. “Bağlantıcılık” teriminin psikolojideki daha eski kullanımı için bkz. Edward L. Thorndike, The Fundamentals of Learning, Teachers College, 1932.
[54] Yapay sinir ağlarının, endüstriyel makinenin tasarımını işgücünün örgütlenmesinden devralmasına benzer biçimde dış dünyanın örgütlenmesini taklit ederek kendi parametrelerini örgütlediği yolundaki hipotez için bkz. Pasquinelli, a.g.e., altıncı bölüm.
[55] Macy Konferansları’nın tarih aralığı, McCulloch’un başkanlığı ve katılımcı bileşimi için bkz. Steve J. Heims, The Cybernetics Group, MIT Press, 1991. Ayrıca bkz. Claus Pias (haz.), Cybernetics. The Macy Conferences 1946-1953, Diaphanes, 2016.
[56] Claude E. Shannon, “A Mathematical Theory of Communication”, Bell System Technical Journal, cilt 27, 1948. Kuramın Bell Laboratuvarları’ndaki kurumsal ve ticari bağlamı için bkz. Jon Gertner, The Idea Factory. Bell Labs and the Great Age of American Innovation, Penguin, 2012. Enformasyonun anlamdan koparılmasının iktisadi eleştirisi için bkz. Philip Mirowski ve Edward Nik-Khah, The Knowledge We Have Lost in Information, Oxford University Press, 2017.
[57] John von Neumann ve Oskar Morgenstern, Theory of Games and Economic Behavior, Princeton University Press, 1944.
[58] Von Neumann’ın RAND danışmanlığı ve oyun kuramının Soğuk Savaş stratejisine dönüşmesi için bkz. Paul Erickson, The World the Game Theorists Made, University of Chicago Press, 2015. Ayrıca bkz. S. M. Amadae, Rationalizing Capitalist Democracy. The Cold War Origins of Rational Choice Liberalism, University of Chicago Press, 2003.
[59] W. Ross Ashby, “Principles of the Self-Organizing Dynamic System”, Journal of General Psychology, cilt 37, 1947, s. 125-128.
[60] Marshall C. Yovits ve Scott Cameron (haz.), Self-Organizing Systems. Proceedings of an Interdisciplinary Conference, 5 and 6 May 1959, Pergamon Press, 1960.
[61] Heinz von Foerster ve George W. Zopf Jr. (haz.), Principles of Self-Organization. Transactions of the University of Illinois Symposium, Pergamon Press, 1962. Sempozyumun 8-9 Haziran 1960’ta Allerton House’ta toplandığı, von Foerster’in Biyolojik Bilgisayar Laboratuvarı eliyle örgütlendiği ve Deniz Kuvvetleri Araştırma Dairesi’nin Enformasyon Sistemleri Şubesi’nce finanse edildiği için bkz. Andrew Pickering, The Cybernetic Brain. Sketches of Another Future, University of Chicago Press, 2010.
[62] Katılımcı listesi için bkz. von Foerster ve Zopf, a.g.e. Hayek’in Chicago Üniversitesi Toplumsal Düşünce Komitesi adına katıldığı ve Beer, McCulloch, Ashby ile Pask’ın da salonda bulunduğu belgeleniyor. Konferans fotoğrafı ve kimlik tespiti için ayrıca bkz. Bill Cope ve Mary Kalantzis, “The Cybernetics of Learning”, Educational Philosophy and Theory, cilt 54, sayı 14, 2022, s. 2352-2388.
[63] Yapay zekâ tarihini Dartmouth’a indirgeyen anlatının ordu, iktisatçılar, sibernetikçiler ve sanayiciler arasındaki kesişmeyi tarihten sildiği yolundaki eleştiri için bkz. Pasquinelli, a.g.e., altıncı bölüm.
[64] Pasquinelli, a.g.e., altıncı bölüm. Pasquinelli burada sibernetik kendini örgütleme deneylerini Andrew Pickering’in “ontolojik tiyatro” nitelemesine karşı bir “toplumsallık laboratuvarı” olarak tanımlıyor.
[65] Beer’in 1956’da United Steel bünyesinde Cybor House’ta dünyanın ilk Yöneylem Araştırması ve Sibernetik Departmanı’nı kurması ve yönetim sibernetiğine ayrılmış ilk bilgisayar olan Ferranti Pegasus’u kurdurması için bkz. Andrew Pickering, The Cybernetic Brain, a.g.e., Beer bölümü.
[66] Stafford Beer, Cybernetics and Management, English Universities Press, 1959.
[67] Stafford Beer, “Towards the Automatic Factory”, Heinz von Foerster ve George Zopf (haz.), Principles of Self-Organization, Pergamon, 1962, s. 25-89. Bildirinin sibernetik fabrika şemasındaki merkezi yeri için bkz. Andrew Pickering, “The Science of the Unknowable. Stafford Beer’s Cybernetic Informatics”, Kybernetes, 2004.
[68] David F. Noble, Forces of Production. A Social History of Industrial Automation, Knopf, 1984. Sayısal denetimin MIT Servomekanizmalar Laboratuvarı’nda Hava Kuvvetleri sözleşmesiyle geliştirilmesi ve atölyedeki direniş biçimleri için bkz. dokuzuncu ve on birinci bölümler.
[69] Karl Marx, Kapital, birinci cilt, çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan, Yordam Kitap, 2011, “Makineler ve Büyük Sanayi” bölümü, makinenin işçi ayaklanmalarına karşı silah olarak kullanılmasına ayrılan kısım.
[70] Flores’in CORFO genel teknik müdürü sıfatıyla 1971’de Beer’i davet etmesi için bkz. Eden Medina, Cybernetic Revolutionaries. Technology and Politics in Allende’s Chile, MIT Press, 2011, ikinci bölüm.
[71] Teleks sayısı, Cybernet, Cyberstride ve CHECO bileşenleri ile Mayıs 1973 itibarıyla kapsanan sanayi oranı için bkz. Medina, a.g.e.
[72] Ekim 1972 kamyoncu grevi sırasında teleks ağının oynadığı rol ve grevin sağ muhalefet ile CIA tarafından desteklenmesi ile ilgili bilgi için bkz. Medina, a.g.e., altıncı bölüm.
[73] Friedrich A. Hayek, The Sensory Order, University of Chicago Press, 1952. Sovyetler Birliği’ndeki sibernetik tartışması ve Gluşkov’un OGAS tasarısı için bkz. serinin ikinci bölümü.