sondakika.com
Son Dakika

Şükoş abla

Gazetede eskiler ona “Şükoş” ya da “Şükoş abla” yeniler “Şükran abla” derdi.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Gazetede eskiler ona “Şükoş” ya da “Şükoş abla” yeniler “Şükran abla” derdi. Kartal’a taşınıncaya kadar her gün gelirdi gazeteye. Evini taşıyınca sadece pazar günleri izin kullanmaya başladı.

Onu her gün gördüğümüzden mi nedir; sanki herkes bir gün gitse bile Şükran abla hep bizimle kalacak gibi gelirdi bize. O yüzden kaybı hepimiz için çok sarsıcı oldu. Sabah saatlerinde koridorda karşılaştığımızda günlük rutini olan çiçek sulama bidonunu doldururken ya da bidonu doldurmuş odasına doğru giderken görürdük onu.

Çiçeklerine çok özenle bakardı. Bir gün izne çıkarken çiçeklerini bana emanet etme gafletinde bulunmuştu. Her gün sulamama karşın bazılarını pörsütmüştüm.

Üzülmesine karşın kırmadan ilk çiçek bakımı dersimi de vermişti. Öğleden sonra odamın kapı kolunun hafifçe çevrildiğini gördüğümde bilirdim ki “Şükoş abla” sohbete geldi. Gazetenin tarihinden işçi sınıfı tarihine, 68 kuşağından ortak dostlarımıza anlattıklarını keşke kaydetseymişiz.

O yaşayan bir tarihti. Yaş olarak değilse bile kıdem olarak gazetemizin en eski çalışanıydı. Neler yaşamış, nelere tanıklık etmişti.

Yaşadıkları, tanık oldukları ciltler dolusu kitap olur aslında. Kendisi yazmaya başlamıştı ama benim gibi teknoloji özürlü olduğundan yazdıklarını kaydetmeyi unutmuş olmalı ki uçup gitti. Çok üzülmüştü.

Umarım geri getirilebilir. Diğer arkadaşlarım onun için çok güzel şeyler yazdılar. Gazetenin hem belleği hem vicdanıydı.

Sıfır egosuyla stajyer olarak gelenlere bile saatlerini ayırır, önce Cumhuriyet aidiyetini onlara öğretirdi. Cumhuriyet gazetesi, onun her şeyiydi. Gazete, oğlu Devrim , torunları ve Türkiye işçi sınıfı için yüreği atardı.

Cenazesinde onu uğurlamaya gelen işçilerin omzunda uğurlanması hepimizi duygulandırdı. Şükran abla demek, vefa, direnç ve sabır demekti. Onun kadar vefalı ve dirençli bir kişiyi tanımadık desek yalan olmaz.

Gazeteden ya da dostlarından birisi hastalansa bizler bir kere geçmiş olsun ziyaretine giderken o, hemen her gün ziyarete giderdi. Birisinin cenazesi mi var, daha haberi alır almaz evine damlar, günlerce cenaze sahibini yalnız bırakmazdı. Hapse düşen dostlarını gazetede en çok ziyaret eden Şükran abladır.

Sadece hapistekileri değil onların ailelerini de ziyaret eder, mütevazı maaşıyla eli kolu dolu giderdi evlerine. Misafir ağırlamakta da üstüne yoktur. Hatta davetsiz olanları da...

Gazetemiz Cağaloğlu’nda iken Yalçın Bayer, Hüseyin Gürer bir yerlerde oturunca vaktin nasıl geçtiğini anlamazdık. Mekân kapatılınca nereye gideceğimizi düşünürken ilk akla gelen tabii ki Şükran abla olurdu. Gecenin bir yarısı kapısına dayanıp zili çaldığımızda pencereden başını uzatıp “Yine mi siz?” diye söylenmesine karşın biz merdivenleri çıkıncaya kadar o çoktan masayı donatmaya başlamıştır.

Bir gün artık canına tak etmiş olmalı ki “Giderken ışıkları söndürüp kapıyı da çekersiniz” deyip odasına yollanmıştı. O hem meslek büyüğümüz hem ablamız, bazen de yaramazlık yaptığımızda şefkatle bizi azarlayan annemiz gibiydi. Az fırçasını yemedim.

Onu kızdıracak bir şey yaptığımda, gelip karşıma oturur; “İlhan abinin şımarık kızı; bana bak. Gazeteye geldiğinde çocuk denecek yaştaydın ama artık büyüdün. Çocukluk yapmayı bırak” derdi.

Sensiz bir Cumhuriyet’i tasavvur etmek bile çok fena. Seni çok özleyeceğiz.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü