Filistin modern sanatının önde gelen isimlerinden Süleyman Mansur (Sliman Mansour), 1947’de Ramallah’ın kuzeyindeki Birzeit’te doğdu.
Mansur, Kudüs’teki Bezalel Sanat Akademisi’nde güzel sanatlar eğitimi aldı. 1970’lerden itibaren üretimleriyle yalnızca Filistin sanatının önemli isimlerinden biri haline gelmedi; Filistin’i anlatan görsel sembollerin oluşmasında da belirleyici rol oynadı.
24 Ağustos 2026’da 79 yaşında hayatını kaybeden Mansur’un sanat yaşamı yaklaşık yarım yüzyıla yayıldı. Filistin resmi haber ajansı WAFA, ölümünün ardından Mansur’u ülkenin en etkili sanatçılarından ve Filistin’in ulusal hafızasının taşıyıcılarından biri olarak tanımladı.
Mansur, Nekbe’den bir yıl önce, 1947’de Birzeit’te dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yıllarını Birzeit, Beytüllahim ve Kudüs çevresinde geçirdi.
1967’de İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü işgal ettiği dönemde sanat eğitimini Kudüs’te sürdürüyordu. Bu dönem, sonraki yıllarda çalışmalarının merkezine yerleşecek olan toprak, kayıp, yerinden edilme ve aidiyet meseleleri açısından da belirleyici oldu.
1970’lerden itibaren Mansur’un resimlerinde zeytin ve portakal ağaçları, Filistin köyleri, geleneksel işlemeli kıyafetler, köylüler ve Filistinli kadınlar tekrar tekrar ortaya çıktı.
Mathaf Arap Modern Sanat Müzesi’ne göre Mansur’un görsel dünyasında portakal ağacı 1948 Nekbesi’ni, zeytin ağacı ise 1967’de işgal edilen toprakları çağrıştırıyordu. Geleneksel kıyafetleri içindeki kadın figürü de Filistin’in ve toprağın taşıyıcı imgelerinden biri haline geldi.
Bir adamın sırtındaki Kudüs: “Güçlüklerin Devesi”
Mansur’un adı en çok “Jamal al-Mahamel”, Türkçeye “Güçlüklerin Devesi”, “Yüklerin Devesi” ya da “Yük Taşıyıcısı” olarak çevrilen çalışmasıyla özdeşleşti.
1970’lerin başında yaptığı resimde yaşlı bir Filistinli, Kudüs’ü sırtında taşıyor. Kubbetü’s-Sahra’nın da görüldüğü kent, adamın omuzlarına bağlanan ağır bir yük olarak resmediliyor.
Eser kısa sürede Filistinlilerin toprak, sürgün, hafıza ve geri dönüşle kurduğu ilişkinin en tanınan görsel temsillerinden birine dönüştü. Mansur daha sonraki yıllarda çalışmanın farklı versiyonlarını da üretti. Eserin poster ve kartpostal olarak çoğaltılması, görüntünün galeri ve müzelerin dışına çıkarak geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
İntifada yıllarında sanat malzemelerini de değiştirdi
Mansur’un sanatındaki önemli kırılmalardan biri Birinci İntifada döneminde yaşandı.
Mansur, 1987’de sanatçılar Vera Tamari, Tayseer Barakat ve Nabil Anani ile birlikte “New Visions/Yeni Vizyonlar” kolektifini oluşturdu. Sanatçılar İsrail’den gelen sanat malzemelerini boykot ederek üretimlerinde Filistin topraklarından elde edilen malzemelere yöneldi.
Mansur tuval ve boya yerine kil, çamur, kına ve kahve gibi malzemeler kullandı. Böylece eserin anlattığı toprakla, eserin üretildiği malzeme arasında da doğrudan bir ilişki kurdu.
Bu yaklaşım, Filistin kültüründe İsrail işgali karşısında toprakta kalmayı ve gündelik hayatı sürdürmeyi anlatan “sumud”, yani sebat/direnç kavramıyla da ilişkilendirildi. Mansur’un resimleri zamanla bu kavramın sanat alanındaki en bilinen örnekleri arasında gösterildi.
Mansur, sanat üretiminin yanı sıra Filistin’de sanat eğitiminin ve kültür kurumlarının gelişmesinde de rol aldı.
1973’te Filistinli Sanatçılar Birliği’nin kuruluşunda yer aldı ve 1986-1990 arasında birliğin başkanlığını yaptı. 1994’te Kudüs’te, Filistin sanatını belgelemek ve korumak amacıyla kurulan Al-Wasiti Sanat Merkezi’nin kurucuları arasında yer aldı.
Mansur aynı zamanda karikatür ve illüstrasyonlar hazırladı; 1981-1993 arasında Al Fajr ve Al-Awda gibi yayınlara çizimleriyle katkıda bulundu. 2000-2014 yılları arasında Kudüs Üniversitesi’nde ders verdi.
Eserleri Filistin’in yanı sıra Avrupa, ABD, Japonya, Kore ve Arap ülkelerinde sergilendi. Çalışmaları British Museum, Institut du Monde Arabe ve Barjeel Art Foundation gibi kurumların koleksiyonlarına girdi.
Sanatı Filistin’in hafızasını korumanın bir yolu olarak gördü
Mansur için sanat, yalnızca işgali veya siyasi olayları anlatan bir araç değildi. Kaybolma ve yerinden edilme tehdidi altındaki bir coğrafyanın insanlarını, gündelik hayatını ve kültürel belleğini kayıt altında tutmanın da bir yoluydu.
Bu nedenle eserlerinde büyük siyasi olayların yanında köyler, taş teraslar, çiftçiler, geleneksel kıyafetler, kadınlar, zeytinlikler ve Kudüs gibi gündelik ve kültürel imgeler belirleyici oldu.
Barjeel Art Foundation, Mansur’un sanatındaki bu yaklaşımı Filistin kimliğinin devamlılığıyla ilişkilendiriyor: Toprağı ve o toprak üzerinde yaşayan insanları resmetmek, Filistinlilerin kendi tarihleri ve coğrafyalarıyla kurdukları bağı görünür tutmanın yollarından biriydi.
Mansur, 1998’de Kahire Bienali’nde Büyük Nil Ödülü’ne, aynı yıl Filistin Görsel Sanatlar Ödülü’ne değer görüldü.
2019’da ise Arap kültürünün gelişimine yaptığı katkılar nedeniyle UNESCO-Şarika Arap Kültürü Ödülü’nü aldı.
Mansur’un ardında bıraktığı üretim, tek bir ünlü tablonun ötesine uzanıyor. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca oluşturduğu görsel dil; Filistin’in toprağını, hafızasını, kayıplarını ve gündelik hayatını sanat aracılığıyla kayıt altına alan geniş bir arşiv niteliği taşıyor.