sondakika.com
Son Dakika

Süleymancılar, kendilerini “Nuh’un gemisi” görüyor

Fotoğraf: Sözcü

Süleyman Hilmi Tunahan’ın (1888-1959) öncülüğünde ortaya çıktığı için ona izafeten “Süleymancılık” olarak bilinir. Camilerdeki vaazlarıyla geniş halk kitleleri tarafından tanınan Süleyman Hilmi Tunahan, 1950’deki iktidar değişikliğinin ardından meydana gelen kısmi özgürlükten yararlanarak din eğitimi faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Ramazan ayları başta olmak üzere talebelerini belirli zaman dilimlerinde ülkenin çeşitli yerlerine gönderdi, oralarda Kuran kursları açtırdı.

Süleyman Hilmi Tunahan’dan sonra cemaat, damadı Kemal Kacar’ın önderliğinde faaliyetlerine devam etti. Süleymancılar, 1961 de Almanya’ya yönelik işçi göçünden sonra yurt dışında İslam Kültür Merkezleri adı altında Kuran kurslarını açan ilk grup oldu. Siyasetle de yakından ilgilenen cemaat liderleri konjonktüre ve kendi cemaatleriyle ilişkilerine bağlı olarak değişik partilerden milletvekili seçildi. Kemal Kacar’ın 2000 yılında ölümü üzerine cemaatin başına Tunahan’ın torunu Arif Ahmet Denizolgun getirildi. Denizolgun’un 2016 yılındaki şüpheli ölümünün ardından posta Alihan Kuriş oturdu.

Süleymancılar manevi bağlılığa oldukça önem veriyor. Gruba girmek isteyen kimseye önce bunun önemi anlatılıyor, ardından “vazife” adı verilen erkanın tarif edildiği ve bu konularda hiç kimseye bir şey söylenmemesi gerektiği söyleniyor. Sıkı bir disiplin altında tuttukları öğrencilere, sırlarını dışarı vermemeleri için yemin ettirilse dahi yalan söylemelerinin günah olmadığı da telkin ediliyor.

Kendilerini “Hz. Nuh’un gemisi” olarak görüyorlar.Bu gemidekilerin yegâne kurtuluşa erenler, dışarıdakilerin ise ziyana uğrayanlar olduğunu öne sürüyorlar. Cemaat mensuplarının kendilerinden olmayan imamın arkasında namaz kılmadıklarıyönünde bilgiler bulunuyor. Kemal Kaçar’ın ifadelerinden, Türkiye’nin İslam ülkesi olmadığını, bu nedenle Müslümanlardan olmasa da Gayri Müslimlerden faiz alınabileceğini, kazanmanın kesin olması kaydıyla kumar oynanabileceğini savundukları anlaşılıyor.

SÜLEYMANCI OLMAYAN SOĞAN GİBİ DOĞRANACAK

Cemaatin, önceleri hac ibadetine pek sıcak bakmadığı, hac ibadetine harcanacak paranın toplumsal alandaki hayır işlerinde kullanılmasının daha uygun olacağına dair görüşler dile getiriyorlardı. 1983 sonrası dönemde cemaat mensubu kişilerin A tipi seyahat acenteleri kurmak suretiyle hac ve umre organizasyonları düzenlemeye başladı.

Cemaatin yönetimindeki bazı kurslarda, Diyanet’in resmi öğreticilerinin derslere girmelerine ve öğrencilerle yüz yüze gelmelerine engel olunuyor. Diyanet içinde ayrı bir teşkilat gibi hareket ediliyor. Diyanet İşleri eski başkanlarından Tayyar Altıkulaç hatıratında, kurslarda öğrencilere dikte edilen ve Başkanlık arşivinde bulunduğunu ifade ettiği defterlerden birinde, “Devletin din görevlileri Deccal’in ordusudur”, “Süleymancılık bir gün hükümran olacak, Süleymancı olmayanlar soğan doğranır gibi doğranacaktır” cümlelerinin yer aldığını kaydetti.

Süleymancıların, Kuran kurslarına Diyanet’in ismini kullanarak yardım topladıkları, cenazelerde para karşılığı Kuran okumave ıskat hususlarında da oldukça aktif davrandıkları biliniyor. Özellikle mübarek gün ve gecelerde halka açık olarak yapılan vaaz ve sohbetler, mevlit ve teşbih namazı gibi dini ibadet ve törenlerle geniş halk kitlelerine ulaşılmaya çalışıyorlar.

Süleymancılar, yurt dışında İslam Kültür Merkezleri (İKM) aracılığıyla örgütlenirken, Diyanet’in de Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği (DİTİB) şeklinde örgütlenmesini kabullenemediler.DİTİB, Süleymancılar tarafından, yurt dışındaki Türk-İslam cemaatlerinin bağımsız gelişmesini engellemek ve Türkiye’nin başka ülkelerin içişlerine karışmasına aracı olmakla itham etti. Almanya’da yaptırılan yurt binasının daha önce bulunduğunu, şimdi genişletme çalışmalarının olduğunu belirten bazı kaynaklar, bu yurdun yapımına Alman makamlarının da destek olduğunuöne sürdüler.

Süleymancılarla ilgili olarak, onların, birtakım yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu iddialarının ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemelerin yapılmasının da üzerinde durulmalı.

Uzun yıllar cemaat bünyesinde çalışmış, içyüzlerine vakıf olduktan sonra onlardan ayrılmış olan ve cemaat içinde “Kozan İmamı” olarak bilinen Mustafa Akyıldız oluşumun din anlayışı ve yapılanmasıyla ilgili oldukça ciddi iddialarda bulundu. Buna göre, cemaatin Türkiye genelinde bölgeler bazında “kolordu kumandanlığı” ismi altında yapılandıkları, kolordu kumandanlığı makamında olan kimselerin maddi açıdan özel imkanlarla donatıldığı öne sürüldü.

Cemaatin devlet anlayışına ilişkin ciddi iddialar da devletin resmi belgelerinde yer alıyor. İki dönem Hatay milletvekilliği yapan ve cemaatin güney illeri sorumlusu (kolordu kumandanı) iken daha sonra oluşumdan ayrılan Hilmi Türkmen, “Cemaat mensupları bir kısım müesseselerde, devleti ele geçirmek, siyasi bakımdan hâkimiyet kurmak maksadıyla çalışmaktadırlar. Öylesine gizlidirler ki kendi aralarında birbirlerine telkin ettikleri, Kur’an ve hadise uymayan fikirleri kesinlikle dışarı açıklamazlar” diyor,

Cemaat hakkında dile getirilen bir başka iddia da Kemal Kaçar’ın yakın arkadaşı olduğunu ifade eden eski subay ve avukat Hayrullah Karadeniz, cemaatin “Derin güçler” tarafından kontrol altında tutulduğunuiddia etmişti.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Sözcü sayfasına gidin.

www.sozcu.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü