Son otuz yılın en büyük kuzeybatı yönlü kış fırtınası geçmişti. Rüzgâr günlerce evlerin duvarlarını yumruklamış, yağmur camları kırbaçlamış, yedi metreyi bulan dalgalar deniz tabanından söktüğü bambuya benzer uzun kahverengi gövdeli dev “kelpleri” kıyıya savurmuştu. Fırtınadan günler sonra ilk kez evden çıktığımda, nemli iyot kokulu hava o denli yoğundu ki genzime yapışıyordu.
Kaygan yüzeyli iri “kelp” yapraklarının içlerinde çoktan simbiyotik yaşamlar kurulmuştu. Kör sinekler çürüyen hortum benzeri gövdelerin arasına saklanıyor, deniz kabukluları nemli liflerin içinde dolaşıyor, martılar dalgaların kıyıya savurduğu midyeleri gagalıyordu. Denizden koparılmış ve ölüme terk edilmiş gibi görünen okyanus altı ağaçları, kıyıda yeni bir yaşam zincirinin parçasına dönüşmüştü.
Oysa sahilde gördüğümüz manzara, okyanusaltı kelp dünyasının yalnızca kıyıya savrulmuş küçücük parçasıydı. BÜYÜK AFRİKA DENİZ ORMANI Cape Town kıyılarında denize dikkatle bakıldığında dalgaların arasında uzanan kahverengi şeritleri fark edersiniz. Yıllar önce ilk kez Cape Town’a geldiğimde Atlantik Okyanusu kıyısında Ümit Burnu’na doğru giderken aracımı kenara çekip uzun süre bu manzarayı izlemiştim.
Dip akıntısıyla bir ileri bir geri dua eder gibi hareket eden kelplerin, dalgaların arasında batıp çıkmasının beni ürperttiğini anımsıyorum. Cape Town’dan Namibya kıyılarına doğru aralıklı olarak bin kilometreden fazla uzanan “kelp ormanları” besin bakımından zengin Benguela Akıntısı’nın taşıdığı soğuk sularda gelişiyor. Atlantik kıyıları, yeryüzündeki büyük ölçüde bozulmadan kalabilmiş “kelp” ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapıyor.
Charles Darwin, “Beagle’ın Yolculuğu” kitabında Güney Yarımküre’de karşılaştığı kelp ormanların yok edilmesinin, karadaki bir ormanın yok edilmesinden bile daha fazla canlı türünü ortadan kaldırabileceğini yazıyordu. Darwin’in döneminde insanlık okyanusun derinlikleri hakkında bugün bildiklerimizin çok azını biliyordu. Yine de okyanusların altındaki saklı yaşamın zenginliğini ve kırılganlığını sezmişti.
Kelp ormanları; bir sığınak, bir beslenme alanı ve hatta bir doğumevidir. Küçük kabuklulardan deniz salyangozlarına, foklardan köpekbalıklarına ve ahtapotlardan balıklara kadar sayısız canlı burada saklanır, büyür ve ürer. Ancak bu sessiz ormanlar giderek daha büyük bir baskıyla karşı karşıya.
Okyanuslar ısınıyor. Denizler asitleniyor. Aşırı avlanma, milyonlarca yılda oluşmuş ekolojik dengeleri değiştiriyor.
İnsanlığın çoğu zaman fark etmeden yok ettiği en değerli şeyler; en sessiz olanlar... Okyanuslardaki kayıplar gürültüsüzce gerçekleşir; göz görmez kulak duymaz. Ve insanlığın en büyük çelişkilerinden biri burada ortaya çıkar: Biz Mars’ta yaşam ararken okyanusların nefesi kesilir, yaşamın en zengin ve en kırılgan dengeleri bozulur, değeri bilinmez.