Arapça kökenli bir sözcük olan tekzip , anlam olarak yalanlama veya düzeltme demektir ama aynı zamanda bir tür itiraftır! Hukukta ve medyada ise gazete, televizyon, dergi veya internet sitelerinde yayımlanan gerçeğe aykırı, yanlış ya da kişilik haklarını zedeleyen bir haberin düzeltilmesi ve yalanlanması amacıyla yayımlanan resmi açıklamadır. TEKZİP HAKKI NEDİR?
Tanım: Kişilerin veya kurumların, medya organlarında kendileri hakkında çıkan yanlış haberlere karşı cevap ve düzeltme isteme yasal hakkıdır. Amaç: İnsanların itibarını ve şerefini korumak, kamuoyuna doğru bilgiyi ulaştırmaktır. Yasal dayanağı: Türkiye’de anayasanın 32. maddesi ve Basın Kanunu’nun 14. maddesi ile güvence altına alınmıştır. *** Tekzip (Cevap ve düzeltme metni), anlaşıldığına göre, anlaşmazlık konusunda taraflardan birinini kendi öznel (subjektif) düşüncelerinin yer aldığı bir metindir.
Anayasanın 32. maddesi ve Basın Kanunu’nun 14. maddesi ile güvence altına alınmıştır ancak tarafsız kamu otoritesinin yasal görüş ve kararı değildir. Bu sütunda biri Sel Yayıncılık, ikincisi Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Genel Sekreteri Zülküf Güneş imzalı iki “tekzip” okudunuz. Yukarıda da yazdığım gibi tekzip metninin yayımlanması anayasanın 32. maddesi ve Basın Kanunu’nun 14. maddesi ile güvence altına alınmıştır ama hukuki bir değeri bulunmamaktadır.
Tekzip metninde yer alan görüşler bir mahkeme kararı olmadığı için yasal açıdan herhangi bir yaptırım gücü yoktur. Ancak tekzip yayımlanmazsa yargı yayımlanmasına karar verebilir. Sel Yayıncılık bu konuda her zaman olduğu gibi mugalataya (yanıltma yöntemi) başvurmakta ve kendisine etimolojik dayanaklar aramaktadır.
Marie Darreussecq ’in tartışma konusu olan kitabının Fransızca adı “Truismes” sözcüğü Türkçe “bilinen şeyler, herkesin bildiği şeyler” anlamındadır. Fransızca “la truie” sözcüğünün Türkçe anlamı “dişi domuz” olabilir ama “herkesin bildiği şeyler” anlamına gelen “truismes” “la truie” sözcüğünden türemiş bir sözcük değildir. Bunu Fransız dili ve edebiyatı konusunda yüksek öğrenim görmüş, Sorbonne Üniversitesine bağlı Yabancı Ülkelerde Fransızca Öğretmenleri Enstitüsü ’nden (Institut des Professeurs de Français à l’Etranger) sertifikalı bir (eski) Fransızca öğretmeni olmanın yetkisiyle söyleyip yazıyorum.
“Truismes” sözcüğü Türkçe “bilinen şeyler, herkesin bildiği şeyler” anlamındadır. Fransızca “la truie” sözcüğünün Türkçe anlamı “dişi domuz” olabilir ama “herkesin bildiği şeyler” anlamına gelen “truismes” Sel Yayınevi ve avukatlarının sandığı gibi “la truie” sözcüğünden türemiş bir sözcük değildir. “Truisme” sözcüğü 19. yüzyılın ortalarında Fransızcaya girmiş İngilizce “truism” sözcüğünden türemiştir ve “herkesin bildiği, doğruluğu su götürmez, tartışılmayacak kadar doğru ve gerçek” anlamındadır.
Yazı zorunlu olarak dil dersine dönüştü ama ne yapalım. Evet, Türkçe anlamı “bilinen şeyler” olan söz konusu “Truismes” adlı kitabı dilimize çevirdim ve kitabın içeriğinden esinleneterek adını “Dişi Domuz” koydum. Aynı kitabı bir başka çevirmene çevirten bir yayınevi kitabın adını değiştirip kitaba bir başka ad verebilirdi ama benim verdiğim “Dişi Domuz”u seçerse yapılan işe evrensel bağlamda “La plagiat” = İntihal, edebi hırsızlık” denir.
Ve yasal suçtur. Sel Yayınevi’ni ve çevirmen Sanem Işıl Aytuğ ’u mahkemeye verebilirdim, verebilirim ama bunu yapmadım, yapmayacağım. Kaygılanmaları gerekmez şimdilik.
Sonuç olarak tekzibin hukuki bir değeri yoktur ama “tekzip eden” ile “tekzip edilen” arasında bir sorun vardır. Söz konusu kitabın adını Dişi Domuz değil de Bir Dişi Domuz koysalardı intihal (edebi hırsızlık) söz konusu olmazdı. Ancak bunu yapamayacak kadar yeteneksizler. *** “Eğitim Sen açısından mesele açıktır.
Bir çocuğun kendi anadilinde eğitim alabilmesi bir ayrıcalık değil eşit ve nitelikli erişim evrensel bir çocuk ve insan hakkıdır” iddiasında bulunan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Genel Sekreteri Zülküf Güneş imzalı açıklamaya gelince: Yazısı yerel ve evrensel dayanaktan yoksun. “Çocuk” kim, “anadil” ne? Bunları bilmeden konuşmak gevezelik olur.
Kural: Okulda kullanılan dil okulun bulunduğu ülkenin resmi anadilidir. Uluslararası ilkeye göre de bir ülkenin resmi dili o ülke vatandaşlarının anadilidir. Türkçe, bütün TC vatandaşlarının resmi anadilidir; Lazca, Çerkesce, Pomakça, Arnavutça, Kürtçe vb. diller yerel dil niteliğindedir.
Türkiye gibi üniter devletlerde okullarda öğretim yerel dillerde değil ülkenin resmi dilinde yapılır. Türkiye’de de Türkçe resmi öğretim dilidir. Üniter bir devlette yani bir “ulus devlet” te bunun tartışması olmaz.
“Bir çocuğun kendi anadilinde öğrenim hakkına sahip olması” ancak federal bir devlette mümkündür. Ama bu “mümkünlük” de kesin değildir. Koşullara bağlıdır.
Bu çocuk, devlet ister üniter (ulus) ister federal olsun anadilini öğrenmek hakkına sahiptir ve devlet bu olanağı çocuğa sağlamak zorundadır. Okullarda kullanılan öğretim dili ile anadili öğrenmek hakkı ayrı konulardır. Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş’in bu gerçek ve doğruları bilmemesi çok şaşırtıcı.
Dünyanın hiçbir devleti “Dingo’nun ahırı” değildir ve Türkiye Cumhuriyeti de “Dingo’nun ahırı” değildir. TC devletinin resmi dili olan Türkçe bütün vatandaşlarının anadilidir. Vatandaşın evde konuştuğu dil “yerel dil” niteliğindedir.
Demokrasi ve hümanizm gibi ciddi konuların nitelikleri arasında laubalilik ve ciddiyetsizlik yer almaz. Söylemesi benden. Bu konuda son olmasını dilediğim söz: Her tekzip aslında bir tür itiraftır!