“Ailem Güvende” adı altında yürütülen ve LGBTİ+ örgütleri ile hak savunucularını hedef alan soruşturma ve yasaklamalar kapsamında sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engeli talepleri, tıp uzmanlık kuruluşlarına kadar yayılıyor.
Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD), 18 Eylül’de yaptığı basın açıklamasında, resmi X hesabınınCinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) peşi sıra erişim engeli talep edilen kuruluşlar arasına alındığını duyurdu
“Ailem Güvende” adı verilen soruşturma kapsamında sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilen kuruluşlar arasında önce Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) yer almış, ardından Derneğimiz Türkiye Psikiyatri Derneği'nin (TPD) resmi X hesabı da erişim engeli getirilmesi talep edilen kuruluşlar arasına alınmıştır. Durumu kamuoyunun bilgisine sunarız.”
TPD açıklamasında, 7 bin 138 üyeli, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı alanında faaliyet gösteren bir tıp meslek derneği olduğunu belirtti.
“TPD ve CETAD, ilgili mevzuata tabi, yasal olarak kurulmuş tıp uzmanlık dernekleridir. Tüzüklerinde tanımlanan görevleri: birey ve toplum ruh sağlığını korumak ve geliştirmek, mesleğin bilimsel ve etik ilkeleri çerçevesinde hak ve sorumluluklarını gözetmek, alanında çalışan hekim ve ruh sağlığı profesyonellerine eğitim vermektir.”
TPD, açıklamasında erişim engeli talebini, cinsellik ve cinsel sorunlar alanındaki bilimsel ve mesleki faaliyetlerinin de etkilenebileceği bir müdahale olarak değerlendirdi.
“Cinsellik ve cinsel sorunlar konusundaki çalışmalarımız; cinsellik eğitimi, toplumun cinsellik hakkında bilgilendirilmesi, cinsel işlev bozukluklarının bilimsel yöntemlerle tanı ve tedavisi, farklı cinsel yönelime sahip bireylerin de tüm yurttaşlar gibi ruh sağlığının korunmasıdır. Cinsel yönelimin bir hastalık olmadığı, güncel tıp biliminin ortak bilgisi olup eğitim, telkin, özendirme vb. yöntemlerle ‘değiştirilebilecek’ veya ‘aşılanabilecek’ bir durum olmadığı bilinmektedir.”
TPD erişim kısıtlamalarının olası sonuçlarına da özellikle dikkat çekti:
“Bu tür kısıtlamalar yalnızca meslek örgütlerinin değil, hekimlerin bilimsel bilgiyi paylaşma ve topluma doğru sağlık bilgisi ulaştırma imkânını da sınırlamakta; bireylerin sağlık hizmetine erişiminde tereddüt yaşamasına yol açarak kamu sağlığı açısından risk oluşturmaktadır.”
Dernek aynı süreçte HIV ile yaşayan bireylerin haklarını ve sağlık hizmetlerine erişimini savunan kuruluşların da benzer biçimde hedef alındığını hatırlattı ve açıklamasını sağlık hakkı vurgusuyla sonlandırdı:
“Sağlığa erişim, ayrımcılığa uğramaksızın tıbbi bilgiye ulaşabilme, herkes için anayasal bir haktır.”
TPD, meslek örgütlerinin bilimsel faaliyetlerine yönelik erişim engellerinin gözden geçirilmesini istedi.
İki köklü tıp örgütü: CETAD ve TPD
Sosyal medya hesaplarına erişim engeli talebi yöneltilen iki kuruluşun faaliyetleri kamuoyuna açıklama yapmakla sınırlı değil; her ikisi de psikiyatri ve cinsel sağlık alanlarında eğitim, yayıncılık, mesleki standartlar ve klinik uygulamayla doğrudan ilişkili gönüllü uzmanlık kuruluşları.
TPD’nin 2026-2028 dönemi Merkez Yönetim Kurulu Başkanlığını psikiyatrist Selçuk Candansayar yürütüyor. Yönetimde Gülin Özdamar Ünal, Gülsüm Zuhal Kamış, H. Mihrimah Öztürk, Ali Gökhan Eşim, Şahabettin Çetin ve Nur Temizkan yer alıyor. Derneğin ayrıca eğitim, yeterlik, bilimsel çalışma ve yayıncılık alanlarında kurulları bulunuyor.
CETAD’ın Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Münevver Hacıoğlu Yıldırım. Derneğin yönetimi psikiyatri, psikoloji ve kadın hastalıkları ve doğum alanlarından hekim ve uzmanları bir araya getiriyor. CETAD uzun yıllardır sağlık çalışanlarına cinsellik, cinsel işlev bozuklukları ve cinsel tedaviler konusunda eğitim veriyor.
Bu kurumsal yapıların toplumla iletişim kanallarının kapatılması talebi, yalnızca kamunun bilgiye erişimini değil, hekimlerin mesleki eğitiminde ve klinik uygulamada kullanılan bilimsel bilginin profesyoneller arasında dolaşımını da etkileyebilecek bir müdahale alanına işaret ediyor.
Tartışma bilimsel özerkliğe müdahaleye uzanıyor
Gelinen aşamada tartışma, bilimsel bilginin kamusal dolaşımına siyasal veya ahlaki ölçütlerle sınır çizilip çizilemeyeceği noktasına uzanıyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) 2017 tarihli “Bilim ve Bilimsel Araştırmacılar Hakkında Tavsiye Kararı” bu konuda açık bir ölçüt koyuyor:
“Sonuçların, hipotezlerin ve görüşlerin açık biçimde iletilmesi bilimsel sürecin tam merkezinde yer alır ve bilimsel sonuçların doğruluğu ile nesnelliğinin en güçlü güvencesini oluşturur.”
UNESCO ayrıca bilim insanlarının özgür ve güvenli koşullarda çalışmasının bilimsel bilginin niteliği açısından temel olduğunu vurguluyor; örgütün bilimsel özgürlük programı, güvenli ve özgür bir ortam olmadığında bilimsel bilginin taraflı hale gelebileceği uyarısını yapıyor:
“Bilim insanlarının baskı altında, tehdit altında ya da herhangi bir biçimde sınırlandırılmış olduğu durumlarda, toplumların ilgili ve tarafsız bilgi üretme ve paylaşma kapasitesi zedelenir.”
Tıp uzmanlık örgütlerinin bilimsel olarak geçerli kabul ettikleri bilgiyi kamuoyuna aktarmalarının yargısal veya idari müdahalelerle sınırlandırılması girişimi, aynı bilginin eğitimde, uzmanlıkta ve klinik uygulamada serbestçe öğretilmesi ve paylaşılması konusunda UNESCO'nun dikkat çektiği "ilgili ve tarafsız bilgi üretme ve paylaşma kapasitesinin zedelenmesi riskini de gündeme getiriyor.
Bilimsel cinsellik bilgisine siyasal baskı: Almanya örneği
Bilimsel cinsellik bilgisinin devletin ahlak ve nüfus politikalarıyla çatışmasının nerelere varabileceğinin en bilinen tarihsel örneklerinden biri 20. Yüzyılın ilk yarısında Almanya’da yaşanmıştı.
Hekim ve cinsellik araştırmacısı Magnus Hirschfeld’in 1919’da Berlin’de kurduğu Cinsel Bilimler Enstitüsü araştırma, sağlık hizmeti, eğitim ve kamusal bilgilendirme faaliyetleri yürütüyor; Hirschfeld ayrıca ceza yasasında erkekler arasındaki cinsel ilişkileri cezalandıran 175. Maddenin kaldırılmasını savunuyordu.
Hirschfeld’in kuramı ve araştırmaları halktan, uluslararası akademisyenlerden ve dönemin sol/liberal politikacılarından yoğun ilgi görse de, cinselliği bilimsel bir araştırma nesnesi yapması ve eşcinselliğin doğuştan gelen doğal bir varyasyon olduğunu savunması, dönemin ana akım muhafazakâr dünyasında "sapkınlık" veya "sözde bilim" olarak nitelendi.
Erkekler arası cinsel ilişkiyi cezalandıran 175. Madde'nin kaldırılması için topladığı binlerce imzaya ve Albert Einstein, Thomas Mann gibi dönemin önde gelen aydınlarının desteğine rağmen, Alman parlamentosu (Reichstag) muhafazakâr ve dinci partilerin direnişi nedeniyle bu yasayı iptal etmedi. Resmî devlet mekanizmaları enstitünün çalışmalarına tolerans gösterse de yasal reform taleplerine kulak tıkadı.
Nazilerin 1933’te iktidara gelmesinden birkaç ay sonra enstitü basılıp yağmalandı; kitap ve arşivlerinin önemli bir bölümü yakıldı. Nazi yönetimi 1935’te 175. Maddeyi genişletti ve eşcinsel erkeklere yönelik kovuşturmaları ağırlaştırdı. ABD Holokost Anı Müzesi kayıtlarına göre 1934’te 948 olan mahkûmiyet sayısı 1936’da 5 bin 320’ye, 1938’de ise yaklaşık 8 bin 500’e çıktı.