sondakika.com
Son Dakika

Türkiye’nin Sırat Köprüsü: Açılım Masalı (1)

PKK terör örgütü üyelerine “örtülü af” olarak değerlendirilen yasa tasarısının tezgâhlandığı şu günler, benim “Türkiye’nin Sırat Köprüsü: Açılım Masalı” adlı kitabımın gerekli ve zorunlu olduğu günler.

Fotoğraf: Cumhuriyet

PKK terör örgütü üyelerine “örtülü af” olarak değerlendirilen yasa tasarısının tezgâhlandığı şu günler, benim “Türkiye’nin Sırat Köprüsü: Açılım Masalı” adlı kitabımın gerekli ve zorunlu olduğu günler. Hiç çekinmeden, konuyu ele alan en kapsamlı ve yetkin kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabın önsözünün giriş bölümünü okumanıza sunuyorum: *** [Elinizdeki kitap bir Kürtçülük tarihi değildir, Kürtçülük isyanları tarihi de değildir.

Ama bu konularda söylenip yazılan yalanları bozmayı, iftiraları dağıtmayı, konu bağlamında kurulan fesatları ortaya çıkarmayı amaç edinmiş bir gazete yazısı tomarıdır. Kürtçülük karşıtı, Kürt dostu bir kitaptır. Bakın, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Vura l’ın New York’ta imzaladığı “Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi Alt Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” hakkında 3 Eylül 2000 tarihli Hürriyet gazetesinde neler yazmışım: [Pandora’nın kutusu tam anlamıyla açılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası tutumu belli olmadan Kürtçe ile ilgili görüşleri çok dikkatli dile getirmek gerekiyor.

Çünkü hiçbir sözcük masum ve sorumsuz değil. Anadilde eğitim deyişinin kapsamı çok geniş: Kürtçenin ikinci resmi dil olması; anaokulundan üniversiteye eğitimin içerdiği bütün derslerin bu dilde yapılması anlamına geliyor. Bu işin kültürel yanı.

Kültürel yanın işaret ettiği politik amaç ise tam bağımsızlık değilse bile siyasal özerklikten aşağı değil. Türkiye’nin imzaladığı metinler böyle bir anlayışa yol vermiyor. İkinci görüş ise anadilin öğrenilmesi.

“Her birey kendi anadilini öğrenmek, öğretmek, yazmak ve kullanmak özgürlüğüne sahip olmalıdır” ilkesine devletin uzun süre karşı çıkabileceğini sanmıyorum. Bu nedenle, ister okullarda ister kurslarda olsun, Kürtçe öğrenimi programının uygulanmaya başlayacağını düşünüyorum. Uzlaşma ve verimli sonuç alma çabalarının karşısında iki engel var: Türk ve Kürt milliyetçilikleri.

İki milliyetçiliğin etkisizleşmesi Türkiye’nin gerçek demokrasiyi kurmasına bağlı. O zamana kadar da yazarken, konuşurken çok dikkatli olalım. Çünkü dil (lisan) ve sözcükler tekin değildirler.

Hiç ummadığınız zamanlarda pişmiş aşa su katarlar.] Elinizdeki kitapta yer alan ilk yazı bu. Aydınlık gazetesinde yayınlanan “Türk-Kürt Federal İslam Cumhuriyeti” başlıklı son yazı ise 21 Kasım 2013 günü yayımlanmış. Şöyle başlıyor: [17 Kasım 2013 Pazar günü Diyarbakır’da en azından “bölünme paranoyası” ve “şeriat paranoyası” iddiaları fiilen sona erdi.

Paranoya uçup gitti. Şeriat ve bölünme kaldı. Ne idüğü belirsiz “daha fazla demokrasi”yi isteyen İslamcılar ile Kürtçülerin, liberaller ile soldan dönmelerin, bu kavramın içinin doldurulmasını, tanımının ve öğelerinin sayımının yapılmasını isteyenlere “paranoyak” sıfatını yapıştırdıklarını anımsayalım.

“Daha fazla demokrasi”nin kuşkusuz kurumları ve kuruluşları, anayasa maddeleri, yasaları vardı, olmalıydı. Bunların ne olduğunu sır gibi saklıyorlar, söylemiyorlardı. Bu konuda soru soranları (ki sayıları fazla değildi), “şeriat paranoyası”na, “bölünme paranoyası”na kapılmakla suçluyorlardı.

İ şte bu sona erdi!] Kitabın ilk ve son yazılarında fesadın şifresi çözülüyor. Ama kurgulanan tarihsel mitoslar çok daha ilginç: 1- Kürtler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun gerçek sahibidir, Türkler bu toprakların yeni kiracılarıdır. “Kürt tarihi Subarular, Hurriler ve Mitanilerden dolayı MÖ 7250 yılına dayanır.” O halde, Anadolu’nun adı sadece Türkiye olmamalıdır.

İyi de önce Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin adına da itiraz etmeleri gerekmez miydi? O halde, Türkiye’nin adı Türkiye olmamalıdır. Ama şu soruya cevap verilememektedir: Peki Kürtler, Anadolu’yu İzmir’e kadar ele geçirip kendi Kürdistan devletlerini yüzlerce yıl kuramadılar da Anadolu’yu neden Türklere ikram ettiler?

2- “1071 yılında Alparslan ’ın Bizanslılarla yaptığı savaşta Mervaniler tüm güçleriyle Müslüman Türkleri desteklemiştir” ya da “Hırıstiyan Bizanslılarla savaşan Alparslan komutasındaki altmış bin kişilik Selçuklu ordusunun on beş bini Kürtlerden oluşuyordu.” (Bak: “Tarihi Çarpıtmak 2” adlı yazı) O halde, Anadolu’nun adı sadece Türkiye olmamalıdır. İyi de önce Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin adına da itiraz etmeleri gerekmez miydi? 3- “Sünni Osmanlılarla Alevi Safevilerin arasında siyasi gerginliğin giderek artması üzerine, Safevi yönetiminden rahatsız olan Sünni Kürtlerde de Osmanlılarla bir olarak Safevilere karşı koyma eğilimi ortaya çıktı.

Bu eğilimin güçlenerek Kürtlerle Osmanlılar arasında bir siyasi ittifaka dönüşmesinde meşhur Kürt âlimi İdris-i Bitlisi ’nin büyük etkisi oldu.” İttifak iki eşit güç arasında yapılır: Bir tarafta gücünün doruklarındaki Osmanlı İmparatorluğu, bir tarafta kendilerine Yavuz Sultan Selim ’in lütfettiği beylerbeyi seçme hakkını kullanamayıp sultandan bir beylerbeyi göndermesini isteyen başıbozuk Kürt beyleri.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü