4- Kurtuluş Savaşı’nı Türk-Kürt ortaklığı kazanmıştır. O halde Kürtler de kurucu halk olmalıdır. Bu iddiaya Prof.
Dr. Oktay Uygun şöyle cevap veriyor: “Bu örnekler, ‘iki kurucu halk’ deyiminin toplumda bir değer taşıması için tarihsel olgular, hatta nüfus durumundan çok, halkların ülke hayatındaki etkileri ile ilgili olduğunu gösteriyor. Tarihsel olgular devletin kuruluş aşamasında iki halkın varlığına işaret etse bile, bu olguyu topluma aktaracak entelektüel birikimden yoksun olunması durumunda, söz konusu halk ‘kurucu’ sıfatıyla anılmayacaktır.
Kürtler son yıllarda, ‘iki kurucu halk’ ifadesini gündeme taşımayı başarmakla birlikte, dayandıkları tarihsel olguların zayıflığı nedeniyle bu girişimlerinin kabul göreceği kuşkuludur.” Görüldüğü gibi, bir “hakkı yenilmiş ikinci kurucu halk” safsatası söz konusu. Bu safsatanın en önemli dayanağı da Mustafa Kemal Paşa ’nın İzmit Basın Toplantısı’nda (16-17 Ocak 1923) söylediği “Dolayısıyla başlı başına Kürtlük tasavvur etmekten ise bizim Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir” cümlesidir.
Her türlü Kürtçüler 1921 Anayasası’nın 11. maddesine gönderme yapıyor ama benim yaptığımı yapıp bu maddeye bakmıyor: Günümüz Türkçesi ile 11. madde: “Vilayet” denen idari birim, manevi şahsiyet ve muhtariyete (özerklik) sahiptir. Büyük Millet Meclisi’nin koyacağı yasalar çerçevesinde, evkaf, medreseler, maarif, sağlık, iktisat, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım(laşma) işlerinin düzenlenmesi ve yürütülmesi “vilayet şuraları” nın yetkisi içindedir. Ancak iç ve dış siyaset, şeriye, adliye ve askeriye ile ilgili konular, uluslararası ekonomik ilişkiler ve birçok vilayeti ilgilendiren hususlar merkezi yönetimin yetki alanındadır.
23 maddeden oluşan 1921 Anayasası ulusal devletin kuruluşunu haber veren metindir ama Osmanlı Kanuni Esasi de yürürlüktedir. Gazi Paşa’nın gönderme yaptığı 12. madde Musul’u kapsayan Misakı Milli sınırları içinde yer alan vilayetlerin tümünü işaret etmektedir. Yani bütün illerin yerel yönetim biçimini saptamaktadır; Diyarbakır’ın özerkliği kadar Adana’nın ve Muğla’nın da özerk yerel yönetimi söz konusudur.
Kısacası 1921 Anayasası özel olarak Kürtlere muhtariyet (özerklik) tanımış değil. 1921 Anayasası’nın 11. maddesinin 1924 Anayasası’nda yer almamasının en önemli nedenleri arasında Kurtuluş Savaşı sırasında çıkan Kürtçülük isyanları (Koçgiri) ile Şeyh Sait isyanının bulunduğunu unutmamak gerekir. Paris Konferansı’nda (Sèvres Anlaşması) ve Lausannes’da olanları kitabı okumanıza bırakalım ve “Vehbi’nin kerrakesi” ne gelelim.
Her türlü Kürtçü iddialarından anlaşıldığına göre PKK terör ayaklanması, Kürtlerin anayasada “kurucu halk” olarak yer almamasından kaynaklanmaktadır. “Sırat Köprüsü” nün hiçbir dinsel anlamı yoktur bu kitapta. Ama dinsel anlamını bir eğretileme (metafor) olarak kullanabiliriz.
Sırat Köprüsü: “Cehennem üzerine kurulmuş bir köprü. Ahirette, mahşer yerindeki hesaptan sonra bütün insanlar Sırat Köprüsü’ne gönderilecektir.” Sırat Köprüsü PKK terör ayaklanmasıdır. Diyelim ki PKK’nin terör ayaklanması başarı kazandı ve Kürtlerin Türklerle birlikte Cumhuriyeti kuran ikinci halk olduğu anayasaya girdi, iki halkın artık birlikte yaşaması mümkün müdür?
Böyle bir iş ancak TBMM’de yapılacak oylama ile mümkündür. AKP ile PKK arasındaki ikili ve kapalı görüşmelerde taraflar neler konuştular, PKK neler istedi bilemiyoruz. Oslo süreci ve ardından çözüm görüşmelerinde parti adına değil de Türkiye adına görüşen AKP hükümetinin kamuoyuna bu konuda bilgi vermemesi laubalilik, sorumsuzluk ve dahası suç olmak gerekir.
PKK’nin görüşmelerde neler isteyebileceğini kitapta ayrıntılı olarak okuyacaksınız. İstekleri anayasaya değgin ve terörist militanların kişisel durumlarına ilişkin olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Anayasaya ilişkin istekleri şunlar olabilir: 1.
Anayasada yer alan Türk sözcüğü ile Türk milleti tanımının kaldırılması, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi vb. 2. Demokratik özerklik (İdris Bitlisi ’nin aracılık ettiği, devlete bağlı ama 2.
Meşrutiyet’in kaldırdığı ve Kürt beylerinin isyanlarına yol açan tuhaf iç muhtariyet türü özerklik) 3. Anadilde öğretim. Bu isteklerin tamamı anayasanın değişmez, değiştirilemez ilk 4 maddesine aykırıdır.
Değişiklik üniter devleti ortadan kaldırır. Bu nedenle ilk 4 maddeyi okuyalım: Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ, RESMİ DİLİ, BAYRAĞI, MİLLİ MARŞI VE BAŞKENTİ Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı “İstiklal Marşı” dır. Başkenti Ankara’dır. Son söz: Lagalugayı bir yana bırakalım.
“Çerçeve yasa” nın içinde; 1. Kürt tarafı, Kürtlerin TC Anayasası’nda “kurucu halk” olarak yer almasında hâlâ ısrarcı mıdır? 2.
Kürtçenin okullarda Türkçenin yanı sıra ikinci anadil olarak yasalaşmasında ısrarcı mıdır? Şimdilik bu kadar, çerçeve yasanın içeriğini öğrenince gerekirse yazmayı sürdürürüm.