sondakika.com
Son Dakika

Türkiye - Suudi Arabistan - Pakistan savunma antlaşmasına dair 5 temel çekince... Yeni ittifakın Türkiye’ye getirdiği riskler neler?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı savunma paktı, Ankara’ya yeni bir stratejik alan açarken ciddi yükümlülükleri de beraberinde getiriyor. Peki Türkiye, bölgesel ağırlığını artırabilecek bu paktla ne kazanıyor; karşılığında hangi riskleri üstleniyor?

Fotoğraf: Cumhuriyet

Türkiye , Suudi Arabistan ve Pakistan , 7 Ağustos’ta Mekke ’de imzaladıkları ortak savunma antlaşmasıyla yıllardır gelişen askeri ilişkilerini ilk kez üçlü bir kolektif güvenlik taahhüdüne dönüştürdü. Antlaşmanın en dikkat çekici hükmü, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacak olması. NATO’nun 'kolektif savunma' ilkesini çağrıştıran bu hüküm, Türkiye açısından önemli bir hukuki soruyu da beraberinde getiriyor.

Anayasa’nın 92. maddesi , savaş ilanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ’nin (TSK) yabancı ülkelere gönderilmesi konusunda TBMM’ye yetki verirken önemli bir istisna getiriyor: “Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların gerektirdiği haller dışında...” Bu nedenle, Mekke Antlaşması ’nın hukuki statüsü, hangi koşullarda devreye gireceği ve Türkiye’ye getirdiği askeri yükümlülüklerin sınırları kritik önem taşıyor. ANTLAŞMAYA DAİR 5 TEMEL ÇEKİNCE Antlaşma, Türkiye’ye yeni bir hareket alanı açarken beraberinde ciddi yükümlülükler de getiriyor. Özellikle kolektif savunma hükmünün hangi koşullarda ve nasıl işletileceği, Ankara açısından yanıt bekleyen bazı kritik soruları gündeme taşıyor.

İşte, antlaşmaya dair 5 temel çekince: 1 - Millet İradesi Korunmalı Ankara, antlaşmanın Türk askerinin tüm bölgesel krizlere dahil edileceği anlamına gelmediğini ve kuvvet kullanımının anayasal mekanizmalar çerçevesinde belirleneceğini öne sürüyor. Ancak 'birine yönelik silahlı saldırı hepsine yapılmış sayılır' hükmünün pratikte nasıl işletileceği ve çerçevesi henüz aynı açıklıkta değil. Anayasa’nın 92. maddesi , Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların gerektirdiği halleri düzenliyor.

Bu nedenle Mekke Antlaşması ’nın uygulama esasları kritik önem taşıyor. Saldırının niteliği, failin tespiti ve verilecek karşılık ne olursa olsun, Türkiye’yi otomatik olarak savaşa sürükleyecek bir mekanizma oluşmamalı; TBMM’nin savaş ve kuvvet kullanımı üzerindeki iradesi korunmalı. 2 - Türkiye Başka Savaşlara Çekilir mi?

Üç ülkenin tehdit haritaları aynı değil. Pakistan ’ın Hindistan ve Keşmir merkezli güvenlik sorunları bulunurken Suudi Arabistan , Yemen’deki Husiler ve İran bağlantılı silahlı yapılarla karşı karşıya. Nitekim Türk yetkililer de bu riski özellikle gündeme getirerek, Türkiye’nin başka çatışmalara sürüklenmeyeceğini öne sürüyor.

Fakat antlaşmanın gerçek sınavı, bu krizlerden birinin yeniden savaşa dönüşmesi halinde verilecek tepki olacak. Türkiye’nin doğrudan taraf olmadığı çatışmaların, bu pakt yoluyla kendi güvenlik sorunu haline gelmemesi gerekiyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman 3 - Güvenlik Garantisi İki Yönlü Çalışmalı Bu noktada, bir başka soru gündeme geliyor: Türkiye, saldırıya uğradığında, üç kuvvet arasındaki dayanışma nasıl işleyecek?

Türkiye’nin İsrail’le, Suriye veya Doğu Akdeniz kaynaklı ciddi bir askeri kriz yaşaması halinde Suudi Arabistan ve Pakistan ’ın tutumu ne olacak? İttifak, ortaklardan bazılarının temel güvenlik sorunlarında güçlü, Türkiye’nin hayati çıkarları söz konusu olduğunda ise siyasi tercihlere bağlı asimetrik bir mekanizmaya dönüşürse Ankara açısından maliyet artar. 4 - Stratejik Olarak 'Aşırı Genişleme' Riski Türkiye halihazırda Ege ve Doğu Akdeniz ’den Karadeniz ’e, Suriye ve Irak ’tan Kafkasya ’ya kadar birbirinden farklı sahalarda askeri kapasite kullanıyor.

Mekke Antlaşması ise buna Körfez , Kızıldeniz ve Güney Asya ’yı ekliyor. Bu genişleme yeni nüfuz alanları yaratabilir; ancak Türkiye’nin asli güvenlik sahalarındaki kaynaklarını ve dikkatini zayıflatma riski de göz ardı edilemez. Bu durumda, yeni coğrafyalarda kazanılan etki, mevcut cephelerde kapasite kaybına dönüşebilir mi?

5 - Verilen Garanti Karşılığında Ne Alınacak? Antlaşmanın Türkiye’ye savunma sanayii, ortak üretim, istihbarat, lojistik, deniz güvenliği ve yeni pazarlara erişim açısından ciddi fırsatlar sunma potansiyeli var. Ancak kolektif savunma taahhüdü sıradan bir iş birliği antlaşmasından çok daha ağır bir güvenlik garantisi anlamına geliyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin üstlendiği risk ile elde ettiği askeri , ekonomik ve jeopolitik kazanç arasında ölçülebilir bir denge kurulması gerekiyor. İttifakın başarısı yalnız caydırıcılığıyla değil, Ankara’ya sağladığı somut stratejik ve ekonomik getirilerle de ölçülmeli. ABD'NİN 'YEREL ORTAKLARI AĞI' MI?

Trump yönetimi Mekke Antlaşması’na şu ana kadar açık bir itiraz ortaya koymadı. Ankara da paktın NATO’ya alternatif değil, mevcut güvenlik mimarisini tamamlayan bir yapı olduğunu vurguluyor. Washington’ın uzun süredir bölgesel ortaklarından daha fazla güvenlik yükü üstlenmelerini istediği düşünüldüğünde, yeni yapı ABD’ye alternatif değil, ABD’nin bölgesel güvenlik stratejisini destekleyen bir tür 'yerel ortaklar ağı' olarak da okunabilir.

İran’la savaşan ABD'den, üç bölgesel gücün kolektif savunma mekanizması kurmasına ciddi bir itiraz gelmedi. Bu da paktın en azından şimdilik Amerikan çıkarlarıyla çatışmadığını düşündürüyor ve 'Washington'un anlamlı sessizliğini' belirli ölçülerde açıklıyor. İRAN'DAN BEKLENMEDİK YAKLAŞIM Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın bu yeni hamlesi pek çok uzman tarafından bir tür 'İran'ı çevreleme' politikası olarak okunurken, Tahran’ın ilk tepkisi beklenenden farklı oldu.

İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekayi , paktın İran’a karşı olduğundan endişe etmek için neden bulunmadığını söylerken, üç ülkenin artık ABD’nin güvenlik taahhütlerine eskisi kadar güvenemeyeceği sonucuna vardığını savundu. Bu yaklaşım, paktın İran açısından risksiz olduğu anlamına gelmiyor. İranlı muhafazakâr çevrelerden alınan değerlendirmelerde, Suudi caydırıcılığının güçlenmesi ve Tahran’ın, Yemen ile Irak gibi nüfuz alanlarında daha koordineli bir baskıyla karşılaşması ihtimaline dikkat çekiliyor.

Dolayısıyla Mekke Paktı paradoksal biçimde hem İran’ın bölgesel gücünü sınırlayabilecek hem de Tahran’ın yıllardır savunduğu ABD’ye daha az bağımlı bir bölgesel güvenlik düzeninin oluşmasına katkı sağlayabilecek bir yapı niteliği taşıyor. İSRAİL'İN TEMEL ÇEKİNCESİ Tel Aviv yönetimi, Mekke Antlaşması’na ilişkin henüz açık bir resmi tutum ortaya koymadı. Ancak İsrail basınındaki ilk değerlendirmelerde, antlaşmanın İsrail-Hindistan ilişkilerini güçlendireceği, aynı zamanda Yunanistan ve Güney Kıbrıs ’la iş birliğine yeni bir gerekçe sağlayabileceğini yazdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi de bu öngörüleri doğrulayacak şekilde, antlaşmanın imzalanmasından bir gün önce görüşerek iş birliğini derinleştirme mesajı verdi. İsrail'in temel çekincesi; Türkiye - Pakistan - Suudi Arabistan paktının zamanla ABD’den bağımsız, askeri kapasitesi yüksek bir güvenlik bloğuna dönüşmesi . Bu nedenle antlaşma, İsrail açısından 'yeni bir stratejik belirsizlik' olarak okunuyor.

İsrail’in ayrıca, İran karşıtı bölgesel dengeyi destekleyebileceği, ancak Türkiye’nin merkezi rol oynadığı bir askeri platforma mesafeli yaklaşabileceği değerlendiriliyor. BÜTÜN BUNLAR NE ANLAMA GELİYOR? Mekke Paktı, bugün İran’ın bölgesel hareket alanını sınırlarken ABD’nin askeri yükünü hafifletebilir; yarın ise Washington’a daha az bağımlı, kendi kararlarını alabilen yeni bir bölgesel güç merkezinin temelini oluşturabilir.

Türkiye açısından belirleyici olan, bu ihtimallerden hangisinin gerçekleşeceğidir. Türkiye’nin en büyük avantajı, jeopolitik konumu sayesinde farklı güç merkezleri arasında denge kurabilme kapasitesidir. NATO üyesi olan, Rusya ve İran’la ilişki kurabilen, Körfez ülkeleriyle ortaklık geliştiren ve aynı zamanda Türk dünyası, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu üzerinde etkisi bulunan Ankara ancak, hiçbir güç merkezine bağımlı hale gelmeden kendi stratejik önceliklerini koruduğu ölçüde başarılı sayılabilir.

Bu nedenle paktın başarısı, kime karşı kurulduğundan çok Türkiye’ye ne kazandırdığı ile ölçülmelidir. Mekke Paktı, Türkiye için müttefiklerinin çatışmalarını ithal eden, ülkeyi belirli bir eksene sabitleyen veya aldığı karşılıktan daha büyük güvenlik yükümlülükleri doğuran bir mekanizmaya dönüşürse, Türkiye kazandığından fazlasını kaybedebilir ve en büyük gücü olan jeopolitik hareket serbestliğini de kendi eliyle sınırlayabilir.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü