sondakika.com
Son Dakika

Vergi ve zedelenen adalet

Basına 25 Temmuz 2026’da yansıyan Osimhen haberi, uzun süredir bilinen ancak çoğu zaman görmezden gelinen bir gerçeği yeniden hatırlattı.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Basına 25 Temmuz 2026’da yansıyan Osimhen haberi, uzun süredir bilinen ancak çoğu zaman görmezden gelinen bir gerçeği yeniden hatırlattı. Oyuncunun ödenmeyen gelir vergisi nedeniyle banka hesaplarına haciz konulması, ardından kulübün hızla devreye girerek vergi borcunu kapatıp bu haczi kaldırması, aslında istisnai bir olaydan çok sistemin işleyiş biçimine işaret ediyor. Bu tablo, istisnai bir “aksaklık” değil; kulüp-oyuncu-vergi ilişkilerinin nasıl kurulduğuna dair yerleşik bir düzeni görünür kılıyor.

Bu yapının temelinde “net ücret” sistemi yer alıyor. Kulüpler futbolcuya net maaş taahhüt ederken, vergi yükünün büyük bölümünü de fiilen kendileri üstleniyor. Ancak mesele burada bitmiyor.

Stopaj iadesi mekanizması devreye girdiğinde, ödenen vergilerin önemli bir kısmı yeniden kulüplere geri dönüyor. Böylece vergi, klasik anlamda bir mali yük olmaktan çıkarak kulüpler için dolaylı bir finansman aracına dönüşüyor. Yüksek maaşlar yalnızca gider yaratmakla kalmıyor; iade mekanizması üzerinden yeniden kaynak üretir hale geliyor.

Bu tablo rekabetin doğasını da kökten değiştiriyor. Daha fazla harcama yapan kulüp kâğıt üzerinde daha fazla vergi ödüyor gibi görünse de pratikte daha yüksek iade alarak finansal gücünü artırıyor ve bu sayede daha güçlü kadrolar kurabiliyor. Salah transferi, meselenin bir başka boyutunu açığa çıkarıyor.

“Bedelsiz” olarak sunulan bir transferin; yüksek maaş, imza parası ve çeşitli bonuslarla birlikte gerçekte oldukça yüksek bir maliyete ulaşması, modern sözleşme mühendisliğinin tipik bir yansımasıdır. Burada maliyet ortadan kalkmıyor, yalnızca farklı kalemlere ayrılarak görünmez hale getiriliyor. Daha tartışmalı olan ise Kerem Aktürkoğlu örneğinde olduğu gibi bazı ödeme yapıların kulüp dışı mekanizmalar üzerinden kurgulandığı iddialarıdır.

Bu tür düzenlemeler, beyan edilen gelir ile fiili ödeme arasındaki farkı büyütüyor; vergi matrahını aşındırarak rekabet eşitliğini zedeliyor. Sorun artık yalnızca avantaj yaratmak değil, sistemin sınırlarının giderek daha agresif biçimde zorlanmasıdır. Avrupa modeliyle karşılaştırıldığında tablo çok daha net bir biçimde ortaya çıkıyor.

Avrupa’da oyuncular brüt ücret üzerinden anlaşır ve vergilerini doğrudan kendileri öder. Kulüpler açısından herhangi bir vergi iadesi ya da geri dönüş mekanizması bulunmaz. Ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıdır.

Bir tarafta vergisini eksiksiz ödeyen, yüksek enflasyon ve ağır vergi yükü altında ezilen milyonlar; diğer tarafta ise vergi yükünün önemli ölçüde sistem içinde geri döndüğü yüksek gelir grupları ve bu yapıya zemin hazırlayan kulüpler. Bu dengesizlik, yalnızca sahadaki rekabeti bozmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal adalet duygusunu da aşındırır. Eğer Türk futbolunda gerçek bir dönüşüm ve sürdürülebilir bir rekabet dengesi hedefleniyorsa, tartışmayı sahadan çok bu görünmeyen vergi mimarisine yöneltmek gerekiyor.

Verginin bir finansman aracı değil, adaletin temel unsuru olduğu bir yapı kurulmadan ne rekabet sağlıklı işler ne de sistem uzun vadede sürdürülebilir olur.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü