Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Faik Özgür Erol ile İmralı Sekreteryası’ndan Veysi Aktaş, dün (19 Ağustos) İstanbul’da bir otelde yapılan buluşmada yaklaşık iki buçuk saat boyunca gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İmralı’dan Rojava’ya, geri dönüşlerden kayyumlara ve DEM Parti’nin önündeki dönüşüme kadar uzanan toplantının ikinci ayağının önümüzdeki günlerde Ankara’da yapılması planlanıyor.
Toplantıdan öne çıkan başlıklar şöyleydi:
- DEM Parti, çerçeve yasa metnini ancak çıkacağı günün sabahında gördü. AKP’li hukukçularla son anda bazı değişiklikler için görüşüldü.
- Abdullah Öcalan’ın bundan sonraki süreçte, özellikle silahsızlanma ve geri dönüşlerin organizasyonunda daha doğrudan komisyonda rol üstlenmesi bekleniyor.
- İmralı’nın gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum ve kadın örgütleri açısından daha açık hale gelmesi gündemde.
- Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Öcalan’la görüşmesi için “karşılıklı talep” var, ancak kesinleşmiş bir ziyaret ya da takvim yok.
- 6 Eylül’deki DEM Parti kongresi “esas dönüşüm kongresi” değil. Daha kapsamlı değişimin 2027 Newroz öncesi ya da sonrasında gündeme gelmesi bekleniyor.
- Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve kayyumlar konusunda Erdoğan tarafından verilmiş açık bir taahhüt yok. DEM Parti heyetinin aktardığı, sürecin ilerlemesiyle bu konuların da gündeme gelebileceğine dair bir izlenim.
Bütün bunların sonunda ise asıl soru değişmiyor:
Türkiye bir çatışmayı sona erdirmekle mi yetinecek, yoksa silahların susmasını kalıcı bir barışa dönüştürebilecek mi?
Yasa çıktı, şimdi ne olacak?
Bir süredir “Yasa mı önce çıkacak, silah bırakma mı tamamlanacak?” tartışmalarıyla ilerleyen süreçte yeni bir eşik geçildi. Bundan sonra mesele, kanunun nasıl uygulanacağı ve silahsızlanmanın kalıcı bir siyasi çözüme dönüşüp dönüşmeyeceği.
Faik Özgür Erol yasayı bir “kapının aralanması” olarak tarif etti. Erol’a göre yasa, cezaevindeki yaklaşık 4 bin siyasi mahpusun tahliyesini, dışarıda da toplam 75 binin üzerinde soruşturma ve kovuşturma dosyasını etkileyebilecek bir kapasiteye sahip. Yasada kapsam dışında kalan yaklaşık 900 kişinin durumları ise ilerleyen süreçte kurulun talep yetkisi üzerinden yeniden gündeme gelebilir.
Veysi Aktaş’a göre ise “pozitif barışa giden yolun hukuki zemini” döşendi. Pervin Buldan da medyanın meseleyi hâlâ büyük ölçüde “terör” başlığı altında ele aldığını, bundan sonra bunun bir “barış meselesi” olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Öcalan’ın ise kavramlardan çok yasanın çıkmasına önem verdiğini, düzenlemeyi bir “ilk”, “kilit yasa” ve “kök yasa” olarak gördüğünü aktardı.
Dolayısıyla bundan sonraki soru yasanın kendisinden çok, onun üzerine ne inşa edileceği.
Yasanın içeriğine ve usulüne ilişkin bizim de eleştirilerimiz var. Bunu hem hazırlanma aşamasında hem de sonrasında çokça belirttik. Bunun çok daha kapsamlı, hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Kürt sorununun çözümü boyutunda tanım yapan, içerik oluşturan, nedenleri ve sonuçları işaret edebilen, hem gerekçesinde hem metninde bu çerçeveyi taşıyan bir içeriğe sahip olmasını kuşkusuz biz de dilerdik. Daha fazla karşılıklılık esasına dayalı bir niteliğinin olmasını da arzu ederdik. Fakat mevcut ülke gerçekliği ve sürecin kendi içinde taşıdığı bazı özellikler itibarıyla geldiğimiz nokta budur. –Faik Özgür Erol
İktidar ve AKP’nin hukukçu kurmaylarıyla, yasanın çıkacağı günün bir gün öncesinde arkadaşlarımız bir araya geldiler. Biz ise taslağı ancak ertesi sabah, yani yasanın çıkacağı gün görebildik. Orada da yine krizler vardı. Örneğin yasa içerisinde çokça “terör” ve “terörist” kavramı vardı; sorunun çözümü güvenlikçi bir politika çerçevesinde yasaya yansıtılmıştı. Biz buna karşı çıktık. “Terör” ve “terörist” kavramlarından ziyade meselenin özüne odaklanmak gerektiğini; hem tabanımızın, halkımızın hem de bizim bu konuda hassasiyetlerimiz olduğunu ifade ettik. Ne kadar azaltabilirsek diye uğraştık. Yine de yasa içerisinde “terör” ve “terörist” kavramları kullanıldı. Bunu doğru bulmadığımızı hep söyledik. Fakat yasa bu şekilde çıktı. –Pervin Buldan
Toplantının en önemli başlıklarından biri Öcalan’ın bundan sonraki rolüydü.
Buldan, kurulması planlanan silahsızlanma ve siyasallaşma mekanizmasında Öcalan’ın yer almasının beklendiğini; özellikle geri dönüşlerin ve sürecin organizasyonu bakımından bunun gerekli görüldüğünü söyledi.
Erol da Öcalan’ın rolünü iki yönlü tarif etti: Devlete karşı silahsızlanma taahhüdünün sorumluluğu ve örgütsel yapının dönüşümünün yönetilmesi.
Henüz hangi kurulda, hangi statü ve yetkiyle yer alacağı kesinleşmiş değil. Ancak anlatılanlardan, yalnızca mesaj veren bir aktörden sürecin uygulanmasında daha doğrudan rol alan bir aktöre doğru geçiş beklendiği anlaşılıyor.
Bununla bağlantılı diğer başlık İmralı’nın dışarıya daha fazla açılması.
Buldan, DEM Parti eş genel başkanlarının Öcalan’la görüşme talebi bulunduğunu; gazetecilerin doğrudan görüşebilmesi için de çalışma yürütüldüğünü söyledi. Akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve kadın kuruluşlarının da benzer talepleri var. Takvim ve isimler ise henüz belli değil.
Geri dönüşler konusunda ise kadınlar için ayrı bir mekanizma talebi var. Buldan, Avrupa ve Kandil’den gelecekler arasında çok sayıda kadın olacağını düşündüklerini, bu nedenle kadınların dönüş süreçleriyle ilgilenecek ayrı bir kadın kurulu oluşturulmasını istediklerini söyledi.
Çünkü kalıcı barış yalnızca silahı teslim alan mekanizmayı değil, silahı bırakan insanın ertesi gün nasıl yaşayacağını da düşünmek zorunda.
24 Ağustos tarihinde bir üst kurul kurulacak ve ilk toplantısını gerçekleştirecek. Üst kurulun ilk toplantısının hemen ardından alt kurulların kurulması için bir süreç başlayacak. Bu alt kurullardan bir tanesi silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu olacak ve burada Sayın Öcalan yer alacak. Çünkü gelişleri organize edecek; bu kurulun içerisinde mutlaka olması gerekiyor. –Pervin Buldan Üç ayrı yapıdan söz ediyoruz: Üstte icra kurulu diyebileceğimiz üst kurul; bizim “barış ve siyasallaşma kurulu”, başka bir adlandırmayla “silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu” dediğimiz yapı; bir de Meclis izleme komisyonu. Bu üç yapının eş güdümlü çalışması gerekiyor. –Faik Özgür Erol
Demokratikleşme silahsızlanmayı bekleyecek mi?
Sürecin kritik gerilimlerinden biri burada.
Bir tarafta silahsızlanmanın tespit ve teyit aşaması; diğer tarafta AYM ve AİHM kararları, siyasi tutuklular, kayyumlar ve Türkiye’nin devam eden demokratikleşme sorunları var.
Buldan, Cumhurbaşkanı ve devlet yetkilileriyle görüşmelerinde AYM ve AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini, bunun için bütün silahsızlanma sürecinin tamamlanmasının beklenmemesi gerektiğini söylediklerini anlattı.
Bu yasa beklenmeden de farklı somut adımlar atılabilir. Örneğin AYM ve AİHM kararlarının bir an önce uygulanması, bununla birlikte siyasetçilerin cezaevinden çıkması gerektiğini hem Sayın Cumhurbaşkanı’na hem de görüştüğümüz diğer yetkililere ifade ettik. Bu yasa elbette bir ilktir. Ancak MGK ekim ayında toplanacak ve MGK raporu açıklanmadan önce de atılması gereken bazı adımlar var. –Pervin Buldan
Fakat burada önemli bir ayrımı özellikle korumak gerekiyor.
Erdoğan’ın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ya da kayyumlar konusunda verilmiş açık bir taahhüdü yok.
Buldan’ın aktardığı, görüşmelerden çıkardıkları izlenim: Tespit ve teyit süreci ilerledikçe siyasi tahliyelerin ve kayyum meselesinin de gündeme gelebileceğini düşünüyorlar.
Beklenti başka, taahhüt başka, bu yüzden önümüzdeki dönemin önemli sorularından biri şu olacak:
Demokratikleşme silahsızlanmanın sonunda verilecek bir karşılık mı olacak, yoksa silahsızlanmayı kalıcı hale getirecek eşzamanlı bir güvence mi?
Bu sürecin üç adımı var. İlk adım, çerçeve yasa ya da “kök yasa” olarak ifade edilen süreçti. Bu aşıldı. Şimdi demokratikleşme süreci var. Bir bütün olarak Türkiye’nin, yani Cumhuriyet’in demokratikleşmesine dönük müzakereler geliştirilecek. Tartışmalar uzun zaman da alabilir. Bu yüzden bundan sonraki süreç; demokratik toplum örgütlenmemiz, Cumhuriyet’in demokratikleşmesi, demokratik toplumun demokratik cumhuriyete entegrasyonu açısından önemli. Sürecin giderek yeni bir anayasa ve yeni bir toplumsal sözleşmeyle şekillenmesi sonucunu verecek. Üç aşamadan oluşacak bir süreçten söz ediyoruz. –Veysi Aktaş
"Çerçeve Yasa"nın uygulama ayrıntıları ortaya çıkıyor: 4 alt kurul oluşturulacak
Abdi-Öcalan görüşmesi: Talep var, takvim yok
Toplantının en güncel başlıklarından biri Rojava’ydı.
Veysi Aktaş, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Öcalan’la görüşmesine ilişkin “karşılıklı talep” bulunduğunu söyledi. Ancak kesinleşmiş bir ziyaret ya da tarih açıklamadı.
Aktaş’ın kullandığı “demokratik entegrasyon” kavramı da dikkat çekiciydi. Bunun yalnızca silahlı ve idari yapıların merkezi devlete katılmasını değil, Kürtlerin kendi kimlikleriyle hukuk ve siyasal sistem içinde yer almasını ifade ettiğini anlattı.
Dolayısıyla Rojava’daki soru yalnızca SDG’nin Şam’a nasıl entegre olacağı değil, nasıl bir Suriye’ye entegre olacağı.
Abdi’nin Öcalan’la görüşmesi gerçekleşirse de ziyaret, Türkiye’deki süreç ile Suriye’deki Kürt meselesinin birbirine nasıl temas edeceğini göstermesi açısından sembolik olmanın ötesinde anlam taşıyabilir.
Mazlum Abdi’nin İmralı’ya gidişi Türkiye’deki sürecin ilerlemesine bağlı. Süreç olumlu yönde gelişirse onun gitmesi de kolaylaşır ve bunun olması gerekir. Türkiye’de ortaya çıkacak çözüm modeli diğer parçaları da etkileyecektir. –Veysi Aktaş
Veysi Aktaş: Çözüm, TBMM çatısı altında anayasal güvencelere dayanacak
DEM Parti’de asıl dönüşüm Newroz’a doğru
Buldan’ın verdiği önemli bilgilerden biri de DEM Parti’nin önündeki dönüşüm takvimine ilişkindi.
Burada yaptığı ayrım net: “6 Eylül, asıl dönüşüm kongresi değil.”
Buldan bu kongreyi yasal zorunluluktan kaynaklanan bir devamlılık kongresi olarak tarif etti.
Öcalan’ın sözünü ettiği değişim ise programın, tüzüğün ve kadroların birlikte değişeceği daha kapsamlı bir yapılanma. Buldan, Öcalan’ın hatta “yeni bir hareket”ten söz ettiğini söyledi. Bir kurucular kurulunun program, tüzük ve kadrolar üzerinde çalışabileceğini anlattı.
Asıl dönüşüm kongresi için verdiği zaman ise Newroz öncesi ya da hemen sonrası.
DEM Parti’de değişim kongresi: “Yeni bir Kürt orijinli parti kurma arayışında değiliz”
Mahmur’daki 10 bin kişi ne olacak?
Geri dönüşler konuşulurken bianet, Mahmur Kampı’nda aralarında sivillerin de bulunduğu yaklaşık 10 bin kişinin durumunu sordu.
Verilen yanıtta Mahmur “en büyük savaş göçü kitlesi” olarak tarif edildi ve burada yaşayanların durumunun ayrıca planlanacağı belirtildi. Burada mesele yalnızca bir “geri dönüş” başlığı değil. Aileler, çocuklar, başka bir coğrafyada kurulmuş hayatlar ve yeni kuşaklar var.
Barış, insanlara yalnızca “dönün” diyemez, nereye, hangi haklarla ve hangi güvenceyle döneceklerini de söylemeli.
Buldan’ın “toplum henüz hazır değil” sözü dönüp dolaşıp medyanın rolüne de geliyor.
Kırk yılı aşan çatışmanın yalnızca ölüleri değil, bir dili de var. Yıllarca tekrarlanan düşmanlık kelimeleri toplumsal hafızaya yerleşti.
Buldan’ın medyaya yaptığı “terör meselesinden barış meselesine geçme” çağrısı da bu nedenle önemli.
Fakat barışın yanında durmak, bir tarafın açıklamalarını sorgulamadan yayımlamak anlamına gelmiyor.
“Gidecek” denmeyen yerde “gidecek” yazmamak; Mazlum Abdi konusunda talep ile kesinleşmiş ziyaret arasındaki farkı korumak; siyasi tahliyelere ilişkin bir izlenimi Erdoğan’ın taahhüdüne dönüştürmemek gerekiyor.
Barışın yanında olmak daha az soru sormak değil.
Tam tersine, barış ihtimali büyüdükçe daha dikkatli sorular sormak gerekiyor.
Çünkü silahların susması vazgeçilmez. Ancak silahların susmasıyla Kürt meselesi kendiliğinden çözülmüyor.
Çerçeve yasa bir son değil, belki gerçekten bir kapı.
Fakat kapının açılması, arkasındaki ülkenin nasıl olacağını henüz söylemiyor.
Bundan sonrası, o kapıdan kimin, hangi haklarla ve hangi güvenceyle geçeceğine bağlı.
Silahların susmasıyla bir çatışma dönemi kapanabilir.
Barış ise ancak o sessizliğin içine hukuk, demokrasi ve hayat yerleştirilebilirse başlayacak.