Yazmak böyle bir şey. Yazı, acayip bir şey. Kimi zaman söz dinliyor kimi zaman kendi başına buyruk kesiliyor; söz dinlemiyor, karşı çıkıyor, dilediği yana gidiyor, hatta isyan ediyor.
Son günlerde bana yine böyle olmaya başladı: Yazıya söz geçiremiyorum. Yani kendi yazmakta olduğum yazıya söz geçiremiyorum. Beni dinlemiyor.
Geçen perşembe canım kardeşim Genco Erkal’ ın anıt mezarını tanıttığım yazımın bir yerinde birden, hayran olduğum Sinem Dedetaş araya girdi. Bir de baktım Genco Erkal’ın hedefleri, idealleriyle onun mücadelesini aynı yazıda buluşturmuşum. Bu kucaklaşma bana şunu söyletti: “Anlaşıldı.
Son yerel seçimlerde CHP’nin kazandığı tüm belediyelere operasyon yapılacak. Keşke, BU ÜLKEDE MUHALEFETİN SEÇİM KAZANMASI YASAKLANMIŞTIR diye bir fetva çıkarsalar da rahat etseler” demiştim. Birçok okur muhalefetin susturulması üzerine tarihten örnekler vererek bana mektup yağdırmaya başladı.
Gel de şimdi sevgili okurlara, ben tarihi ya da politik yazılar yazmıyorum diye anlat bakalım. *** Sevgili dostum Ataol Behramoğlu ’nun köşe yazarlığına veda ettiği yazısını okur okumaz onu aradım ve yazılarını ne çok özleyeceğimi söyledim. Telefonun iki ucundan kucaklaştık. Tam buraya onun “Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum/ Boynu bükük ay çiçeği/ Şiirin ve aşkın geleceği” diye başlayıp “Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum/ Zinciri altında kımıldayan/ Bitecek sanıldığı yerde başlayan” diye biten şiiri üzerine bir şeyler yazacağım...
Yazı “Aferin Ataol’a. Sen de yorgunsun, dinlen biraz” demeye başlamaz mı... Duymazlıktan geldim.
ALAÇATI’DAN Önceki akşam Alaçatı Kitabevi’nde imza günüm vardı. Hayatımda gördüğüm en “civcivli sokak” taydı. Meyhaneler egemenliği ve incik boncuk satıcıları, butikler hegemonyası arasına sıkışmış o kitabevi, kurtarılmış bir vaha gibi.
Sahibi ve yöneticisi ama aynı zamanda tüm Çeşme’nin Ömer ağabeyi (Ömer Önal) hâlâ direnmekte. Yazmış olduğu “Bir Zamanlar Alaçatı” adlı kitabı ise hâlâ yörenin geçmişine, insanlarına ışık tutmakta. Okurlarla, okul arkadaşlarımla buluşmamı, gençlerin sorularını yazmaya niyetliydim.
Yazı yine söz dinlemedi. “Tatil yapmalısın” diye tutturdu. Dur bari Alaçatı’daki Arkas Sanat Müzesi’ndeki (Bu Ege’deki 7.
Arkas Müzesi) sergi ve konserleri paylaşayım dememe kalmadan yazı “Tatil, tatil...” diye tempo tutmaya başladı. ‘YEMEK VE KÜLTÜR’ Tamam, okurlardan izin istemem artık kaçınılmaz Ama önce kimilerinin tiryakisi olduğu, benim geç karşılaştığım “Yemek ve Kültür” dergisinden söz etmeliyim. İstanbul Kadıköy’deki o ünlü Çiya Sofrası’nın kurucusu ve ustaları Musa ve Zeynep Dağdeviren tarafından hayata geçirilen dergi yılda dört sayı çıkıyor ve çok geniş bir alana yayılıyor. Dünya ve yerel mutfak kültürleri, yemek ve tüm sanat alanlarının ilişkisi, geçmişle gelecek arasında kurulan tatlar, tariflerarası köprüler, tarih edebiyat gezintileriyle dolu dolu bir dergi.
Demet Elkatip ’in editörlüğünde yayımlanıyor. Her sayıda bir de Pelin Özer ’den çok geniş bir röportaj var. Yaz röportajları benimle.
Benim yemek, mutfak kültürüm kısıtlı ve sınırlığı olduğundan (Çünkü bizim evde bu konuyla eşim ve iki oğlum çok ilgiliydi ve mutfağı onlara teslim etmekte hiçbir sakınca görmez, bundan çok yararlanırdım) bu kez anneme başvurdum İşte size canım anamın ( Selçuk Birsel ’in) mutfak kültüründen öneriler: “Evinizin kapısı tüm sevdiklerinize her daim açık olsun. Sevmediklerinize de açık olmasında hiçbir sakınca yoktur. Sofranız ne kadar kalabalık olursa yemeklerin tadı o kadar güzel olur.
Kalabalık misafirden değil, misafirsiz kalmaktan; kapınızın çalınmasından değil, kapınızın çalınmamasından korkun. Sevdiklerinize değil, sevmediklerinize de tatlı olabilmektir marifet. Zeytin ezmesini ikram ederken ona havyar muamelesi yaparsanız tadı farklılaşır.
Yemeği güleryüzle yapmak, tüm tariflerin püf noktasıdır. Her yemeğe bir tutam aşk, beş ölçek iyimserlik, beş ölçek şefkat, beş ölçek anlayış, bol çorba kaşığı sevgi katmak, o yemeği benzersiz kılar. Yemek seçiminde öncelik her zaman yaşı küçük olanlardadır.
En lezzeti yemek, güzel sohbet eşliğinde yenen yemektir.” Sevgili okurlar... Ben yazının sözünü dinliyor ve izne çıkıyorum. Benim için bizim dünyamızda hâlâ en lezzetli yemek adalet, en tatlı yemiş umut, tadına en doyulmaz içecek direnmek ve gelecek güzel günlerdir.