Son günlerde pek çok kişi, “İçinde bulunduğumuz ortamda nasıl mutlu oluruz”” diye soruyor. Üçüncü sınıf bir kişisel gelişimci edasıyla, “Önce derin nefes alın” demek istemiyorum. Stresli olduğumuzda doğru nefes almamız gerektiğini sanırım herkes biliyor.
Bu konuda okuyucularıma öğüt vermeye çalışmayacağım. Sadece psikoloji ve edebiyat alanındaki iki kitaptan örnekler sunacağım. Kıssadan hisse çıkarmayı değerli okuyucularıma bırakacağım.
Sanırım bu tutum çağdaş bir tavır olacak. Çünkü Doğu edebiyatında genellikle yazar kıssadan hisse çıkarıp okuyucuya iletir, tiyatroda ve romanda ise yazar kıssadan hisse çıkarmaz, bu işi okuyucusuna bırakır. NAZİ KAMPINDA YILMAZLIK Viktor Frankl, Yahudi bir psikiyatristti.
Nazi kamplarında altı yıl kalmıştı. Bu yaşantısından yola çıkarak “logo terapi”yi ortaya koymuştu. Frankl’a göre insan anlam arayışında olan bir varlıktır.
En stresli ortamlarda örneğin bir Nazi kampında bile anlamlı amaçları olan kişilerin hayatta kalma ihtimali yüksektir. Anlamlı amaçlara sahip olmayan kişiler yılmazlıklarını,* yaşama güçlerini kaybederler. Nazi kampındaki bazı esirler hayatta kalıp yakınlarını bulma umudu taşıyorlarmış.
Bu umut onlar için anlamlı bir amaçmış. Frankl’ın ise bir yakınını bulma umudu yokmuş, kendi ifadesine göre onu yıllarca ayakta tutan amaç kamptan kurtulunca orada olup bitenleri yazarak insanlara duyurmakmış. Bazen kamptaki esirlerden birisi kamptan kurtulma umudunu tamamen kaybedermiş, anlamlı bir amacı da olmazmış, bu kişi yemek dağıtılırken tabak yerine lazımlığını uzatırmış.
Bunu yapan kişiler bir hafta içinde, uykuda ya da uyanıkken ölürlermiş. Sıfır anlam, sıfır amaç kişinin hayatını sonlandırırmış. Bu noktada belirtmek gerekir ki anlamlı bir amaca sahip olmak ile yılmazlık arasında önemli bir ilişki vardır.
NAZİ KAMPINDA AHLAK Ahlaklı olmak çevre koşullarıyla olduğu kadar, kişinin yetiştirilme koşullarıyla, kendisiyle de ilişkilidir. Stresli olmayan bir ortamda bazıları ahlaklı davranır, bazıları hırsızlık ya da döneklik yapabilir. Stresli bir ortamda ise kimisi ahlak dışı yollara başvururken kimisi ahlaklı kalabilir.
Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” isimli kitabında bu konuda pek çok örnek ortaya koymuştur. Nazi kampında, Naziler bazı esirleri yardımcı olarak seçiyorlarmış. Bunlara “kapo” ismini veriliyorlarmış.
Yahudi ve esir olan bu kişiler, şüphesiz ki kamptan ayrılamıyorlarmış ancak Nazilere yardım ediyorlarmış. Frankl kapoların Nazilerden daha gaddar davrandıklarını belirtmiştir. Anlaşılan kapolar bir tür Stockholm sendorumu sergiliyorlarmış.
Bazı Nazi subayları ise esirlere acıdıkları için kamp dışına çıktıklarında onlara kendi paralarıyla ilaç alıyorlarmış. Frankl kendisiyle ilgili de şu olayı anlatmaktadır: Savaş bitmiş, Müttefikler kampları boşaltmışlardır. Özgürlüklerine kavuşan Frank ile bir Yahudi arkadaşı tarlalar arasında yürümektedirler.
Tarlalar ekilidir, Frankl, “Ekinlere basmayalım patikadan yürüyelim” der. Arkadaşı ise “Bunca yıl kimse bize acıdı mı, ben niye başkasının tarlasını düşüneyim?” der ekinleri çiğneyerek yürür. Sonuçta çok büyük bir stres ortamında Frankl ahlaklı davranmayı başarmıştır.
STALİN KAMPINDA MUTLULUK Sovyet rejim karşıtı Aleksandr Soljenistin’in, “İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün” isimli bir romanı var. Roman, Stalin’in Kuzey Asya’daki çalışma kamplarında geçer. Isı eksi 30-40 derece arasındadır.
Neyle suçlandığını bilmeyen, bir hâkimin yüzünü dahi görmemiş olan İvan Denisoviç 20 küsur yıl hapis cezası almıştır, gündüzleri bir şehrin inşaatında çalışmakta, geceleri ise bir barakada yatmaktadır. Hitler’in kampı sıcak cehennemdir, Stalin’in kampı ise soğuk cehennem. İvan Denisoviç bir gün inşaatta küçük bir çakı yapar, şapkasının kenarına saklayıp barakaya sokar.
Bu onun için önemlidir. Akşam da yemeğin sevdiği tarafı ona gelir. O gece İvan Denisoviç yataksız tahta ranzaya yatar, şapkasını başının altına koyar, “Bugün çakıyı kapıdan geçirdim, yemekte de yemeğin sevdiğim tarafı bana geldi, bir insan bundan başka ne isteyebilir?” dedi ve huzur içinde uyudu.
Buradaki kıssadan hisse şudur: İnsan evladı en olumsuz koşullar altında bile kendisini mutlu edecek bir şeyler bulabilir. İyi de kanımca olumsuz koşullar altında, örneğin haklarından, özgürlüğünden yoksun bırakılmış bir insanın anlık mutluluğu ne kadar sevindiricidir, ne ölçüde işe yarar? Bir Çinli bilge, “Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmeye gücüm olsun, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmeye sabrım olsun, ikisini ayırt etmek yani neyi değiştirebileceğim, neyi değiştiremeyeceğim konusunda da aklım olsun” demiş.
Değiştiremeyeceğimiz şeyler karşısında Stalin kampı mutluluğu belki işimize yarar. * Yılmazlık, psikolojik sağlamlık ya da rezılyans demektir.