Yıl 1949, Demir Perde'nin ikiye böldüğü Almanya. Yıllar önce, Naziler iktidara geldikten hemen sonra İsviçre'ye, ardından da ABD'ye göç eden Nobel ödüllü Alman yazar Thomas Mann, Goethe'nin adını taşıyan bir ödülü almak için memleketine, ata yurduna doğru yolculuğa çıkıyor. Ancak Batı'dan Doğu'ya yaptığı bu yolculuk, tarihsel ve kişisel trajedilerin iç içe geçtiği, parçalanmış bir ülkenin kimliksiz hayaletlerinin seyahatine dönüşüyor.
YANITLANMASI ZOR SORU Ev neresi diye soruyor bir gazeteci. Thomas Mann'ın Goethe'ye ilişkin konuşmasının sonunda, Mann yanıtlıyor: Bu, yanıtlanması zor bir soru. Daha sonra filmin ortalarında kızı Erika'yla birlikte alacakları acı haberin ardından Erika fısıldıyor babasına: Eve gidelim.
Mann, usulca soruyor: Ev neresi? Bu, filmin farklı zamanlarında geçen iki benzer diyalog “Ata Yurdu”nun (Fatherland), savaş kalıntıları arasında dolaşırken yüreği burkulan karakterlerinin kimliksizliğini açığa çıkarıyor ve parçalanmış bir ülkenin, bir yurdun ve bir toplumun, parçalanmış bireylerine işaret ediyor. Savaş ve yersiz yurtsuz bıraktığı insanlar, Pawel Pawlikowski'nin filmlerinin hep özünde aslında bir süredir.
Hatta “Ida”da (2013) ve “Soğuk Savaş”ta (2018) da benzer bir dönemi, savaşın değiştirdiği yaşamları işleyen yönetmenin üçlemesi gibi hissettiriyor böyle bakıldığında. Çünkü sürgün ve göç bu filmlerin kalbini oluşturuyor ve “Ata Yurdu”nda bu temalar zirveye ulaşıyor. Film, Thomas Mann'ın yazar oğlu Klaus Mann (August Diehl) ile yolculukta babasına eşlik eden Erika'nın aralarında geçen bir telefon konuşmasıyla başlıyor.
Birbirlerine duydukları özlemden söz ediyorlar ancak bütününde kasvetli ve hüzünlü bir konuşma bu. Daha sonra Erika oteller, basın toplantıları, partiler ve davetlerde babasının tercümanlığını, şoförlüğünü yaparken veya özel işlerini hallederken karşımıza çıkıyor. Klaus'un haberini alana kadar büyük bir sakinlikle yürütüyor işlerini.
Tıpkı besteci Richard Wagner'in adını duyana kadar kendisine yöneltilen tüm soruları sakince yanıtlayan Thomas Mann gibi. Haberi aldıktan sonra sessiz bir kırılma yaşanıyor yaşamlarında ancak yine de yollarına devam etmeye karar veriyorlar. İşte bu andan sonra yolculuk, bölünmüş Almanya'da gezinen iki insanın gezisi olmaktan çıkıyor ve bir baba-kızın, bir toplumun, ideolojik çatışmaların, tarihsel vicdanın, suçluluğun panoramasına dönüşüyor.
Gittikleri, kaldıkları hiçbir yere ait değiller onlar ve ne bu ülke onların ülkesi ne de yaşadıkları ABD onların yurdu (çünkü Erika, vatandaşlık bile kazanamıyor). Ev sahipliği yapan herkes, Thomas Mann'ı ve edebi kişiliğini sahiplenmek istiyor ancak Mann, özellikle düşünesl olarak ne Sovyet kontrolündeki Doğu bölgesine ait ne de ABD ve diğer işgal güçlerinin kontrolündeki Batı'ya. Bir hayalet gibi dolaşıyor aidiyet duygusundan yoksun bir biçimde, hüzünle gözlemliyor diplomatik törenlerin ardında gizlenenleri.
Bir toplumun en üst değerlerinden birini temsil ederken yapıyor tüm bunları. Askerler onu onurlandırmak için marşlar söylüyor, Goethe'yi ve tarihsel materyalizmi tartışmak istiyorlar ama hiçbir şey önce ülkesini sonra kimliğini sonra da oğlunu kaybeden Mann'ın yaralarını sarmaya yetmiyor. Tıpkı, ikiye bölünmüş bir haldeyken yaralarını saramayan Almanya gibi iyileşmekte zorlanıyor.
ÜLKENİN VE YURTTAŞLARININ KADERİ “Ata Yurdu”, bir ülkenin kaderinin bireylerinin kaderiyle nasıl içe içe geçtiğinin bir ifadesi; en umutsuz, en karanlık anlarda bile küçücük de olsa bir ümidin var olabileceğinin kanıtı. Çünkü “Ata Yurdu”nda ülkenin yası, Mann'ın kişisel yasıyla birbirine karışıyor ve final, bu yasın uzun soluklu ve yavaş olacağını kanıtlıyor bize. Yeniden iyi olmanın bir yolu var ancak yavaş ve çetrefilli olacak diyor.
“Soğuk Savaş”la benzer finallere sahip olan (hatta Joanna Kulig'i de kısa bir rolde görüyoruz) “Ata Yurdu”, Pawlikowski'nin önceki filmine göre daha umut dolu görünüyor ancak Mann'ın özelinde içsel sürgünün sonsuzluğunu da hatırlatıyor. Hanns Zischler'in yorgun ve mesafeli performansıyla, Sandra Hüller'in incelikli yorumu yapıma tarihten alınan kısacık, parlak ve gümüşi bir kesite dönüştürüyor. Bir ağıt değil bu film ancak matemle, ıstırapla ve trajediyle dolu.
MUBI Fest'te gösterilen Ata Yurdu'nu, yakında MUBI Türkiye'de izleyebilirsiniz. Puanım: 8/10