Bir sabah kalktık ki Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bir savunma paktı imzalamışlar! Birine saldırıyı hepsine yapılmış sayacaklarını dünyaya açıklamışlar! HANGİ DÜNYADA YAŞIYORUZ?
Yakın gelecekte bitmesi beklenmeyen Rusya-Ukrayna savaşı, İran’a ABDİsrail saldırıları, küçük bir değerlendirme hatasında bir dünya savaşına dönüşebilecek, nükleer seçeneğin bile gündeme gelebileceği bir ortam yarattı. Dünya, giderek eksilen kaynakların paylaşımı, ABD hegemonyasının zayıflaması, Çin ve BRICS gibi gelişmelerin etkisiyle, bir kez daha siyasi, ekonomik ve askeri rekabet atmosferine giriyor. İki dünya savaşı öncesini anımsatan bu durumda ülkelerin dış politikadaki başarısı, her an küresel boyut kazanabilecek bir çatışmanın ne kadar dışında kalabilecekleri ile ölçülecektir.
İKİ DÜNYA SAVAŞI, İKİ TÜRKİYE Türkiye’nin yakın çevresindeki Ukrayna ve İran savaşları, gün geçtikçe Türkiye’yi içine çekebilecek bir niteliğe bürünmektedir. Karadeniz’de Türk gemilerine Rusya ve Ukrayna saldırıları; Ortadoğu’da 2011 sonrasında ve İran’a ABD-İsrail saldırısı sırasında yaşananlar bu olasılığı artırmaktadır. İki dünya savaşı, iki farklı Türkiye ve Türk dış politikasına tanık olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin, I. Dünya Savaşı koşulları oluşurken kendisini hedef alan bir savaşın dışında kalmaya çalışmak yerine padişahın, tahtını korumak için İngiltere’nin peşine takılmaya çalışması; bunun olamayacağı görüldüğünde Almanya’nın yanında savaşa girmesi; İtttihat ve Terakki’nin, Orta Asya’ya kadar uzanan yayılma düşü, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirmiştir. Ümmet temelinde bir imparatorluktan, bir ulus ve ulus devlet yaratan Atatürk ise tarihten ders alarak gelecekte Türkiye’yi savaşların dışında tutmaya karar vermiş ve bunu da “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesiyle ifade etmiştir.
Türkiye’nin öncülük ettiği Balkan Paktı ve Sadabad Paktı’nın amacı birlikte savaşmak değil, birlikte barış içinde yaşamaktır. Türkiye Cumhuriyeti, Montrö Sözleşmesi müzakereleri sırasında, İtalya ve Romanya’dan gelen, savunma paktı önerilerini bile duraksamadan geri çevirmiştir. Ayakları yere basan bu dış politika, Türkiye Cumhuriyeti’ni, dünyayı felakete sürükleyen II.
Dünya Savaşı’nın dışında tutmuştur. Türkiye bunu yaparken Batı ve Doğu ile ilişkilerinde çıkarlarından ödün vermemiş, değişen dünya koşullarından, Sovyet tehdidine karşı Batı savunma (NATO) ve sivil sistemlerine (Avrupa Konseyi vb.) kabul edilmek de dahil çıkarları doğrultusunda yararlanmıştır. Türkiye’nin çevresinde oluşturduğu barış paktları, komşularıyla ilişkilerinden ciddi ekonomik getiriler elde etmesini sağlamıştır.
KOMŞULARLA SIFIR SORUN! AKP iktidarı ise Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kuruluş ilkelerine karşı savaş açmanın da ötesinde, Yeni Osmanlıcılık düşü peşinde izlediği dış politika ile beka sorunlarına yol açmıştır. Geçtiğimiz günlerde belki de yaşamının tek doğru kararını alarak partisini kapatan Ahmet Davutoğlu ’nun “komşularla sıfır sorun (!)” politikası, “komşularla sırf sorun (!)” ile sonuçlanmıştır.
Suriye politikasının Türkiye’ye maliyeti ise herkesin malumudur. İktidarın Ortadoğu politikası, Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun yıllar özenle uyguladığı, ülke çıkarları odaklı dış politikasını kökünden değiştirmiş ve attığı her adımla, başta ABD olmak üzere emperyalizmin, Türkiye’nin ulus devlet, tek millet-tek ülke niteliklerini ortadan kaldırmayı amaçlayan politikalarına zemin hazırlamıştır. SAVAŞ YANLISI, YAYILMACI DIŞ POLİTİKA Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye’nin, “terörsüz Türkiye” projesinin de bir parçasını oluşturduğu, Ortadoğu’da Büyük Kürdistan planı nedeniyle doğal müttefiki olan İran ile ilişkilerini olumsuz etkileyecektir.
Türkiye’nin kendisini, iradesi dışında, İran’dan İsrail’e kadar çeşitli ülkelerle hatta örneğin Husiler gibi silahlı gruplarla savaş hali içinde bulmasına yol açabilecektir. ABD ve İsrail’in amaçları ile de bire bir uyuşmaktadır. Özetle, iktidar, demokratik, laik sosyal hukuk devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan ulus devlet için temel ilke olması gereken, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini terk edip ucu Türkiye’ye dokunan, başkalarının çıkarlarına hizmet eden savaşlara katılarak savaştan, yayılmacılıktan yana bir politika izlemektedir.
Ancak, Dışişleri Bakanlığı’nın basın toplantısı salonundan Atatürk posterini ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözcüklerini kaldıran iktidarın dış politikasının, barıştan değil savaştan yana olması kimseyi şaşırtmamalıdır.