Şahin'in köşe yazısı şöyle:Türkiyede medya sektöründe büyük bir adaletsizlik var.Hiçbir anlamlı denetime tabi olmadan bu ülkeden yılda 150 milyar lira reklam geliri elde eden yabancı dijital platformlar neredeyse hiç vergi ödemiyor.Yanlış, zararlı ve hatta suç içeriklerini hiçbir filtreden geçirmeden yayınlıyor.Türkiyenin yasalarını tanımıyor, yapılan uyarıları dikkate almıyor.Geleneksel medya lisans almadan yayın yapamıyor.Ancak bu platformların böyle bir derdi yok.Yayınlarında suç işlediklerinde kurumsal olarak muhatap bulunamıyor. Çünkü çoğunun Türkiyede bir temsilcisi bile yok!O kadar rahat ve sorumsuzca hareket ediyorlar ki...Marjinal içerikler algoritma oyunlarıyla sürekli öne çıkarılıyor. Her türlü suç içeriği X, Instagram, Youtube gibi platformlarda sürekli öne çıkarılıyor.Peki geleneksel medyada durum ne?Onların işi zor.Binlerce kişiye istihdam sağlayacaksın.Vergi ödeyeceksin.SGK primlerini yatıracaksın.Uydu, lisans ücretlerini, RTÜK payını geciktirmeyeceksin.Stüdyo, bina, verici, personel ve ekipman giderlerini karşılayacaksın.Reklam pastasından aldığın pay haksız rekabet sebebiyle her yıl biraz daha küçülecek.Ve sen eğer başarabilirsen ayakta kalacaksın!Bu sürdürülebilir bir durum değil.Dijital platformlar ve geleneksel medya..An itibariyle ringe çıkan iki boksör gibilerBirinin eli, kolu yasalarla, vergilerle bağlanmış.
Hareket edemiyor.Öbürü kural tanımazlığın, vergi avantajlarının sağladığı rahatlıkla rakibine sağlı sollu kroşeler indiriyor. Nakavt kaçınılmaz...Şimdi bütün mesele şu: Geleneksel medya havlu attığında yerine neyi, kimi koyacaksın?Var mı bir B planın?Bitmedi...Bir de ceza meselemiz var..Türkiyede televizyonların üzerinde ciddibir düzenleyici baskı var. Elbette olacak..Medya denetimsiz olmaz.İftira, hakaret, şiddet, çocuk istismarı, müstehcenlik ve toplumsal değerleri açıkça ihlal eden yayınlar karşısında RTÜK tabii ki cezayı kesecek.Ancak burada da büyük bir eşitsizlik söz konusu.Denetim varsa neden herkese eşit uygulanmıyor?TVde bir dakikalık yayın ya da sahneye ağır yaptırımlar uygulanırken, dijitalde saatlerce erişilebilen içerikler için harekete geçecek bir mekanizma yok.
Dolayısıyla rekabet eşitliği de yok.Geleneksel medyayı cezalandırıp dijitali büyütmenin acı sonuçlarıyla yüzleşeceğimiz günler yakın.Çünkü... Sosyal medya ve dijital platformlar kontrolsüz. Ve örtülü bir sansür sistemi işliyor bu platformlarda.Kullanıcı artık yalnızca takip ettiği hesapların içeriklerini görmüyor.
Algoritmalar hangi içeriğin önünüze geleceğine, hangisini milyonlara ulaşacağına, hangisinin görünmez hale getirileceğine tek tuşla karar veriyor!Yani kritik bir haber, yorum ya da video silinmeden de etkisiz hale getirilebiliyor.Dijital platformlar yalnızca içeriğin taşındığı bir mecra değil. Aynı zamanda içeriğin dağıtımına hükmeden bir güç.Bu konuda söylenecek daha çok şey var ama yerimiz dar. Çocuklara dair birkaç kelam edip bitirelim.Devlet televizyon izleyen çocuğu, genci mümkün mertebe koruyor ama bu yaş grubu artık daha çok telefon ve tablette.Algoritmanın onların önüne çıkardıklarıyla nasıl mücadele edeceğiz?Şiddeti normalleştiren, mahremiyet sınırlarını aşan, çocuklara üçüncü cins dayatması yapan içerikler aile kurumu ve toplumsal yapıyı tahrip ediyor.
Dolayısıyla bu platformların da televizyonların gösterdiği hassasiyeti taşıması gerekiyor.Peki ne yapacağız?Türkiye, geleneksel medya ile dijital arasındaki vergi, reklam, denetim, içerik sorumluluğu başlıklarında bir eşitlik sağlamak zorunda.Aynı reklam pastasından pay alıp aynı ülkenin insanlarına ulaşıyorsan, sorumluluktan da payına düşeni almak zorundasın.Şartlar eşitliğinde bu savaşın galibi geleneksel medya, yani Türkiye olur.Gerçeğin ve doğrunun karşısında yapay olan hiçbir gücün durma şansı yok.