sondakika.com
Son Dakika

Zor günlerin kadife sesli, dirençli sanatçısı

"Çoğu kurumdan eyleme destek sözleri almamıza rağmen kalacak yer konusunda olumlu bir cevap alamadık. Tam bu arada sanatçı-yazar Bilgesu Erenus’tan davet geldi. Bilgesu-Müştak Erenus çifti bizi evlerine davet ediyorlardı. “Bütün kültür ve sanat insanları adına evimi açtım” diyordu Bilgesu Erenus."

Fotoğraf: Bianet

Bilgesu Erenus'un ölüm haberini bir dostumun telefonuyla öğrendim. İster istemez 40 yıl öncesine, 80 sonrası öğrenci gençliğin ilk kitlesel eylemlerle 12 Eylül karanlığını yırtmaya başladığı günlere gittim. İlk öğrenci eylemleriyle, söylemde değil tavır ve eylemde aydın bir kişiliğin buluşması bizim kişisel tanışıklığımızın zemini olmuştu.

"Kelaynaklar" oyunuyla tanıdığımız Bilgesu Eranus'la yolumuzun kesişmesi, tanışmamız o günkü olağanüstü koşullarda (bu ülke tarihinde olağanüstü olmayan bir dönem var mı bilmem) gösterdiği aydın sorumluluğunun, demokrat kişiliğinin, cesaretinin sonucu oldu.

Gençlik mücadelesinin yeniden canlanmaya başladığı, öğrenci derneklerinin kurulmaya çalışıldığı günlerdi. Baskılar, gözdağları, gözaltılar, rektörlük izni dayatmaları, adam kaçırmalar, muhbirlik dayatmaları (yani bugün de yabancısı olmadığımız birçok yöntemle) örgütlenme ve hak arama mücadelesi boğulmaya çalışılıyordu. YÖK eliyle üniversitelerde kurulan baskı, aynı zamanda binlerce öğrencinin okuldan atılmasıyla da kendini yakıcı olarak gösteriyordu.

Okuldan atılan Marmara üniversitesi öğrencisi İsa Tanrıverdi'nin intiharı sabrı taşıran damla olmuş. 27 Ekim 1986 günü 500 civarında öğrenci Sultanahmet’teki Marmara Üniversitesi önünde toplanmış, polisin gözaltıları sonrası oturma eylemine başlamıs ve 12 Eylül sonrasının ilk kitlesel öğrenci eylemini gerçekleştirmişti.

Bu eylemden sonra YöK'ün 44. maddesi ve Üniversiteden atılmalara karşı mücadele hız kazanmış, bir grup ögrenci derneği kurucusu toplanan imzaları meclise götürmek için Ankara'ya yola çıkarken bir grup kurucu da 7 Kasım 1986'da Çemberlitaş'taki Marmara üniversitesi Basın Yayın Öğrenci Deneği'nde açlık grevine başlamıştı. Benim de içinde bulunduğum 18 öğrencinin başlattığı açlık grevi hem öğrencilerin hem de polisin yoğun ilgisine mahzar olmuştu.

Gözaltı ve tutuklamalar beklendiğinden 18 öğrenciyle sınırlı tutulan eylem birkaç saat içinde polis baskınına uğramış kimlik tesbiti ve tehditlelerle açlık grevinin sonlandırması istenmiş ve derneğin bulunduğu işhanı polis ablukasına alınmıştı. Gazeteciler yoğun bir ilgiyle eylemi izliyor, polis gözaltı yerine başka baskı yöntemlerini uyguluyordu.Akşam saatlerinde hanın kapatılacağı, bu nedenle binanın boşaltılması istendiğinde hanın yöneticisiyle tartışıldı ve dernek merkezi boşaltılmadı. Geceyi burada geçirip, ertesi gün İstanbul Üniversitesi’nin önüne giderek eyleme orada devam edecektik. Saat 23:00’te polis yeniden geldi ve eylemi bitirmemiz için gözdağı verdi. Saat 23:30’da ise polis bu kez derneğin Valilik tarafından üç ay süreyle kapatıldığı kararıyla geldi ve derneğin mühürleneceğini, bu nedenle boşaltılması gerektiğini tebliğ etti. Bürokrasi gece olmasına rağmen hızlı işletilmişti. Dernek boşatıldığında eylemin biteceğini hesaplıyorlardı.

Polislerle aramızda yaşanan tartışmalardan sonra dernek boşaltıldı, ama eylem devam etti. Dışarıda yoğun bir yağmur yağıyordu ve iliklerimize kadar işleyen bir soğuk vardı. Biz on sekiz öğrenci, gazeteciler ve arkamızda bir polis ordusuyla gecenin karanlığında Sirkeci’ye doğru yürümeye başladık. Bir sabahçı kahvesi bulup oraya sığınma düşüncesindeyiz.

Sirkeci’de bir sabahçı kahvesine girip oturmaya başlamıştık ki polis kahveyi de kapattırdı. Sonrasında da yolumuzun üzerinde ne kadar sabahçı kahvesi varsa tek tek kapattırmaya başladılar. Yağmur ve soğuğun altında, iliklerimize kadar ıslanmış vaziyette Kabataş’a kadar yürüdük. Hedefimiz Kabataş’taki Sebil Çay Bahçesi. Sebil Çay Bahçesi 7/24 açık bir çay bahçesiydi ama vardığımızda orası da kapatılmıştı. Polis gözaltı yapmıyor, ufak tefek sataşmalarla yetiniyordu. Gazeteciler ve polislerde yağmurun ve soğuğun altında bizle beraber yürüyorlardı.

Gazeteciler ve polis de yağmurun ve soğuğun altında bizle beraber yürüyorlardı. Kabataş’tan tekrar Eminönü’ne yürüdük ve sabaha doğru Cağaloğlu’nda açık bir kahveyi nihayet bulduk. Sanırım polisler kahve kapatma işinden yorulmuşlardı. Bir, iki saatte üstümüzdekileri kurutup biraz ısındıktan sonra saat 07:30’da İstanbul Üniversitesi önündeki banklarda yerimizi aldık.

Basın gece boyu sokaklarda süren eyleme geniş yer vermiş, arkadaşlarımız ve ziyaretçiler gün boyu bizi yalnız bırakmamıştı. Yeni katılan beş öğrenciyle sayımız yirmi üçe çıkmıştı. Bütün gün sohbetler, değerlendirmelerle üniversitenin önünde geçti.

Oluşturduğumuz bir heyet çeşitli sendika, ilerici demokrat dernek merkezlerini ziyaret ederek hem eylemi ve taleplerini duyurmaya, hem de gece kalacak yer sorununu çözmeye çalışıyordu. Çoğu kurumdan eyleme destek sözleri almamıza rağmen kalacak yer konusunda olumlu bir cevap alamadık. Tam bu arada sanatçı-yazar Bilgesu Erenus’tan davet geldi. Bilgesu-Müştak Erenus çifti bizi evlerine davet ediyorlardı. “Bütün kültür ve sanat insanları adına evimi açtım” diyordu Bilgesu Erenus. “Kültürsüzleştirme politikası güden, boyutsuz insanlar yaratmak isteyen YÖK’e karşı giriştikleri bu eylemlerini destekliyorum” açıklamasıyla gerçek aydın tavrının pratik ve güzel bir örneğini sergiliyordu. "Bütün kültür ve sanat insanları adına", "kim olsa benim yaptığımı yapardı diyerek de mütevazi bir tutum sergiliyordu. Onun ve Müştak abinin açtığı ev gerçek aydının aydınlığa açtığı bir kapıydı aslında. Sadece sanatıyla değil tutum ve tavrıyla da "aydın sorumluluğunu" hatırlatıyordu bu dünyaya. Bugün aramızdan ayrılan Bilgesu Abla bu ve benzer tavırlarıyla hep aramızda yaşayacak.

Erenus çiftinin Cihangir’deki evlerine Beyazıt’tan yürüyerek, yürüyüşü de bir protesto biçimi olarak eyleme dönüştürerek gittik.

Yirmi üç kişilik bir misafir grubunu, açlık grevi eylemcilerini büyük bir misafirperverlikle ve dostlukla ağırladılar.

Sabaha kadar sohbetler ve Bilgesu Erenus’un gitarı eşliğinde şarkılar, Müştak Erenus’un şiir dinletileriyle geçti zaman.

Ertesi sabah bu kez Cihangir’den Beyazıt’a doğru uzanıyordu yürüyüş kolu. Yürüyerek vardığımız üniversite önü bu kez daha çok kalabalıktı. Öğlen saatlerinde bir basın açıklamasıyla açlık grevi bitirildi.
Bilgesu Eranus'la yaşadığımız bir anıyı daha tarihin belleğine geçirerek devam edelim. Tarihe "Nisan Direnişleri" olarak geçen Tek Tip Öğrenci Derneği Yasa Tasarısına karşı tüm Türkiye genelinde birçok ilde gerçekleşen eylemler süreciydi. 14 Nisan'da o dönemin en kitlesel öğrenci protesto yürüyüşü Aksaray'dan Beyazıt'a kadar gerçekleşmiş, polis saldırısıyla onlarca yaralı ve gözaltı ile yürüyüş bitirilmeden yarıda kalmış, ancak mücadeleye büyük bir coşku ve ivme katmıştı.

17 Nisan'da Beyazıt Meydanı'nda 85 ögrenci ile başlayıp 300'leri aşan bir kitleselliğe ulaşan açlık grevi ve oturma eylemi başladı. Polisin vahşi saldırısı protesto ediliyor ve gözaltındaki öğrencilerin serbest bırakılması isteniyordu. Üç gün süren eylemi Bilgesu Erenus her gün ziyaret etti, saatlerce öğrencilerle beraber oturdu ve onlarla aynı havayı soludu. Ayaküstü, yasak savan bir ziyaretçi, destekçi değil bizzat içindeydi pratiğin.

Polis helikopteri eylemcilerin üzerine alçalıp tozu dumana kattığında Bilgesu Erenus ayağa kalktı
"Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz" türküsünü başlatarak tüm kitlenin hep bir ağızdan haykırdığı bir direniş ve coşkuyu örgütledi.

O Solcu öğrencilerin BİLGESU ablasıydı. Sığınağıydı.

Zor dönemlerin dirençli sesiydi. Muhalif sanatın özel ve cesur örneklerinden biriydi...

Geride,
paylaştığımız direniş günleri, şarkıları, sımsıcak anısı kaldı...

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü