Prof. Dr. Süleyman Pampal, özellikle Adalar Fayı için “ölü fay” yorumlarına karşı çıkarak, geçmişte ürettiği depremlere dikkat çekti.
Ancak asıl soru başka: Marmara’daki bu hareketlilik, büyük deprem beklentisi açısından ne anlama geliyor ve son günlerdeki küçük sarsıntılar ana fayda bir kırılmaya işaret ediyor mu? Şu ana kadar ne kadarlık bir alan kırılmış olabilir?18 Ağustos 2026 saat 06.00 ile 20 Ağustos 2026 saat 13.00 arasında İstanbul, Adalar güneyinde yaklaşık 20 km yarıçaplı bir alan içerisinde büyüklükleri 0.7 ile 3.1 arasında değişen toplam 117 deprem çözümlenmiştir.19 ve 20 Ağustos’ta meydana gelen ve moment tensör çözümü…— Kandilli Rasathanesi (@Kandilli_info) August 20, 2026 ‘ADALAR FAYI ÖLÜ DEĞİL ÇÜNKÜ…’Prof. Dr.
Süleyman Pampal, İstanbul ve Marmara Denizi çevresindeki deprem hareketliliğiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Adalar Fayı’nın geçmişte büyük depremler ürettiğine dikkat çeken Pampal, fayın “ölü” olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını belirterek, önemli bilgilerin altını çizdi:“Adalar Fayı’nın 1894 kırıldığını yaklaşık 7 büyüklüğünde deprem ürettiğini, daha sonra da 1965 yılında 6.3 büyüklüğünde bir deprem daha ürettiğini biliyoruz. Kayıtlarda bu durum mevcut.
Dolayısıyla bu fayın geçmişte deprem üretmiş olması, bugün de aktif bir fay olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Bazı uzmanların bu fayı ‘ölü fay’ olarak nitelendirdiğini görüyoruz ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Adalar Fayı aktifliğini sürdürüyor.
Bununla birlikte, bu fayın İstanbul’u veya Marmara Bölgesi’ni tamamen yerle bir edecek çok büyük bir deprem üreteceğini düşünmüyorum. Fakat geçmişte büyük depremler üretmiş bir fay olduğu için deprem üretme potansiyelinin bulunduğunu da göz ardı etmemek gerekir.” ‘YILDA YAKLAŞIK 2 İLA 2,5 SANTİMETRELİK GENEL DEFORMASYON SÖZ KONUSU’Fayların aktif ya da pasif olarak değerlendirilmesinin bölgedeki tektonik rejimle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr.
Süleyman Pampal, Marmara’daki mevcut deformasyonların devam ettiğine dikkat çekti:“Bir fayın ölü ya da diri olarak değerlendirilmesi, içinde bulunduğu bölgenin tektonik rejiminin değişip değişmediğiyle yakından ilgilidir. Marmara Bölgesi’nde neotektonik rejimde esaslı bir değişiklik söz konusu değil. Aynı tektonik rejim devam ediyor, aynı makro deformasyonlar sürüyor.
Bölgede sağ yanal atımlı hareket devam ediyor ve yılda yaklaşık 2 ila 2,5 santimetrelik genel deformasyon söz konusu. Dolayısıyla bu büyük tektonik hareketlerin parçaları olan fayların da tamamen faaliyetini yitirdiğini söylemek mümkün değil. Adalar Fayı da bu sistem içerisinde aktifliğini sürdüren faylardan biri.”BÜYÜK BİR DEPREMİN HABERCİSİ Mİ?Küçük depremlerin “öncü deprem” olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını belirten Prof.
Dr. Süleyman Pampal, öncü depremin ancak daha büyük bir ana şok meydana geldikten sonra geriye dönük olarak tanımlanabileceğini söyledi.Pampal, “Öncü deprem zaten nadiren karşımıza çıkan bir olgu. Bir depremin öncü olduğunu ancak arkasından daha büyük bir ana şok geldiğinde söyleyebiliriz.
Yani bugün meydana gelen bir depreme bakıp ‘bu öncü depremdir’ demek bilimsel olarak mümkün değil. Ana şok meydana geldikten sonra geriye dönüp baktığımızda, daha önce yaşanan bazı küçük depremlerin öncü olduğunu anlıyoruz. Türkiye’de zaman zaman bu tür deprem dizileriyle karşılaşıyoruz.
Daha önce Balıkesir Sındırgı’da, Denizli’de ve başka bölgelerde benzer örnekler yaşandı. Ancak şu anda Marmara’da meydana gelen bu depremleri, elimizdeki verilere dayanarak bir öncü deprem dizisi olarak değerlendirmiyoruz. Bunlar şu aşamada bu şekilde yorumlanabilecek depremler değil” dedi.30'DAN FAZLA KÜÇÜK BİR DEPREMLE NE KADARLIK ALAN KIRILDI?Bu depremlerle birlikte gerçekte ne kadarlık bir fay parçası kırıldı?
Bunu vatandaşın anlayabileceği şekilde somutlaştırmak gerekirse; sözünü ettiğimiz kırılma bir futbol sahası büyüklüğünde bir alan mı yoksa çok daha küçük bir kırılma mı yaşandı/yaşanıyor?“Burada meydana gelen depremlere bakarak ana fayın büyük bir bölümünün kırıldığını düşünmemek gerekir” diyen Prof. Dr. Süleyman Pampal, “Bu tür mikro depremlerde kırılan alan birkaç kilometreyle sınırlı olabileceği gibi daha da kısa olabilir.
Çünkü mikro deprem dediğimiz şey, mikro ölçekteki fay parçalarının kırılmasıyla ortaya çıkan küçük depremlerdir. Bunlar ana fayın tamamının ya da büyük bir segmentinin kırıldığı anlamına gelmez” dedi. Söz konusu depremlerin Orta Marmara Fayı’nın ana segmenti üzerinde meydana gelmediğini belirten Pampal, tali faylara dikkat çekerek, “Buradaki depremler Orta Marmara Fayı’nın ana doğrultusu üzerinde meydana gelen kırılmalar değil.
Segmentler arasındaki bölgelerde, ana Marmara Fayı’nı belli açılarla kesen ve farklı doğrultularda uzanan daha küçük tali faylar bulunuyor. Şu anda gözlenen küçük depremlerin de büyük ölçüde bu farklı yöndeki, küçük deprem üretme potansiyeline sahip tali faylarda meydana geldiğini değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu hareketliliği doğrudan ana Marmara Fayı’nın büyük bir bölümünün kırılması şeklinde yorumlamak doğru olmaz” ifadelerini kullandı.BÜYÜK DEPREM HANGİ FAYDA BEKLENİYOR?Marmara’daki fayların geçmişte ürettiği büyük depremlere de dikkat çeken Prof.
Dr. Süleyman Pampal, 1999 depremlerinin ardından bölgedeki kırılma sürecinin doğuya doğru devam ettiğini ifade etti.Pampal, “Marmara’nın içinde, Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolunun doğu kesimi, 17 Ağustos 1999 depreminde kırıldı. Bu deprem sırasında ortaya çıkan enerjinin önemli bir bölümü daha sonra artçı depremlerle kademeli olarak boşaldı.
O yıllarda artçıların da ne kadar enerji boşalttığını hesaplamıştım. Ancak kırılmanın batıya veya Marmara’nın içerisine doğru aynı şekilde devam etmesini beklemiyordum. Nitekim kırılma doğuya doğru ilerledi ve 12 Kasım 1999’da bir deprem daha yaşadık” diye konuştu.Marmara’daki tarihsel depremlerin de büyük önem taşıdığını belirten Pampal, özellikle 1766 ve 1894 depremlerine dikkat çekti:-- Adalar Fayı’nın 1894 yılında kırıldığını biliyoruz.
Marmara’nın kuzey kolu ise daha önce, özellikle 1766 yılında meydana gelen büyük depremle ciddi şekilde kırılmış ve İstanbul’u çok ağır biçimde etkilemişti. İstanbul’daki tarihsel büyük hasarların önemli bir bölümü bu 1766 depremiyle ilişkilidir.-- 1766’daki büyük deprem, Silivri açıklarından başlayıp Boğaz’ın çıkışına kadar uzanan, Orta Marmara Fayı olarak adlandırdığımız kesimin kırılması sonucunda meydana gelmişti. Dolayısıyla bugün Marmara’daki deprem tehlikesini değerlendirirken yalnızca son birkaç günde yaşanan küçük depremlere değil, bu fayların geçmişte ürettiği büyük depremlere ve tarihsel tekrarlanma özelliklerine de bakmak gerekiyor. ‘DOĞUYA DOĞRU, 7 CİVARINDA BİR DEPREM BEKLİYORUZ’23 Nisan 2025’te meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki depremi de değerlendiren Prof.
Dr. Süleyman Pampal, aynı bölgede geçmişte de benzer büyüklükte depremler yaşandığını hatırlattı. Asıl beklentinin ise Orta Marmara Fayı’nın doğu kesiminde olduğunu söyledi: “23 Nisan 2025’te meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki deprem, Marmara’daki deprem tehlikesini ortadan kaldırmış bir deprem değil.
Aynı noktada veya bu noktaya yakın bölgelerde geçmiş yıllarda da benzer büyüklükte depremler meydana gelmiş. Dolayısıyla bu tür depremleri ana fayın bütün enerjisini boşaltmış gibi değerlendirmek doğru olmaz. Bizim asıl dikkat çektiğimiz kesim, Orta Marmara Fayı’nın doğu tarafı.
Burada doğuya doğru kırılabilecek bir fay segmentinden söz ediyoruz ve bu kesimde yaklaşık 7 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz.” Beklenen fay segmentinin İstanbul’un batı ve güneybatı kıyılarına paralel şekilde uzandığını belirten Pampal, “Sözünü ettiğimiz Orta Marmara Fayı, Silivri açıklarından başlayarak doğuya, İstanbul yönüne doğru uzanıyor. Avcılar, Büyükçekmece, Bakırköy ve çevresindeki kıyı kesimlerinin açıklarında, sahile yaklaşık 15 kilometre mesafede uzanan bu fay, Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara içerisindeki kuzey kolunun orta kesimi. Dolayısıyla deprem tehlikesi açısından asıl üzerinde durmamız gereken kesimlerden biri burası.
Bugün yaşanan küçük depremlerle bu ana fayın üretebileceği büyük deprem potansiyelini birbirinden ayırarak değerlendirmek gerekiyor” diye konuştu.