Milyonlarca dinlenmeye ulaşan “Hep De Yorgun”, “İstanbul Beyefendisi”, “Yıldızlara Bak” ve “Giderdi Hoşuma” gibi şarkılarla kendine özgü bir dinleyici kitlesi oluşturan Yaşlı Amca , uzun süredir beklenen yeni stüdyo albümü 2002 ile dinleyicisinin karşısına çıktı. Adını yalnızca 2000’li yılların müzikal atmosferinden değil, o dönemin özgürlük ve umut duygusundan alan albüm; nostaljiyi romantize etmek yerine bugünün insanının iç dünyasıyla buluşturuyor. Toplam 14 şarkıdan oluşan 2002, bir yandan 2000’lerin rock, pop ve hip-hop tınılarından beslenirken, diğer yandan kişisel hesaplaşmalar ve kolektif hafıza arasında dolaşan bütünlüklü bir anlatı kuruyor.
İstanbul, Assos ve Berlin arasında şekillenen bu üretim sürecini, albümün çıkış noktasını ve Yaşlı Amca’nın müzikal yolculuğunu topluluğun vokali ve gitaristi Artun Özoğlu ile konuştuk. - Albümün adı “2002”. Sizce bugün insanları o yıllara çeken şey gerçekten müzik mi, yoksa o döneme yüklediğimiz umut duygusu mu? O dönem çıkan şarkılar o döneme ait ve onu güzel yapan da o.
Nostalji hissi olumlu anımsatıyor kendini. Bu ağır basıyor. O zamana ayak uydurmaya çalışmadık da çalışmıyoruz da.
Yine de biraz nostalji olsun dedik bu albüm için. O döneme ait tarzlardan ilham alıp yeni şeyler yapmaya çalıştık. Ve çocuktuk o zaman, umut daha somut hissettiğimiz bir duyguydu. - Albümde 2000’lerin rock, pop ve hip-hop tınılarından besleniyorsunuz ama anlattığınız hikâye bugüne ait.
Sizce nostalji geçmişi yeniden yaşamak mı, yoksa bugünü anlamlandırmanın bir yolu mu? İkisi de. Bazen bir koku 20 sene önceye yollar bizi, e şarkılar da öyle.
Yoksa hala anlamlandırdığımızı iddia etmiyoruz herhangi bir şeyi. İşin keyfindeyiz açıkçası. - Albümü, “Kendi zihniyle savaşan kusurlu bir insanın karanlık otobiyografisi” olarak tanımlıyorsunuz. Müzik sizin için kendinizi anlatmanın mı yoksa kendinizle hesaplaşmanın mı yolu?
Anlatmak gün geçtikçe ihtiyaca dönüşüyor. Hesaplaşmak da kaçınılmaz. Bunu şarkılarla gerek stüdyoda gerek konserde yapmaya çalışmak tek bildiğimiz yol.
Anlatabilirsek, bunu da dinletebilirsek ne mutlu bize. - “2002” İstanbul, Asos ve Berlin arasında şekillenmiş bir albüm. Farklı kentler, üretim sürecinde gerçekten müziğin ruhunu değiştirebiliyor mu? Enerjiyi değiştirdiği için müziği de ruhunu da değiştiriyor gibi geliyor bize.
Farklı günler, saatler bile değiştiriyorken farklı şehirler ve ülkeler bir hayli farklı tınlatabiliyor gibi hissediyoruz. Ancak bu bir tercih değildi, öyle gelişti. Genelde hücuma yakın kaydedildiği için de daha da farklılaşmış olabilir şarkılar birbirinden.
Metronomlu az şarkı var albümde. - Albümde daha önce yayımlanmış şarkılarla yeni besteler aynı anlatının parçası oluyor. Bu albümü bir şarkılar toplamı olarak mı yoksa baştan sona okunması gereken tek bir hikâye olarak mı görüyorsunuz? Bu bir hikâye.
Zaten çıkmış şarkılar da bunun bir parçası. Araya çok vakit girdi, bu onu değiştirmesin diye de uğraştık. Bu ne kadar mümkün diye sorarsanız, pek değil gibi görünüyor.
Ama işin bizce güzelliği de biraz bu. Müzikler farklı tarzlara bürünüyor albümde, ama anlatılan hikâye ilk şarkıdan son şarkıya kadar bir bütün. 2002 yılından şimdiye gelirken o zaman duyduğumuz tarzlardan ilham alarak kendiyle tartışan bir zihin hikayesi, büyümeye çalışması. - Yaşlı Amca’nın şarkılarında dinleyici çoğu zaman kendi yaşamından bir parça buluyor.
Bir şarkının kişisel olmaktan çıkıp ortak bir hafızaya dönüşmesini sağlayan şey sizce nedir? Teşekkür ederiz. Hepimiz insanız, dertlerimizin bir kısmı ortak.
Bazen aynı bile hissedebiliyoruz. Bunu dillendirmek de en güzel terapi. - Albümün son şarkısının ismi, “Devam”. Bu, 2002’nin son cümlesi mi, yoksa Yaşlı Amca’nın yeni döneminin ilk cümlesi mi?
Albümün sonları artık hikâye olarak günümüze yaklaşıyor ve hayat devam ediyor. ‘ALBÜM HÂLÂ DEĞERLİ’ - Bugün müzik tüketimi giderek hızlanıyor, şarkılar birkaç saniyede geçiliyor. Siz ise bütünlüklü bir albüm anlatısı kuruyorsunuz. Albüm formatının hâlâ özel bir anlam taşıdığına inanıyor musunuz?
İnanıyoruz. Bir insanın hayatına çok fazla şarkı sığabilir. Ona kıyasla albüm doğal olarak daha az sığar.
Değerli geliyor bize, maddi olmasına gerek yok bu değerin. Zaman geçiyor, geriye dönüp kalıcı olduğunu hissetmemiz bizim için yeterli. Yapabiliyorken yapmaya, yapmayınca huzursuz hissetmeye alışmışız.