sondakika.com
Son Dakika

“Çocuğu korumak yerine cezalandırma yaklaşımı öne çıkıyor”

Çocuk Koruma Kanunu’nda değişiklikler öngören kanun teklifinin AKP ve MHP oylarıyla TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesi sırasında muhalefet milletvekilleri düzenlemeye eleştiriler yöneltti.

Fotoğraf: Bianet

“Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, AKP ve MHP oylarıyla TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Çocukların ceza sorumluluğunu ağırlaştıran kanun teklifi TBMM’de kabul edildi

DEM Parti, CHP, Yeni Parti, İYİ Parti ve Yeni Yol Grubu milletvekilleri; çocukların ceza infaz kurumlarında daha uzun süre tutulmasından sosyal inceleme raporlarına, kolluk yetkilerinden kurumlar arası koordinasyona ve sosyal politikalardaki eksikliklere kadar çok sayıda başlıkta düzenlemeye itiraz etti.

Muhalefet konuşmalarında öne çıkan ortak başlıklardan biri, çocukların suça sürüklenmesine yol açan yoksulluk, bağımlılık, eğitimden kopuş, aile sorunları ve suç örgütleri gibi etkenlerle mücadele edilmeden cezaların ağırlaştırılmasının kalıcı bir çözüm üretmeyeceği görüşü oldu.

TBMM'de çocuk adalet sistemi tartışması: Muhalefet ceza yerine koruma ve önlemenin esas alınmasını istiyor

DEM Parti: “İktidar çocukları suça sürükleyen sorunlara çözüm üretemedi”

DEM Parti Grubu adına konuşan Van Milletvekili Zülküf Uçar, teklifi “çocuk adalet sisteminde geriye gidiş” olarak nitelendirdi. İktidarın, çocukların suça sürüklenmesine neden olan sosyal ve ekonomik koşullarla mücadele etmek yerine cezalandırıcı bir yaklaşımı tercih ettiğini savunan Uçar, teklifin temel anlayışına itiraz etti.

Çocukların suça sürüklenmesinin yalnızca bireysel tercihler üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Uçar, şöyle konuştu:

Bu yasa yönetememenin bir telafisi olarak kurgulanmış, o amaçla bu Meclise getirilmiştir. Evet, iktidar bu yasa teklifini çocukların yaşadığı sorunları çözemediği için getirdi. Bir diğer şekilde ifade edecek olursak, çocukları suça sürükleyen sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm üretemediği için çocukları cezalandırmayı tercih etti.

Çocukların suça sürüklenmesine yol açan koşullara ilişkin kapsamlı bir politika bulunmadığını savunan Uçar, “Hükûmetin çocukları suça iten ekonomik ve sosyal etkilere ilişkin herhangi bir raporu, yol haritası veya çözüm programı var mıdır?” diye sordu. Komisyondaki görüşmelerde bu konuda yanıt alamadıklarını söyleyen Uçar, “Bunların hiçbiri yokken cezaları artırmak neye yarayacak?” dedi.

“Çocukları yetişkinlerle aynı kefeye koyuyorsunuz”

Uçar, teklifin çocuk ile yetişkin arasındaki hukuki ayrımı zayıflattığını ileri sürerek düzenlemeyi tarihsel bir karşılaştırmayla eleştirdi:

12 Levha Kanunlarında bir yetişkin ile bir çocuk arasında bir cezalandırma yöntemine gidilirken çocuk ve yetişkin arasında hassasiyet muhakkak gözetilirdi ama siz şimdi o 12 Levha Kanunları'nın çok daha gerisinde, çok daha gerisinin daha ötesinde bir tutum sergiliyor ve çocukları yetişkinlerle aynı kefeye koyarak iki bin beş yüz yıl öncesine gidiyorsunuz.

Teklifteki bazı maddeleri tek tek değerlendiren Uçar, çocukların üç yüz saate kadar çalıştırılmasını öngören düzenlemeyi “angarya yasağının ihlali”, dijital cihazların takip edilmesini ise özel hayatın gizliliği ve veri mahremiyeti açısından sorunlu olarak nitelendirdi.

Çocuğun hâkim kararı olmaksızın altı güne kadar gözlem altında tutulabilmesine ve gerektiğinde kolluğun müdahalesine olanak tanıyan hükümlere de karşı çıkan Uçar, özellikle “davranışsal bağımlılık” kavramının sınırlarının belirsiz olduğunu söyledi.

Sosyal inceleme raporlarının bazı çocuklar bakımından zorunlu olmaktan çıkarılmasını da eleştiren Uçar, düzenlemelerin keyfî uygulamalara açık bir alan oluşturabileceğini savundu.

Uçar, çocukların suça sürüklenmesini önlemede cezaların ağırlaştırılması yerine toplumsal bağları güçlendiren ve eğitimi merkeze alan politikaların uygulanması gerektiğini söyledi.

CHP: “Bireysel silahlanma sınırlandırılmalı, rehber öğretmen açığı kapatılmalı”

CHP Grubu adına konuşan Maraş Milletvekili Ali Öztunç ise ağırlıklı olarak Maraş ve Urfa’da yaşanan okul saldırılarının ardından kurulan Meclis Komisyonu’nun çalışmalarından elde edilen bulgular üzerinde durdu.

Komisyon çalışmalarının “siyasetüstü” bir anlayışla yürütüldüğünü belirten Öztunç, okul saldırılarının önlenebilmesi için silahlanmadan eğitime, ruh sağlığı hizmetlerinden medya politikalarına ve okul güvenliğine kadar birçok alanın birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

Öztunç’un üzerinde durduğu başlıklardan biri bireysel silahlanma oldu:

Üst düzey bürokratlar sınırsız silah sahibi olabiliyorlar; milletvekilleri, bizler sınırsız silah sahibi olabiliyoruz. Arkadaşlar, ne yapacağız bu kadar silah, tabanca, ne olacak yani; savaş mı var, savaşa mı gidiyoruz? Bunun sınırlandırılması gerekiyor değerli arkadaşlar; 2 olur, 3 olur; sayıyla sınırlandırılması gerekiyor.

"Rehber öğretmene 348 öğrenci düşerken güvenlik tek başına çözüm değil "

Bazı okullarda 700-800 öğrenciye yalnızca bir rehber öğretmenin düştüğünü belirten Öztunç, risk altındaki çocukların daha erken fark edilebilmesi için kademeli bir erken uyarı sistemi kurulmasını istedi.

Maraş’taki saldırının failinin rehber öğretmeniyle 32 kez görüştüğünü hatırlatan Öztunç, risk işaretlerinin belirli aşamalarda Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve gerektiğinde Emniyet birimleriyle paylaşılacağı bir mekanizma önerdi:

Bir öğrenci, bir çocuk rehberlik öğretmeniyle 2 kez, 3 kez görüşüyorsa, öğretmen bunu fark ediyorsa Millî Eğitime bilgi verilmeli. 5 kez olduysa, 6 kez olduysa Aile, Sosyal Hizmetlere, daha da sayı arttıysa Emniyete bilgi verilmeli ve çocuk koruma altına alınmalı; en azından o çocuğun yapacağı herhangi bir olayın önüne geçmek gerekir.

Yeni Parti: “Çocuk adalet sistemini altüst edecek bir düzenlemeyi kabul etmiyoruz”

Yeni Parti adına konuşan Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, teklifin hazırlanma sürecini ve Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonunun çalışmalarını eleştirdi.

Komisyonun, çocukların suça sürüklenmesine neden olan etkenlerin bütün boyutlarıyla araştırılması, koruyucu ve önleyici mekanizmaların geliştirilmesi ve çocukların toplumsal yaşama etkin katılımının sağlanması amacıyla bütün partilerin oy birliğiyle kurulduğunu hatırlatan Suiçmez, çalışmaların bu amaçtan uzaklaştığını savundu.

Genel Kurulun Komisyon kurmadaki amacı dışına çıkılarak, çocuk adalet sistemimizi altüst edecek şekilde, Araştırma Komisyonuna katılan uzmanların görüşlerini yansıtmayan, haftalarca verilen emeği ortadan kaldıracak bir rapor hazırlanmasına neden olunmuştur.

Suiçmez, Araştırma Komisyonu’nun raporu TBMM Başkanlığı’na sunulmadan kanun teklifinin Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye başlanmasına da tepki gösterdi. Aynı alandaki komisyonların çalışmalarının tamamlanmasının ardından ortaya çıkacak raporların birlikte değerlendirilerek yasa teklifinin hazırlanması yönündeki taleplerinin reddedildiğini söyledi.

Çocukların suç işlemeleri hâlinde yaptırımsız bırakılmasını savunmadıklarını vurgulayan Suiçmez, buna karşılık çocuk adalet sisteminin birkaç maddelik bir kanun teklifiyle köklü biçimde değiştirilmesine itiraz ettiklerini belirtti:

Elbette kimse ‘Suç işleyen çocuklar cezalandırılmasın.’ demiyor ama çocuk adalet sistemini ters düz edecek şekilde de birkaç maddelik yasa teklifiyle oranın düzeninin bozulmasını kabul etmiyoruz.

“Asıl yol koruyucu ve önleyici tedbirler”

Suiçmez, suça sürüklenen çocukların yeniden suç işlemesini ve yeni mağduriyetlerin ortaya çıkmasını önlemenin yolunun cezalandırmayı ağırlaştırmak değil, suçun ortaya çıkmasına neden olan koşullara müdahale etmek olduğunu söyledi.

Tam da bu noktada suça sürüklenen çocukların tekrar suç işlemelerini önlemenin yani yeni mağdurların oluşmasını önlemenin yolunun adalet sistemimizi bozacak nitelikte kanun teklifi hazırlamak olmadığını, tam tersi, suçun işlenmesini önleyecek koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması olduğunu söylemek zorundayız.

Türkiye’nin 1995’te Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu, 2005’te kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu’yla da koruyucu ve onarıcı adalet anlayışının benimsendiğini hatırlatan Suiçmez, iktidar döneminde çocuk adalet sistemini güçlendiren bazı adımlar atıldığını ancak görüşülen teklifle bu anlayıştan uzaklaşıldığını savundu.

Suiçmez, Komisyon çalışmaları sırasında teknik ve hukuki itirazlarının dikkate alınmadığını da belirterek sürecin kişiselleştirildiğini ileri sürdü. Kanun yapım sürecinin duygusal tepkiler yerine hukuki güvenlik, belirlilik ve ölçülülük ilkeleri üzerine kurulması gerektiğini söyledi.

Komisyonun bütün siyasi grupların ortak iradesiyle kurulmasına rağmen yeterince işlevli çalıştırılamadığını savunan Suiçmez, ortaya çıkan metinde “hukuki güvenliğin, belirliliğin ve ölçülülüğün” sağlanamadığını belirtti. Çocuklarını kaybeden ailelerin acılarını paylaştıklarını da vurgulayan Suiçmez, bu acıların çocuk adalet sisteminde hukuki güvenceleri zayıflatacak düzenlemelerin gerekçesi hâline getirilmemesi gerektiğini kaydetti.

YENİ Parti Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer de iktidarın çocuk adaletine ilişkin politikasında kısa süre içinde ters yönde bir değişikliğe gittiğini savundu. Bir yıl önce hükümlü çocukların doğrudan çocuk eğitimevlerine gönderilmesinin “reform” olarak sunulduğunu hatırlatan Özer, yeni düzenlemeyle kapalı ceza infaz kurumlarının yeniden öne çıkarıldığını belirterek “O gün çocuğun üstün yararı, rehabilitasyon, topluma kazandırma gibi gerekçeler sunuyordunuz, şimdi ise tam tersi bir teklifle karşımızdasınız, şimdi ‘Eğitimevi değil cezaevi.’ diyorsunuz” dedi.

İYİ Parti: “Çocuğu suça iten sebepleri ortadan kaldırmadan ceza kanunlarını değiştirmek yetmez”

İYİ Parti Grubu adına söz alan Manisa Milletvekili Şenol Sunat, çocukların çeteler, uyuşturucu, silah ve suç ekonomisinin içine çekilmesinin yalnızca çocukların bireysel davranışları üzerinden açıklanamayacağını söyledi.

Sunat, aileyi, okulu ve sosyal hizmet mekanizmalarını güçlendirmeden yalnızca ceza mevzuatının değiştirilmesinin yeterli olmayacağını belirtti:

Çocuğu suçtan uzak tutacak aile politikalarını oluşturmadan, okulu güçlendirmeden, sosyal hizmet kapasitesini artırmadan, yoksullukla mücadele etmeden, bağımlılıkla mücadeleyi etkin hâle getirmeden, yalnızca kanun maddeleri yazarak çocuklarımızı koruyamayız.

Sunat’ın teklifin ikinci bölümüne yönelik itirazlarının başında kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği geldi. Çocuk hakkında kamu davası açıldığında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığına bildirim yapılmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Sunat, “çocuk koruma sistemi bildirim esasına değil koordinasyon esasına dayanmak zorundadır” dedi.

Sağlık Bakanlığının sürecin dışında bırakılmasını ciddi bir eksiklik olarak değerlendiren Sunat, Gençlik ve Spor Bakanlığının da çocukların rehabilitasyonunda spor, sanat ve sosyal faaliyetlerin rolü nedeniyle sisteme dâhil edilmesi gerektiğini savundu.

Sunat’ın eleştirdiği bir diğer düzenleme ise 15 yaşını dolduran çocuklarda sosyal inceleme raporunun zorunlu olmaktan çıkarılması oldu.

Sosyal inceleme raporu mahkemenin ceza tayin etmesi için hazırlanmış sıradan bir belge değildir; bu rapor, çocuğun aile yapısını, eğitim hayatını, psikolojik durumunu, sosyal çevresini ve suça sürüklenmesine neden olan risk faktörlerini ortaya koyan bilimsel bir değerlendirmedir.

Mahkemelere geniş takdir alanı verilmesinin benzer durumdaki çocuklar hakkında farklı uygulamalara yol açabileceğini söyleyen Sunat, düzenlemedeki belirsizliğe “Hukuk devletinde gerekçe belirliliğin yerine geçemez; belirlilik kanunda olur, gerekçe ise o kanunun uygulanmasını açıklar” sözleriyle itiraz etti.

Sunat ayrıca teklifin “suça sürüklenen çocuk” kavramını değiştirmesini de eleştirdi. Yerine getirilen kavramın kanunda açık biçimde tanımlanmadığını belirten Sunat, mağdur, tanık, koruma tedbirine konu olan ya da ceza soruşturmasında şüpheli sıfatıyla bulunan çocukların farklı hukuki konumlarda olduğuna dikkat çekti.

Sunat, konuşmasını “Eğer siz, çocuğu suça iten sebepleri ortadan kaldırmazsanız ceza kanunlarını ne kadar değiştirirseniz değiştirin, yarın aynı çocukları yeniden mahkeme salonlarında görmeye devam ederiz” sözleriyle tamamladı.

Yeni Yol: “Daha uzun hapis onarıcı adalete katkı sağlamaz”

Yeni Yol Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Elif Esen ise özellikle teklifin koşullu salıverilme ve infaz süreleri üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

İktidar yöneticileriyle yapılan görüşmeler sonucunda 12-15 yaş grubuna ilişkin düzenlemenin kısmen iyileştirildiğini belirten Esen, buna karşılık 15-18 yaş grubundaki çocukların belirli suçlar bakımından ceza infaz kurumlarında daha uzun süre tutulmasının önünün açıldığını söyledi.

Ancak bir çocuğun daha uzun sürelerle hapishanede tutulmasının onarıcı adalete hiçbir katkısı olmayacağı gibi konuyu sadece cezalandırma boyutuyla ele alma anlamına da geliyor.

Esen, çocukların kapalı ceza infaz kurumlarında suç ortamından uzaklaşmak yerine daha yoğun bir şiddet sarmalının içine girebileceğini savundu. Akran zorbalığı, işkence ve kötü muamele risklerine dikkat çeken Esen, çocukların cezaevinden çıktıktan sonra kendilerini suça sürükleyen yoksulluk ve sosyal çevre koşulları değişmediği takdirde yeniden suç döngüsüne girebileceğini söyledi.

“Yoksulluk döngüsü kırılmadan sorun çözülmez”

Esen, çocukları suça sürükleyen ekonomik ve sosyal şartların değiştirilmesinin temel önemde olduğunu belirterek, cezaevi sonrasındaki desteğin de çocuk adalet politikasının bir parçası olması gerektiğini savundu.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’de çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının son çare olması gerektiğinin düzenlendiğini hatırlatan Esen, teklifin 15-18 yaş grubunda bazı suçlar bakımından infaz süresini uzatmasının bu yaklaşımla çeliştiğini söyledi.

Çocukların infaz süresini uzatan bir yaklaşım onların gelişimsel ihtiyaçlarını ve topluma yeniden kazandırılma hedefini ikinci plana itiyor.
Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü