“Anafartalar Kahramanı” Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in Yunanlılarca işgal edildiği günün ertesinde, ‘Millî Mücadele’yi başlatmak için Anadolu’ya geçmişti. O’nun tek hedefi; “Geldikleri gibi giderler” dediği işgalcilerin İzmir’den ve Anadolu’dan gönderilmesiydi. Mustafa Kemal Paşa ve Türk Ordusu’nun İzmir’i “kurtuluşun sembolü” olarak seçmesinin asıl nedeni işte budur.
Büyük taarruz öncesi, “Hücum haberini alınca hesap ediniz. On beşinci gün İzmir’deyiz” diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e on dört günde kavuşmuştu. Tahmininde bir gün yanılan Gazi, İzmir özlemini 18 numaralı not defterine şöyle yansıtmıştır: “15 Mayıs 1919, İzmir’in işgali…
Ben aynı günde İstanbul’u terk ettim. O kara günde Karadeniz’deydim. 3 sene ve 4 ay sonra da bugün Akdeniz’deyim.” 10 Eylül 1922 günü, Gazi, İzmir Kemeraltı’ndan Konak’a doğru arabasıyla ilerlerken; “Bir rüya görmüş gibiyim” diye mırıldanmış ve Hükümet Konağı’nın balkonundan kendisini çılgınca sevgi gösterisinde bulunan İzmirlileri selamlarken; “Başarı benim değil, sizin milletindir” diye seslenmiştir.
26 Ağustos’tan 9 Eylül’e adlı anı ve belgelere geçmeden önce, kısaca Türk Ordusunun durumunu anımsatmam gerekiyor. 24 Ağustos 1922 Günü Türk Ordusunun Hazırlık Durumu General Fahri Belen, “Büyük Türk Taarruzu” adlı eserinde, Büyük Taarruzdan önce Türk ve Yunan insan ve silâh mevcutları bakımından şu rakamları vermektedir: “Türk ordusunda 186.000 insan, 99.000 tüfek, 2000’i hafif, 839’u ağır olmak üzere 2839 makineli tüfek, 323 top; Yunan ordusunda ise 195.000 insan, 130.000 tüfek, 3000 hafif ve 100’i ağır olmak üzere 4000 makineli tüfek, 380 top.” Gazi, Ağustostan itibaren yoğunlaştırdığı taarruz hazırlıklarını baştan itibaren çok gizli tutmuştur, 6 Ağustos 1922’de ordulara taarruza hazır olunması gizli emri verildikten sonra da Gazi’nin hareketleri gizli tutulmuş; Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa ve diğer komutanlarla 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz emrini verirken bile gazetelerde kendisinin Çankaya’da bir çay ziyafeti verdiği haberi çıkmıştır. 20 Ağustos’ta başkomutanın Akşehir’de yaptığı toplantıda taarruz plânları görüşülür ve 25 Ağustos’tan itibaren Anadolu’nun dışarısı ile bütün haberleşmesinin kesilerek taarruzun başlatılması emri verilir.
25 Ağustos günü gene bir haber ağızdan ağıza dolaşmaya başladı: “Gazi cephede.” Başkomutanlık Merkezi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa olduğu hâlde Afyon Kocatepe'deki muharebe idare merkezinden 26 Ağustos 1922 sabahı verdiği bir emirle taarruz harekâtını başlatılır. Gün doğar doğmaz 1310 numaralı tepeye hücum başlatılır. İngilizlerin, Türk ordusunun Yunanların yaptığı engelleri altı ayda geçemeyeceğini ileri sürmesine rağmen Türk ordusu bu engelleri 26 Ağustos günü yaptığı hücumlarla kısa sürede aşar.
Düşman Afyon mevzilerinden geriye doğru atılır. Dumlupınar’da herkes şaşkın vaziyete düştü. Kuzeyde Eskişehir’den hücum bekledikleri için, o cepheyi güçlendirmişlerdi.
Yunan generalleri hırstan çatlayacaklar. Fakat ne de olsa, gene Dumlupınar’da kuvvetli bulunuyorlar. Ele geçirilmesine imkânsız olan tepelere hücum etmek de ne demek oluyor?
Bu işe şeytan mı karıştı yoksa? Yunan Genel karargâhın bu husustaki fikri ne idi? Hiç!
Genel karargâhla cephe arasında bağlantı kesilmiş. Hiç olmazsa kuzey cephesiyle anlaşmalı. O da imkânsız.
Türkler ilk hücumda hatları kesmişler. Cephe ikiye bölünmüş bulunuyor. Tepelerde hilâl dalgalanıyor ve al kırmızı rengiyle güneş ışınlarını selâmlamaktaydı.
27-28 Ağustos tarihinde de muharebeler devam eder. 30 Ağustos günü yapılan meydan muharebesi bizzat başkomutan tarafından idare edildiğinden tarihe Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir. 31 Ağustos günü Çalköy’e gelen komuta heyeti gelişmeleri yeniden değerlendirerek Yunanların takip edilmesi yönünde karar birliğine varır.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal burada tarihî emrini verir: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Bu emir Türk ordusunun yıldırım hızıyla ilerlemesine, Yaklaşık 350-400 km olan Afyon İzmir hattını 9 gün gibi kısa bir sürede aşmasına neden olur.
Dünya harp tarihine en hızlı taarruz harekâtı olarak geçen bu yıldırım harekâtı, Türk ordusunun vatanını düşmandan kurtarmak için sergilediği azim ve kararlılığı göstermesi bakımından son derece önemlidir. 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz ve takip harekâtı, Anadolu'nun ebedî Türk yurdu olduğunu bir kez daha tüm dünyaya kanıtlamıştır. 30 Ağustos Zaferi Türk tarihinin dönüm noktasını teşkil etmiştir.
Afyonkarahisar, Büyük Taarruzun ardından 27 Ağustos 1922 tarihinde düşman işgalinden kurtulmuştur. Haydi İzmir’e doğru… 10 Ağustos 2026 Ahmet Gürel