sondakika.com
Son Dakika

83'üncü Venedik Film Festivali bu akşam başlıyor - Sinemanın değişen yüzü...

Bu akşam, İngiliz yönetmen Danny Boyle’un (1956) “Ink” adlı filmiyle başlamadan önce yapılacak açılış töreninde, Georges Clooney’in oyuncu, yönetmen ve yapımcı kimlikleriyle, mesleki yaşamının tümü için “Onur Altın Aslanı” alacağı 83’üncü Venedik Film Festivali, her zamanki gibi, sadece bir film…

Fotoğraf: Cumhuriyet

Bu akşam, İngiliz yönetmen Danny Boyle’un (1956) “Ink” adlı filmiyle başlamadan önce yapılacak açılış töreninde, Georges Clooney’in oyuncu, yönetmen ve yapımcı kimlikleriyle, mesleki yaşamının tümü için “Onur Altın Aslanı” alacağı 83’üncü Venedik Film Festivali, her zamanki gibi, sadece bir film yarışması değil, sinemanın hangi yöne evrildiğini, “auteur” kavramının bugün ne anlama geldiğini ve sinema salonu ile dijital platform arasındaki sınırların ne ölçüde eridiğini görmek için de önemli bir barometre olmayı sürdürecek. Venedik Film Festivali’nin açılış filmi. Son yirmi yılda Venedik’in geçirdiği dönüşümün izlerini bu yılın seçkide açıkça görmek mümkün.

Bir zamanlar Avrupa sanat sinemasının daha kapalı, seçkinci kalelerinden biri olarak görülen Mostra, giderek Hollywood’un büyük yıldızlarını, bağımsız Amerikan sinemasını, dünyanın farklı bölgelerinden genç yönetmenleri ve ödül sezonunun iddialı yapımlarını aynı çatı altında buluşturan melez bir yapıya dönüştü. Festivalin son yıllardaki gücü biraz da burada yatıyor: “sanat filmi” ile yıldız sistemini birbirine karşıt kutuplar olarak görmekten vazgeçmesinde. İKİ YIL DAHA GÖREVDE Bu dönüşümün başlıca mimarı ise mesleğe önce sinema yazarı, sonra da sinematek yöneticisi olarak adım atan Alberto Barbera (1950).

İlk kez 1998-2001 döneminde Mostra’nın başına geçen, ardından 2012’de yeniden bu göreve getirilen Barbera, yeni yönetmenleri keşfetmeyi ve uluslararası alanda görünür kılmayı festival politikasının merkezine yerleştirmişti. Aynı zamanda, büyük Amerikan yapımlarının Venedik’i Oscar yarışının başlangıç noktalarından biri olarak kullanmasına da izin veren Barbera’nın görevinin, Meloni’nin başbakan olmasından sonra değişen ve politik yelpazenin aşırı sağ ucunda yer alan yeni Biennale yönetimi tarafından bir kez daha, 2027 ve 2028 yılları için uzatılması, bu modelin en azından yakın gelecekte devam edeceğini göstermekte. Zaten, Biennale yönetimi de ilkbaharda açıkladığı görev uzatma kararını, özellikle seçkilerin niteliği, yeni yeteneklerin keşfi ve festivalin seyirci tabanının genişlemesiyle gerekçelendiriyordu.

Bu yılın açılış filmi “İnk” dönüşümün en sembolik örneği sayılabilir. Danny Boyle, 1969’da Rupert Murdoch ile The Sun gazetesinin editörü Larry Lamb’ın İngiliz basınını dönüştüren macerasını anlatıyor. Gazetecilik, sansasyon, medya gücü ve hakikat arasındaki ilişkiyi ele alan film, Venedik’te yarışırken daha sonra Netflix’te seyirciyle buluşacak.

Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği “Possible Love” da yarışmada yer alan diğer Netflix yapımı. Venedik, platform filmlerini artık “sinemanın dışından gelen konuklar” olarak değil, festivalin ana estetik ve ekonomik ekosisteminin parçaları olarak kabul etmeyi, gelenekselleşsen bir tavır olarak sürdüregeliyor. COĞRAFİ ÇEŞİTLİLİK Altın Aslan yarışması için, bu nedenle tek bir eğilimden söz edemeyiz.

Bir yanda Boyle’un tarihsel-medya dramı, Werner Herzog’un macera ve yabancılık duygusunu yeniden kuran filmi, Martin McDonagh’ın kara mizahı ve Florian Zeller’in psikolojik gerilimi var. Diğer yanda, Lee Chang-dong’un sınıfsal kimlik, işsizlik, evlilik ve bastırılmış arzular üzerinden Güney Kore toplumuna baktığı uzun soluklu dramı; Hirokazu Kore-eda ve Shinya Tsukamoto’nun Japon sinemasından taşıdığı farklı sesler; Nanni Moretti, Cédric Kahn, Stéphane Brizé ve Nicolas Pariser’in Avrupa toplumlarının siyasal ve ahlaki çatlaklarına yönelen filmleri... Coğrafi çeşitlilik de dikkat çekici.

Avrupa’nın yanı sıra İran, Güney Kore, Japonya, Hong Kong bağlantılı sinema ve Latin Amerika’ya uzanan bir harita söz konusu. Özellikle Ali Asgari’nin filmi “Kami nour”, tutuklanıp doktorluk yapması engellenen bir adamın intihar kararından vazgeçiş ihtimalini aile ilişkileri üzerinden anlatırken İran’daki ekonomik ve siyasal sıkışmayı mahrem bir dramın içine yerleştiriyor. Bu filmin ortak yapımcı ülkeleri arasında Türkiye’nin de bulunduğunu vurgulayalım.

Ancak, ne resmi ne de yan bölüm seçkilerinde, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da bir Türk filmi yer alıyor. Halbuki, 1980’lerden bu yana Venedik Festivali Türk sinemasının uluslararası dolaşıma girmesine olanak tanıyan önemli duraklardan biriydi. Türkiye’den gelen auteur sineması, festivalin estetik haritasında kendine belirgin bir yer açmıştı.

2000’lerden bu yana, özellikle genç kuşağın, ana seçki yanında Orizzonti, Venice Days ve Eleştirmenlerin Haftası gibi bölümlerde görünür olması ve ödüllendirilmesi, bu ilgiyi sıcak tutmaktaydı. Ancak, 2024’te Murat Fıratoğlu’nun “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri” ile Orizzonti Jüri Özel Ödülü kazanmasından bu yana belirgin bir boşluk gözlemliyoruz. 12 Eylül akşamına dek gündemde olacak temel soru, “Altın Aslan’ı kim kazanacak?”tan önce, şu olmalı: “Venice İmmersive” yan bölümünde sanal gerçeklik filmlerinin gelişimini de baştan beri yakından izleyen Venedik Festivali, son yirmi yılda kurduğu auteur-Hollywoodplatform üçgenini daha ne kadar sürdürebilecek ve hangi yöne doğru evrilecek?

ANA SEÇKİ: ALTIN ASLAN ADAYLARI “Naza” (Naza), Yuval Abraham, Rachel Szor (İsrail); “Company” (Ortaklık), Casey Affleck (ABD); “Kami nour” (Biraz Işık), Ali Asgari (İran); “Ritorno a Buenos Aires” (Buenos Aires’e Dönüş), Marco Bechis (İtalya-Arjantin); “Ink” (Mürekkep), Danny Boyle (İngiltere); “Un bon petit soldat” (İyi Bir Küçük Asker), Stéphane Brizé (Fransa) “Il fuoco che ti porti dentro” (İçinde Taşıdığın Ateş), Edoardo De Angelis (İtalya); “Kvinde Ukendt” (Bilinmeyen Kadın), May el-Toukhy (Danimarka); “Bucking Fastard” (Bucking Fastard), Werner Herzog (Almanya); “15/18” (İyileşilecek Bir Yer), Cédric Kahn (Fransa); “Dau” (Dau), Ilya Khrzhanovsky (Rusya); “Look Back” (Geriye Bak), Hirokazu Kore-eda (Japonya); “Ga-neung-han sa-rang” (Mümkün Aşk), Lee Changdong (Güney Kore); “Wild Horse Nine” (Dokuz Vahşi At), Martin McDonagh (İrlanda); “Succederà questa notte” (Bu Gece Olacak), Nanni Moretti (İtalya), “Primetime”, Lance Oppenheim (A.B.D); “The Echo Chamber” (Yankı Odası), Andrea Pallaoro (İtalya); “Un peu avant minuit” (Gece Yarısından Biraz Önce), Nicolas Pariser (Fransa); “L’estranea” (Yabancı Kadın), Paolo Strippoli (İtalya); “Nelson san, anata wa hito wo koroshimashitaka?” (Bay Nelson, İnsan Öldürdünüz mü?), Shinya Tsukamoto (Japonya); “Bunker” (Sığınak), Florian Zeller (Fransa).

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

2 kaynak

Gündem haberleri

Tümü