Britanya Krallığı’nın son büyükelçilerinden Sir Richard Moore ’un adını ilk duyduğumda, aklıma 80’lerin ünlü Bond yıldızı Roger Moore gelmişti. Teşbihte hata olmaz: “Bu ne isim benzerliği!” demiştim. İngiltere büyükelçisinin adı, serbest çağrışımla beni dosdoğru İngiliz istihbaratı ile özdeş “007’lerin dünyasına” götürmüştü.
Aa sonra bir baktım, adam ülkesine döner dönmez MI6’in başına getirilmesin mi? Richard Moore, geçen yılın sonbaharına dek, Birleşik Krallık’ın CIA’sı sayılan MI6’i en baba “007” lerinden biri olarak yönetti. Guardian da geçen gün yayımlanan “Avrupa’nın en rakipsiz istihbarat örgütü MI6” haberini görünce belleğimde birden Türkiye’de Richard Moorelu yıllar canlandı.
“İngiliz ajanları Avrupa’nın bir numarası” diyordu haber ve “Türkiye, İran, Rusya, Çin’e sızıyorlar” diye devam ediyordu. “Ayol ne sızması?” diye düşündüm ilk peşin; “Adam bildiğiniz elinde kartvizitiyle gelmiş”. Richard Moore, MI6’e 1987’de girmiş.
Türkiye’ye ilk tayini 1990-92 arasında gerçekleşmiş. Ankara’ya ikinci kez “bingo!” tam rejim değişikliği döneminde, 2014- 2017 yıllarında dönmüş. Richard Moore elbette ki Türkiye’de MI6 bağlantılı ilk büyükelçi değildir.
Ama “açıkça” MI6 örgütünden gelen ilk ve tek büyükelçi olduğu kesin. Türkiye’de bulunduğu sürede akıcı Türkçesiyle çok iyi sosyal ilişkiler kurmayı başarmış ve bir Twitter fenomeni haline gelmişti. ‘TÜRKİYE, İRAN, RUSYA, ÇİN’ Bu tam da İngilizleri ajanlıkta bir numara yapan özelliklerin başında geliyor: güçlü sosyal beceri ve bağlar, insan ilişkilerinde maharet, dilde hâkimiyet iyi bir ajanın “olmazsa olmaz” artıları. Ama yalnız bunlar değil.
MI6’i “bir numara” yapan, uzun imparatorluk geçmişinden gelen benzersiz küresel deneyim ve bağlantılar, güçlü kurumsal devamlılık ve bunların ötesinde en iyi kalite, en üst düzey eğitim olanakları. Waterloo kahramanı Dük Wellington; “savaşın esasen Eton’un oyun alanlarında ve takım sahalarında kazanıldığını” söylermiş... MI6 kadroları da nitekim, İngiliz veliahtının mezun olduğu okul olan Eton Koleji’nden, Oxford ve Cambridge gibi yıldız üniversitelerden geliyor.
Örgütün gücü ilaveten uzun erimli planlar ve stratejiler kurmasından; “elit muhbirlere” , üst düzey kaynaklara erişebilmesinden kaynaklanıyor. “Humint/human intelligence” olarak anılan “insan istihbaratı ile bilgi toplamaya”, MI6 teknik olanaklardan başkaca çok büyük yatırımlar yapıyor. Guardian’ın haberi özellikle bu noktayı vurguluyor.
Hepsi de büyük, büyük imparatorluk geçmişlerinden gelen “Türkiye, İran, Rusya, Çin” de MI6’in yönetici seçkinler arasına sızmayı başardığı belirtiliyor. 25 ülke istihbarat örgütü arasında yapılan araştırmada, MI6’i “Avrupa’nın en iyisi” yapan özelliği de -gene İngiliz gazetesine göre- tam da bu. Özetle “köstebek yerleştirme” ve “muhbir yetiştirme” becerisi oluyor.
BİTMEYEN BÜYÜK OYUN Nasıl oluyor da her biri deve dişi gibi olan bu ülkeler, MI6’in Eski Kıta’nın tüm diğer istihbarat örgütlerine fark atan “sızma faaliyetleriyle” baş edemiyor? Görüldüğü gibi KGB’nin rahlesinden geçmiş Putin bile MI6’in bu “becerileri” karşısında istenilen etkiyi sağlayamıyor. Burada fark yaratan sadece MI6’in üst düzey performansı değil, Londra’nın her daim süren uzun erimli oyun kurma yeteneği.
Bugün farklı versiyonları ile devam eden “büyük oyun”un bizatihi sahibi İngilizler. “Büyük oyun” teriminin mucidi, 19. yüzyılın ortalarında “Doğu Hindistan Kumpanyası” nda çalışan bir İngiliz istihbarat ajanı olan Arthur Conolly. Büyük güçler arasında Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’daki paylaşım savaşlarına atıf yapan “büyük oyun” , yani doğrudan İngiliz istihbaratının eseri ve icadı.
Bugün aynı (Ortadoğu, Kafkaslar, Avrasya) bölgeden başlayıp bu kez Arktik kıyılarında Grönland’a dek uzanan “oyun” un ana hatları gene enerji kaynakları, boru hatları ve ticaret koridorlarından geçiyor. Merkez üssünde, yapay zekâ ve gelişmiş savunma sanayisi hammadesi sayılan nadir elementler var. İngiltere bu “yeni büyük oyun” da Türkiye’ye “pivotal third country/merkez, odak konumundaki üçüncü ülke” gözüyle bakıyor.
Öyle bir konum ve zamanlamadayız ki dışımızda her gün yeni bir dünya kuruluyor. Tüm dikkatimiz bu “yeni oyun” üzerinde olması gerekirken biz her sabah yeni bir çizgi aşımı ve büyük bir depreme uyandığımızdan, olup biteni hiç izleyemiyor ve odaklanamıyoruz. Mevlam kayıra...