sondakika.com
Son Dakika

Bakanlığın belediye şirketlerinde işkolu değişikliğine karşı sendikalar dava açtı: Asıl hedef örgütlülük

Belediye şirketlerinde yolcu taşımacılığı, araç bakım-onarım, durak ve terminal işleri “Genel İşler” işkolundan “Taşımacılık” işkoluna geçirildi. Belediye-İş ve Genel-İş, düzenlemenin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtı.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sendikal alana ve yetki dengelerine müdahaleleri sürüyor. Bunun bir örneği daha, geçtiğimiz günlerde yayımlanan “İşkolları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile resmiyet kazandı. Kararla belediye şirketleri bünyesinde yürütülen yolcu taşımacılığı ve araç bakım onarım faaliyetleri, durak ve terminallerde yürütülen işler “Genel İşler” işkolundan çıkartıldı, “Taşımacılık” işkoluna geçirildi.

Türk-İş’e bağlı Belediye-İş ve DİSK’e bağlı Genel İş sendikaları bu adımı, tüm işçileri ilgilendiren bir “örgütlülüğü parçalama” hamlesi olarak değerlendirerek düzenlemenin iptali ve yürütülmesinin durdurulması talebiyle dava açtı. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda “Bir işyerinde yürütülen asıl işe yardımcı işler de asıl işin girdiği işkolundan sayılır” deniyor. Belediye Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve Yargıtay kararları da yerel yönetim hizmetlerinin bütünlüğüne işaret ediyor.

Sendikalar bu yüzden, söz konusu değişikliği “hukuk dışı” olarak nitelendirdi. BU KİMİN İHTİYACI? Belediye-İş’ten yapılan açıklamada “Masa başında, ‘ben yaptım-oldu’ anlayışıyla yürütülen bu antidemokratik müdahale, açık bir hak gaspıdır.

Emekçilerin dişiyle tırnağıyla kazandığı TİS ve örgütlenme haklarının masa başı yönetmelik oyunlarıyla gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz” ifadeleri yer aldı. Sendika başkanı Nihat Yurdakul da “İşyerlerindeki birliği ve örgütlü yapıyı parçalamak amaçlanmaktadır. Yönetmelik yasaya aykırı olamaz.

Bakanlık derhal kanuna uygun şekilde düzeltmeli” dedi. Genel-İş Sendikası Başkanı Remzi Çalışkan da yürürlükteki toplu iş sözleşmelerine dikkat çekerek düzenin dağılacağını, üyelerin mağdur olacağını, huzursuzluk çıkacağını savundu. Belediye şirketlerinin özel şirket olarak değerlendirilemeyeceğinin, kamu sermayesiyle kurularak kamu hizmeti gerçekleştirdiklerinin altını çizen Çalışkan, “Bu düzenleme kimin ihtiyacıydı, araştıracağız” dedi ve şunları ekledi: “Konfederasyonlar, işçiler, belediyeler ve şirketler arasında tartışma söz konusu değilken, kimsenin böyle bir değişime ihtiyacı yokken bu neye hizmet ediyor?

İşkolumuzdaki örgütlülüğe saldırı olarak nitelendiriyoruz. Belediye hizmetlerini parçalayarak kaos oluşturulmasına, belediye çalışanlarının güvencesizleştirilmesine müsaade etmeyeceğimiz bilinsin!” ‘İŞKOLU SİSTEMİNİN KENDİSİ UCUBE’ Sendikalar, bakanlığı yasaya uymamakla suçlarken çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Aziz Çelik ise aslında temel sorunun tam da mevcut Toplu İş Sözleşmesi Kanunu olduğunu vurguladı.

İşkolu barajına dayalı sendikacılığı “zaten siyasi olarak belirlenen ucube bir sistem” olarak nitelendiren Çelik, uluslararası alanda sendikaların örgütlenecekleri sektör ve işkollarını kendilerinin belirlediklerine dikkat çekti. Çelik sendikaları da eleştirdi: “Türkiye’de işkolları konusu hükümetle sendikalar arasında bir alver, pazarlık meselesi ve siyasi müdahale alanı olmuştur. Etkili sendikalar için ucube işkolları yaratılmış, bakanlık korumak ve kollamak istediği sendikalar ve sendikacılar için işkolları icat etmiştir.

Torba işkolu uygulaması da işkolunu yapay olarak büyütmekte ve yeni sendikaların sisteme girmesini imkânsız hale getirmekte. Sendikalar kendi aleyhlerine olan girişimlere karşı çıkacaktır ama işin esası, bu işin yasayla belirlenmesindeki sorundur. Öğretmenlerin ve güzel sanatlar alanında çalışanların büro-ticaret işkolundan ayrılması talebi haklı olmasına karşın büyük sendikalardan itiraz görmektedir.

Sendikalar bu konuda oportünist tutumdan vazgeçmeli ve özgürlük ilkesini savunmalıdır. Kendilerini etkiyen konularda itiraz edip sistem karşısında susmak olmaz” İş hukuku ve çalışma ekonomisi uzmanı Dr. Murat Özveri ise işkollarının belirlenmesi 6356 sayılı yasaya dayalı olarak Bakanlık istediği zaman istediği şekilde işkolu tanımı yapma olanağına sahip olsa da, işçi ve işveren konfederasyonlarının görüşünü almak ve uluslararası normları göz önünde bulundurmak zorunda olduğunu belirtti.

Bakanlığın bu koşula uymadığının çok sayıda Danıştay kararı ile tescillendiğine dikkat çeken Özveri, sendikaları da eleştirerek uyardı: “Toplu sözleşme ehliyeti, toplu sözleşmenin düzeyi, görüşmelerinin nasıl yapılacağı, grev kararı almanın koşulları, grevlerin erteleme adı altında yasaklanması, grev kırıcılığına karşı etkili bir korumanın getirilmemiş olması birlikte ele alındığında Türkiye’de sendikal faaliyetler konusunda katı bir devlet vesayetinin bulunduğu açık. Bu vesayete karşı çıkmadan, gerçek anlamda sendika özgürlüğünü savunmadan; başına iş gelince sadece tek bir konu üzerinden tepki göstermek sorunun gerçek boyutunun görülmesini engellemekte, küçük geri adımlarla vesayetçi sistemin açık veya örtülü rıza üreterek varlığını devam ettirmesini sağlamaktadır.”

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü